Âl-i İmrân Suresine Dön

Âl-i İmrânآل عمران

72. Ayet

72Âl-i İmrân Suresi

وَقَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اٰمِنُوا بِالَّذ۪ٓي اُنْزِلَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ وَاكْفُرُٓوا اٰخِرَهُ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَۚ

Ehl-i Kitap’tan bir grup, “İman edenlere indirilene günün başında inanın günün sonunda da inkâr edin. Umulur ki onlar da (dinlerinden) dönerler.” dedi.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

72. “Kitap ehlinden birtakımı şöyle dedi: “İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkâr edin ki, belki dönerler” Âl-i İmrân sûresinin okuduğumuz bu âyetleri nâzil olunca ehl-i kitap sanki beyinlerinden vurulmuşa döndüler. Rabbimizin bu âyetlerinde yıllar yılı bu ehl-i kitabın sapık inanışları reddedilip İmrân ailesi, Meryem ve Îsâ (a.s) gerçeği son derece açık ve net bir biçimde ortaya konulunca. Ehl-i kitabın atamız diye övündükleri, yolundayız diye avundukları İbrâhim (a.s)’ın müslümanlığı, Îsâ (a.s)’ın müslümanlığı, Meryem anamızın müslümanlığı ortaya konularak yahudi ve hıristi-yanların tarih boyunca sapıklıkları deşifre edilince deliye döndüler. Gerçekler bizzat Allah tarafından bildikleri, tanıdıkları, bekledikleri bir peygambere gelen kitabın âyetleri tarafından ortaya konulunca şaşkına döndüler. Eğer bugün şu anda müslümanlar şu elimdeki kitabın âyetle-rini biraz yakından tanıyıp, tıpkı dün Rasûlullah efendimizin yaptığı gibi, tüm dünyaya duyurabilseler, kesin söylüyorum ki; yine tüm dünya yahudi ve hıristiyanları beyinlerinden vurulmuş gibi sarsılacaklardır. Eğer bizler bu âyetleri yakından tanıyıp, muhataplarımıza karşı bir silah olarak döndürmeyi becerebilirsek, aynı durum mutlaka gerçekle-şecektir. Allah’ın bu kesin ve açık âyetleri karşısında kâfirler şaşkına dönüp, çeşit çeşit yollara başvuracaklar. Bu gerçekleri haykıran müs-lümanları susturabilmek için, onların yanlışlıklarını ispat edebilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışacaklar. Ama şu anda bu âyetlerden habersiz yaşayan müslümanlar onları rahatlatıyor. Ve böylece bu adamların İslâm’a ve müslümanlara düşmanlıklarının, İslâm’ı, müslümanları yok etmeye çalışmalarının, susturmaya çalışmalarının sebebini de anlamış oluyoruz. Bakın o günün ehl-i kitabının İslâm’a ve müslümanlara karşı oynadıkları oyunlardan birisini Rabbimiz şöyle anlatıyor: Ehl-i kitaptan bir grup ötekilere diyorlar ki, mü’minlere indirilenlere günün evvelînde, size indirilen bu kitabın âyetlerine biz de iman ettik deyin. Biz de müslüman olduk deyin. Günün sonuna doğru da in-kâr ediverin. Dinden çıkıverin. Mürted oluverin. Dönüverin, böylece belki o müslümanlar da sizin dininize dönerler. Veya müslümanlar da sizi görerek onlar da dinlerinden döner-ler. İrtidat ederler. Böylece din laçkalaşmış olur da, onlar da madem ki bu din sabah girilip akşam çıkılacak bir dinmiş diyerek, bu işi normal görerek, onlar da girip çıkmaya başlayıverirler. Din bilenler, Allah’ı tanıyanlar, kitap bilgisine, vahiy bilgisine sahip olanlar böyle yapınca elbette cahiller de onlar gibi yapacaklardı, bilmeyenler de onları takip edeceklerdi. Ehl-i kitabın tuzağı buydu. Çünkü o bölgede din bilenler yahu-dilerdi. Allah’ın gönderdiği son elçisine, son kitabına iman eden Araplarsa Ümmî kimselerdi. Din konusunda, kitap ve peygamber konusun-da hiçbir şey bilmeyen bu ümmîleri, yahudi ve hıristiyanlar küçük görüyorlardı. Bu konuda onların akıl hocası bizleriz, onlar bizi izlerler di-yorlardı. Çünkü Ümmî olan Araplar her ne kadar Hanif dininin kalıntıları olarak Allah’ı bildiklerini ve iman ettiklerini iddia ediyorlarsa da ne İbrâhim (a.s)’la ne de Onun diniyle uzak ve yakından hiç bir ilgileri kalmamış, Kâbe’yi çeşitli putlarla