Âl-i İmrân Suresine Dön

Âl-i İmrânآل عمران

66. Ayet

66Âl-i İmrân Suresi

هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ حَاجَجْتُمْ ف۪يمَا لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَٓاجُّونَ ف۪يمَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

Bilginiz olan konuda tartışmanız anlaşılır da ne diye bilginiz olmayan konuda tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

66. “Siz, hadi bilginiz olan şey üzerinde tartışanlarsınız. Ama bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışırsınız. Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz.” Bilmediğiniz bir konuda niye tartışmaya giriyorsunuz? Siz Allah’tan daha iyi mi biliyorsunuz? Halbuki İbrâhim’i tanıyan, Mûsâ’yı, Îsâ’yı, Muhammed (a.s)’ı tanıyan bilen Allah’tır. Yahudileri, hıristiyan-ları, müslümanları en iyi bilen Allah’tır. Kimin ne niyetle hareket ettiğini, kimin samimi, kimin gayri samimi olduğunu en iyi bilen Allah’tır. Çünkü tek doğru bilgi Allah bilgisidir. Allah’tan gelen bilgi en doğru bilgidir. Ve işte Allah gönderdiği bu kitabında İbrâhim’i de, Mûsâ’yı da, Îsâ’yı da, Muhammed (a.s)’ı da açık ve net bir biçimde anlatıyor. Sizler şu anda Allah bilgisine sırt çevirerek kendi ümniyelerinizle Allah elçilerini yahudi ve hıristiyan yapmaya, kendi sapıklıklarınıza alet etmeye çalışarak Allah’a da, Allah’ın elçilerine de, insanlara da iftira ediyorsunuz. Allah biliyor ve şahitlik ediyor ki o peygamberler ne Yahudi’ydi ne de hıristiyandı. Bunu biz kendimiz demiyoruz, bize Allah bildiriyor. İnsanların bilgisi Allah’tandır. Bunu bize bildiren Allah’tır. Eğer bunu bize Allah bildirmeseydi biz de bilemezdik. Yâni bu kitaba dayalı olmayan, peygambere dayalı olmayan hiçbir bilgi gerçek bilgi değildir. Öyleyse gaybî konularda, gaybî meseleler konusunda Allah’ın bildirdiklerinin dışında söz söylenmemelidir. Bu konularda söz söyleme hakkı sadece Allah’a aittir. Allah’tan başka hiç kimsenin söz söyleme hakkı yoktur. Allah bu konudaki bilgiyi kitapları ve Peygamberleri vasıtasıyla onlara da bildirmişti ama yoldan çıkan bu yahudi ve hıristiyanlar bu bilgiyi gizlediler. Onların yanındaki bilgiye göre de Hz. İbrâhim’in insanlığa sun-duğu din İslâm’dı. Onun oğulları olan İsmail’in ve İshak’ın dinleri de İslâm’dı. İslam tüm peygamberlerin ortak diniydi. Önceleri müslüman olup da sonradan İslâm’dan çıkan, kendilerine yahudi ve hıristiyan adını takan bu insanların kabul ettikleri Îsâ ve Mûsâ (a.s) lar da birer müslümandı. Kendilerini bu peygamberlere izâfe eden bu yahudi ve hıristiyanlar, tarih içinde bu peygamberlerin yolundan ayrıldıktan sonra bu peygamberleri de kendilerine alet etmeye çalıştılar. Kendileri sapıttıkları gibi bu peygamberleri de saptırmaya çalışmışlardır. Kendileri müslümanlıktan çıktıkları gibi bu peygamberleri de müslümanlıktan çıkarmaya çalışmışlardır. Bakın Bakara sûresi bu adamların yahudi ve hıristiyan yapmaya çalıştıkları İbrâhim (a.s)’ın da, Onun torunu olan Yakub (a.s) ın da çocuklarına şunu vasiyet ettiklerini anlatıyor: "Oğullarım! Şüphesiz ki Allah size bu dini seçti. O halde sizde zinhar müslümanlar olarak can verin." (Bakara 132) İşte görüyorsunuz, her iki peygamber de kendi teslimiyetlerini, kendi İslâm’larını, müslümanlıklarını oğullarına da tavsiye ediyorlar ve diyorlardı ki, oğullarım, biz teslim olduk Allah’a, siz de teslim olun. Biz müslüman olduk, siz de müslüman olun. Peki İbrâhim (a.s)'ın oğulları kimdi? Az evvel dedim, birisi İshak (a.s), o Sare annemizden dünyaya gelmişti, ötekisi de İsmail, o da Hacer annemizden doğmuştu. İki oğlu vardı Hz. İbrâhim’in. Bu iki oğul kendisinden sonraki dönemlerde iki kol olarak peygamberlerin geldiği kol oldular. İsmail (a.s) Mekke bölgesine yerleşti. O bölgede peygamber oldu. Ama bu bölgede ondan sonra peygamber geldi mi gelmedi mi bunu bilmiyoruz. Onun soyundan son peygamber, Hz. Muhammed (a.s) gelecekti. Ve risâlet onunla tamamlanacaktı. İbrâhim (a.s)'ın öteki oğlu Hz. İshak (a.s) ise Halilu’r Rahmân kentine yerleşmişti, Kudüs yakınlarında bir şehir. Yakub (a.s) son dönemlerinde oğlu Yusuf sebebiyle Mısır’a göç ediyordu. On oğluyla birlikte Mısır’a gitmişti, tüm aile efradıyla birlikte. Burada uzun süre yaşadı Yakub (a.s). Yakub (a.s)'ın Kur’an’da geçen bir adı da İsrâil’dir, böylece onun oğulları olan İsrâil oğulları tarih sahnesinde yer alır. Ve yeryüzünde hiçbir kimseye verilmemiş nimetler İsrâil oğullarına verilmiştir. İşte burada Yakub (a.s)'ın oğullarına tavsiyesini anlatıyor Rab-bimiz. On iki oğluna diyordu ki: Allah size din olarak bu dini seçti. İslâm dinini seçti. Öyleyse sizler de ancak müslümanlar olarak can verin. Allah’ın İbrâhim için seçtiği din İslâm’dı, İbrâhim (a.s) müslüman-dı, Yakub (a.s) müslümandı ve Allah’ın gönderdiği din de İslâmdı. Ve Yakub (a.s)'ın oğullarına tavsiyesi de İslâm’dı. Şimdi, biz İsrâil oğullarıyız diyen ve İslâm’ı bırakıp sapıklık içine düşen bu yahu-di ve hıristiyanlara ne demek lâzım? Bu adamlar nasıl olur da biz haklıyız deme hakkına sahip oluyorlar? Nasıl olur da biz İbrâhim (a.s)’ın torunlarıyız, biz Yakub’un oğullarıyız dedikleri halde ki İbrâhim (a.s) da, Yakub (a.s) bizim atamızdır ve İbrâhim (a.s) da, Yakub (a.s) müs-lümandı. Bunlar İslâm’dan, haktan ayrılıp, sapık yollara girerek bu peygamberlerin yolunu terk ettikleri halde nasıl olur da Yakub (a.s)'ın ve İbrâhim (a.s)'ın yolunda olduklarını iddia edebiliyorlar? Buna hiçbir zaman hakları olamaz. İşte bu konuda çok ve net bir beyan daha.