69. “Kitab ehlinden birtakımı sizi sapıtmak isterler; oysa kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar.” Rabbimiz biz müslümanları uyarıyor. Ehl-i kitaptan birtakımı sizi saptırmak isterler. Sizi kendi cehennemlerine çekmek için yanıp tutuşmaktadır kitap ehli. Evet bu yahudi ve hıristiyanların derdi budur. Müslümanları kendileri gibi kâfir yapana kadar uğraşmak. Yâni bir taraftan son kitapla kendi kitaplarının hükmünün kaldırılması, Allah’ın dostluğunu kaybetmeleri, liderliğin, imametin kendilerinden alınıp Muhammed ümmetine verilmesi, öbür taraftan da Allah’ın dostluğunu ka-zanan müslümanlara yeni bir kitap gönderilmesinin hasediyle yanıp tutuşan bu ehl-i kitap, imandan sonra sizin de kendileri gibi küfre düş-menizi isterler. Zira adamların kendi dinlerine güvenleri, itimatları kalmamıştır. Ve şu anda Avrupalının yüzde doksanı ateisttir. Dine inanan insan bulmak gerçekten zordur. Onun için sizi de kâfir yapana kadar uğraşacaklardır bu adamlar. Üstelik yahudi yahut hıristiyan da değil, kâfir yapmak isterler. Onun için gizli toplantılarında aldıkları kararlarında şöyle diyorlar: Müslümanları yahudi veya hıristiyan yapmak kesinlikle mümkün değildir. Binaen aleyh İslâm ülkelerinde kesinlikle ya-hudi ve hıristiyanlık propagandası yapmayınız, orada küfür propagan-dası yapınız. Çünkü sağlam bir yerden çürük bir yere geçilmez. Sağlam bir yapıdan çürük bir yapıya geçmek gerçekten zordur. Bu adamları sakın yahudilik veya hıristiyanlığa çağırmayın! Çünkü her ikisi de dindir. Yâni terk etmeye çağırdığınız İslâm da dindir, kabule çağırdığı-nız yahudilik ve hıristiyanlık da dindir. Hak bir dinden bâtıl bir dine çağırmayın! Bu konuda kesinlikle muvaffak olamazsınız! Bunları dinsizliğe, küfre çağırırsanız o zaman muvaffak olabilirsiniz diyorlar. Bunu çok iyi biliyor adamlar. Kendi kâfirliklerinin de farkındadırlar. Onun için isterler ki sizler de, kendileri gibi kâfir olasınız. Kendilerinin küfrettikleri gibi isterler ki siz de küfredin, siz de kâfir olun ve böylece onlarla birlik olasınız. Küfürde, düşüncede, anlayışta, eylem-de birlik, kılık kıyafette, hukukta, hayatta, isyanda birlik, Allah’a kafa tutmada , peygambere isyanda, demokraside birlik, Allah yasalarını reddetmede, cehenneme gitmede birlik, birlik, birlik. Her konuda isterler ki sizinle birlik olsunlar. Yeryüzünde kâfirin tek hedefi işte budur. Kâfir dünyada müslümanın varlığına ve kendisinden farklılığına asla tahammül edemez. Çünkü kâfir kâfirliğinin farkındadır. Yaşadığı hayatın kendisini nereye doğru götürdüğünün farkındadır. Yaşadığı küfür içindeki bir hayatın kendisine cehennemi kazandırdığının kesin farkında olan ve zaten dünyada da cehennemi bir hayatın sahibi olduğunun mutlak bilincinde olan kâfir düşünür ki, madem ki ben şu anda cehennemi bir hayat yaşıyorum, o halde benim yaşadığım bu hayata Müslümanlar niye ortak olmasınlar? Niye bu müslümanlar göz göre göre dünyada cennet hayatı yaşıyorlar da, yaşadıkları bu hayatın sonunda göz göre göre cennete gidiyorlar da ben cehenneme gidiyorum? Niye onlar da benim gittiğim yere gitmiyorlar? Niye benim cehennemime onlar da ortak olmuyorlar? Tıpkı şeytan gibi. Zaten bunlar şeytanın çömezleridir. Evet tıpkı şeytan gibi onun aveneleri olan kâfirler de niye bu müslümanlar bizim cehennemimize gitmiyorlar? Düşüncesiyle müslümanları da kendi cehennemlerine, kendi hayatlarına, kendi küfürlerine ortak etmek istiyorlar. Allah diyor ki; münafıklar da öyledir. Onlar da mü’minleri kendi sapıklılarına, kendi nifaklarına, kendi cehennemlerine çekerek böylece müslümanlarla denk olmak istiyorlar. Madem ki biz kaybettik onlar da kaybetsinler. Madem ki biz saptık onlar da sapsınlar derler. Halbuki kesin biliyorlar ki müslümanlar kazançtadırlar. Müslümanlar hak yolda, doğru yoldadırlar. Bunu bilen bu alçaklar, biz kaybettik onlar da kaybetsinler diyeceklerine, biz de müslümanlar gibi olalım, biz de müslümanlar gibi Allah’a teslim olup onun istediği bir müslümanlığı yaşayalım da onlar gibi biz de kazanalım, tıpkı onlar gibi biz de Allah ve Resûlüne itaat edelim de cennete gidelim, deyiver-seler çok daha iyi olacaktı, onlar da kazanacaklardı ama öyle yapmı-yor hainler. Müslüman oluverselerdi kurtulacaklardı. Bekliyorlardı aslında peygamberi. Yolunu gözlüyorlardı ahir zaman nebisinin. Biliyorlardı, tanıyorlardı, nerde kaldı, geç kaldı diyorlardı. Bekledikleri elçi gelir gelmez iman ediverselerdi, eski müslümanlıklarına dönecekler ve Allah’la dostluklarını yeniden kazanacaklardı. Ama o peygamber beğenmedikleri, Ümmî dedikleri, cahil dedikleri bir toplumun içinden çıkınca bile bile yan çiziverdiler. Onlar yan çizerlerken, o beğenmedikleri Ümmîler o peygambere iman ederek dünyanın en şerefli insanları konumuna otururlarken onlar yeryüzünün en zelil insanları olarak sapıp gittiler.