doldurmuşlar, kendilerince kendilerini Allah’a yaklaştıracakları inancıyla putlara tapınıyorlar, put egemenliğinde bir hayat yaşıyorlardı. Allah’tan, Allah’a kulluktan uzaklaşıp şirki ve putçuluğu yasallaştırmış olan bu insanlar tevhid dinine sahip olduklarını iddia eden yahudi ve hıristiyanlar karşısında eziklik içindeydiler. Çünkü onların kitapları vardı, peygamberleri vardı, halbuki kendilerinin böyle bir şeyleri yoktu. Din konusunda bir çıkmaza düştükleri zaman danışma mercileri ehl-i kitaptı. Hattâ bu son elçinin geleceğini bile onlardan duymuşlardı. Bu son elçiye iman etmeden önce onunla nasıl mücâdele edecekleri konusunda da yine ehl-i kitaptan bilgi almışlardı. Onlar nazarında yahudi ve hıristiyanların böyle bir saygınlıkları vardı. İşte yahudi ve hıristi-yanlar, ümmîler üzerindeki bu saygınlıklarından istifade ederek onları dinlerinden çıkarmak, kendileri gibi kâfir yapmak istiyorlardı. Halbuki az evvel de ifade ettiğim gibi bu alçaklar kitaplarında kendilerine haber verilen, vasıfları beyan edilen bu âhir zaman Nebîsini bekliyorlardı. Yıllardır gelecek âhir zaman nebîsini ve ona gönderilecek Furkân’ı, Kur’an’ı bekliyorlardı. yolunu gözlüyorlardı. Nerede kaldı? Geç kaldı? diyorlardı. Hattâ müşrik Araplara karşı onunla istifta etmeye, hava atmaya çalışıyorlardı. Kâfirlere, müşriklere karşı onunla fetih umuyorlardı. O peygamberin gelmesiyle zafere ulaşacaklardı. Ona iman edecekler, ona tabi olacaklar, onun komutasında yeni bir dünya kurup eski kaybettikleri âlemlere tafdıyl olma özelliklerine yeniden kavuşacaklardı. Bunu düşlüyorlar, bunu bekliyorlardı. Onun gelme zamanı yaklaştı, ayak sesleri kulağımıza gelme-ye, gölgesi üzerimizde dolaşmaya başladı. Hele bir gelsin, biz onunla bir olup, o Nebîy-i Ekremin arkasında bir ordu oluşturup, sizin de putlarınızın da kökünü kazıyacak, sizleri Âd ve İrem gibi katledeceğiz? diye bekleşip duruyorlardı. Ve nihâyet işte beklenen Nebî gelmiş ve geleceğini bu ehl-i kitaptan duymuş Ümmî, putperest Araplar ona iman ederken, bekleyen ehl-i kitap ise o bizden gelmedi, o bizim familyadan çıkmadı, bu peygamber bizden değil diye, küçük gördükleri ümmîler içinden çıktı diye yan çizerlerken, bu yetmiyormuş gibi bir de utanmadan Ona iman eden bu ümmîleri kâfir yapmaya çalışıyorlardı. Öyle değil mi? Allah peygamberini onların içinden seçmemişti. Din bilenlerden gelmemişti peygamber. Yıllar yılı küçümsedikleri ümmîlerin içinden bir peygamber seçilince bu onlara zor geldi. Şu anda da öyle değil mi? Şu anda da bu yahudi ve hıristiyan-lar aynı mantıkla hareket etmiyorlar mı? Biz her şeyi biliriz diyen, ken-dilerini efendi kabul eden, kendilerini gelişmiş kabul eden, kendilerini gerek siyasal, gerek ekonomik, gerek bilimsel, gerek askeri ve teknolojik yönden kendilerini güçlü kabul edenler de aynı şeyleri söylemi-yorlar mı? Biz bilenleriz, biz efendileriz, dünya siyasetini biz yönlendiriyoruz, ekonomi bizdedir, bilim ve teknoloji bizdedir, medeniyet bizdedir diyenler şu anda gariban müslümanlara aynı gözle bakmıyorlar mı? İnsanların dinlerini bozmaya çalışmıyorlar mı? Müslümanlar için aynı komploları uygulamıyorlar mı? Dünkü yahudi ve hıristiyanlar da küçük gördükleri müslüman-lara aynı oyunu oynuyorlardı. Geliyorlardı müslümanların arasına ve diyorlardı ki biz de müslüman olduk. Peygambere indirilen âyetlere biz de inandık diyorlar, sonra da günün sonlarına doğru dönüveriyorlardı. Vallahi bu din bize bir mutluluk sağlamadı, bu dinden bir zevk, bir haz duymadık. Önceki halimizle bu din arasında bir fark göremedik, bir huzur duymadık, bir hayır bulamadık diyerek dinden döndüklerini söylüyorlardı. Dertleri neydi alçakların? Dertleri İslâm’a gölge düşürmek, müslümanların kalplerine şüphe tohumları ekmek, dinden çıkışı