74. “Rahmetini dilediğine tahsis eder, Allah büyük, bol nimet sahibidir.” Rahmetini dilediği şekilde, dilediği kimseye veren Odur. Allah büyük fazl u kerem sahibidir. Allah peygamberliği dilediğine lütfediyordu. Dün İsrâil oğullarına lütfedilen rahmet, risâlet bu sefer de yine İbrâhim (a.s)'ın öteki oğlu İsmail (a.s)'ın torunlarından birine bir kitap geldi diye reddedilmez ki. Nübüvvet artık Ümmîlere geçmişti ki bu Allah’ın bir lütfuydu. Muhammed (a.s) peygamber olmuştu ki bu Allah’ın bir lütfuydu. Yeni bir toplum, Mekkeliler, Medineliler müslüman olmuş-lardı ki bu da Allah’ın bir lütfuydu. Yâni eğer o dönemde Allah bir peygamber göndermemiş olsaydı veya bu peygamber gönderme işini Rabbimiz yüz yıl ertelemiş olsaydı, ya da yüz yıl öne almış olsaydı, elbette bu defa da bu dönemin insanları değil de o dönemin insanları olacaklardı dünyanın en şereflileri. Yâni bu iş Allah’ın bileceği bir iştir. Niye şu dönemde değil de bu dönemde ya Rabbi? Niye bize değil de falanlara ya Rabbi? Diye Allah’a hiç kimsenin hesap sorma hakkı yoktur. Kendilerinden birine gelmedi diye, bunu reddetme yetkisini nereden almışlar bunlar? Yo! Allah bunlara soracaktı, ne dersiniz? Nasıl istersiniz? Kime göndereyim bu peygamberliği? diye bunlara soracaktı Allah. Bunu bekliyormuş hainler. Allah’a yol göstermeye, Allah’a akıl vermeye çalışıyor alçaklar. Şunu demeliydin ya Rabbi! Şuna göndermeliydin ya Rabbi? Diyerek sanki Allah’a akıl vermeye çalışıyorlar. Herhalde bugünkü müslümanların bir hakikatle karşı karşıya geldikleri zaman, birileri bir hakikati ortaya koyduğu zaman, kim bu adam? Bizden mi? Bizim takımda mı oynuyor? Bizim kavimden mi bu? Diyerek, kabul ya da red konusunda bunu temel kriter yapışları yahudi karakterini andırıyor. Hattâ kendi gruplarından gelince ne gelirse gelsin, ne olursa olsun fark etmez, ama kendi gruplarının dışındakilerden gelen ne olursa olsun onu reddetme alışkanlıkları yahudi-lere ne kadar da benziyor değil mi? Ve bu tavrın kendilerinden öncekilere neler kaybettirdiğini bilmiyorlar mı? diye sorasım geliyor. Gerçekten bugünün müslümanları da kafalarını iki ellerinin arasına alıp derin derin düşünmek zorundadırlar. Ehl-i kitabın bu tavrı reddediliyor. Arkadaşlar, eğer durum şöyle olsaydı belki bu adamların, ya da şu anda bizlerin itiraz hakkımız olabilirdi. Eğer Allah’ın sevdiği, razı olduğu insanlar yeryüzünde sadece peygamberler olsaydı ve peygamberlerden başka yeryüzünde hiç kimse cennete giremeyecek olsaydı, Allah yasasını böyle belirlemiş olsaydı o zaman belki diyebilirdik ki ya Rabbi bizim suçumuz ne ki bizi peygamber yapmadın? Bizim suçumuz neydi ki Peygamberliğini bizden seçmedin? Eğer biz de peygamber olsaydık, biz de cennete giderdik demeye hakkımız olurdu. Ama Allah öyle bir yasa koymamış. İnsanlar arasında peygamber seçtiği kimselerin yanı başında ben de müslümanım deyip onların inancına sahip çıkan herkesi onların makamına, onların cennetine ortak etmiştir Rabbimiz. Onlara da, onlara sahip çıkanlara da cennet vaat etmiştir. Öyleyse hiç kimsenin Allah beni niye peygamber seçmedi? Allah elçisini niye bizim içimizden çıkarmadı diye tasalanmasına gerek yoktur. Herkesin cennet yolu açıktır. Öyleyse gelin sizdendi, bizdendi tartışmalarını bırakalım da Allah’ın elçileri gibi bir hayat yaşayalım, onların imanlarına, teslimiyetlerine sahip çıkalım da onlara lütfedilen cenneti bizler de kazanmaya çalışalım.