normalleştirmek, dini laçkalaştırmak ve müslümanların dinden çıkmalarını, kendilerine tabi olmalarını gerçekleştirmek. Bütün dertleri buydu hainlerin. Ama elhamdülillah ki tutmadı bu oyunları. Bir tek müslüman bile kanmadı bu komploya. Öyleyse din bilenlerin, çevrelerine din anlatanların, ben müs-lümanım diyenlerin bu konuda çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Bozuk düzen bir müslümanlık yaşayarak, Allah’ın dinine gölge olarak, insanları Allah’ın dininden soğutacak bir duruma düşerek kendi dinimize karşı dünkü yahudi ve hıristiyanların oynadıkları oyunu oynamayalım. Allah için bir düşünelim. Biraz öyle değil miyiz şu anda? Allah’ın diniyle bizim yaşadığımız din aynı mı? Hayatımız Allah’ın dinine göre mi şekilleniyor? İmanlarımızla hayatlarımız aynı mı? Söylediklerimizle yaşadıklarımız paralellik arzediyor mu? Öyle değil gibi değil mi? Allah korusun da imanlarımızla hayatımız birbirine ters değil mi? Hayatımız inancımıza ters değil mi? Kılık-kıyafet adına ters, giyim-kuşam adına ters, mala bakış adına ters, kazanma-harcama adına ters, ev tefrişi adına ters, çocuklarımızın eğitimi adına ters, meslek seçimi adına ters, ters, ters. Allah korusun da şu anda inancımız başka bir vadide, hayatımız başka bir vadide. Allah korusun da bu halimizle Allah’ın dinine gölge olmuyor muyuz? Allah’ın dinine perde olmuyor muyuz? Allah’ın dinini tanımayanların dine nefretlerini, dinden soğumalarını kamçılamıyor muyuz? İnsanları Allah’ın dininden kaçırmıyor muyuz? Yâni dünkü yahudi’nin bu dine yaptığını yapmıyor muyuz bugün bizler? Sanki bu halimizle bu dine yeni gireceklere şöyle demiyor muyuz? Boş verin yahu, niye gireceksiniz bu dine? Ne işiniz var bu dinde? Biz girdik de ne oldu? demiyor muyuz? Yâni bugün İslâm’ı bilmedikleri halde bu dinden nefret edenler bizim yüzümüzden nefret etmiyorlar mı? İslâm’ı bizim yamuk hayatımızla tanıdıkları için reddetmiyorlar mı bu insanlar? Sanki bizler ısrarla İslâm’ı tanıtmamaya çalışıyoruz bu insanlara, ya da yanlış tanıtıyoruz. Yâni bizim bu kitaba ve peygambere dayanmayan yamuk müslümanlığımızı görenler, İslâm’ı bizim şahsımızda tanıyanlar şöyle demiyorlar mı? Ne olacak yahu müslüman olup ta? Ne farkımız olacak bunlardan? Müslüman olduğumuz zaman olsak olsak biz de bunlar gibi olacağız. Şu anda bu müslümanların bizden bir farkları yok ki. Bunların derdi de ev, bunların derdi de araba, bunların derdi de para, pul. Bunların derdi de boya, cila. Bunların derdi de Mark, dolar, altın, gümüş. Bunların derdi de dünyada lüks içinde bir hayat. Ne farkımız var da bu müslümanlarla? Yâni onların hedefleriyle bizimkilerin, onların hayat programlarıyla bizimkilerin, onların evleriyle, şehirleriyle bizimkilerin ne farkı var? Onların çocuklarının eğitimiyle bizimkilerin ne farkı var? Onların kadınlarının giyinişiyle bizimkilerin ne farkı var? Onların hukuklarıyla, sosyal ve siyasal yasalarıyla, ekonomik yapılan-malarıyla bizimkilerin ne farkı var? Zaten her şeylerini bizden alıyorlar diyerek bizim yüzümüzden müslüman olmaktan vazgeçmiyorlar mı bu insanlar? Öyleyse bu durum bizi çok korkutmalıdır. Çok ürkelim de dünkü yahudi’nin bu dine oynadığı oyunu bugün bizler oynamayalım. Kitabımızı ve peygamberimizi iyi tanıyalım. Dinimizi temel kaynaklarından öğrenelim. Doğru dürüst bir müslüman olalım, doğru dürüst bir müslümanlık yaşayalım da insanların Allah’ın dinine girmelerine engel değil, köstek değil destek olmaya çalışalım inşallah. Bizi görenler bizde dirilsinler, bizde Allah dininin huzur, mutluluk ve sükûnunu görsünler. Bizi görenler aradıkları emniyeti, aradıkları adâleti, aradıkları insanca bir hayatı bizde bulsunlar da onlar da bizim dinimize girmeye, onlarda kurtuluşa can atsınlar inşallah. Evet Ehl-i kitabın sözleri devam ediyor.