79. “Allah'ın kendisine Kitabı hükmü, peygamberliği verdiği insanoğluna: “Allah'ı bırakıp bana kulluk edin” demek yaraşmaz, fakat: “Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabbe kul olun” demek yaraşır.” Allah’ın kendisine kitap verdiği, hüküm verdiği, hâkimiyet verdiği, hikmet verdiği, kitabın anlayışını, kavrayışını ve uygulanış bilgisini verdiği hiçbir beşere, hiçbir varlığa, ki bu varlık melek de olsa, peygamber de olsa, sâlih bir kişi de, âlim, fazıl bir kişi de olsa Allah’ı bırakın da beni Rab kabul edin demesi, Allah’a kulluğu bırakın da bana kulluk edin demesi, Allah kullarını kendisine kulluğa çağırması asla yakışmaz, mümkün değildir bu. Bu âyet-i kerime ehl-i kitabın Allah elçilerine yaptıkları iftiralarını cevaplıyor. Hıristiyanların Îsâ Allah’ın oğludur düşüncelerine, ya-hudilerin Üzeyr Allah’ın oğludur felsefelerine, müşriklerin melekler Allah’ın kızlarıdır sapıklıklarına veya yine ehl-i kitabın din adamları Rab-dir inanışlarına veya yine bizim ehl-i kitabın, yâni adı müslüman olan insanların Allah’ı bırakıp da Allah namı hesabına yöneticilerini, siyaset adamlarını, din adamlarını, şeyhlerini yetkili kabul edip, bunlar bizi Allah’a yaklaştırıcılardır, bunlar Allah’ın ayrıcalıklı kullarıdır, bunların dedikleri de Allah’ın dedikleriyle eş değerdedir diyerek onları Allah’a, Allah’ın yetkilerine ortak birer Rab kabul edişlerine bir reddiye, bir uyarı olarak gelmiş bir âyettir. Bakın Allah diyor ki, hiçbir beşere, hiçbir varlığa, hiçbir kula ki bu kul Allah’ın kendisine rahmet kapısını açmış, kendisine kitap vermiş, kendi bilgisiyle bilgilendirmiş, hikmet vermiş, nübüvvet vermiş. İşte böyle bir beşerin şöyle demesi mümkün değildir: Allah’ı bırakın da, Allah’a kulluğu bırakın da bana kulluk yapın. Allah’ı dinlemeyi bırakın da beni dinleyin demesi mümkün değildir. Ya da Allah’la birlikte bana da kulluk yapın demesi mümkün değildir. Yâni bu beşer Allah’ın lütfuna mazhar olacak, Allah bilgisine ulaşacak, Allah’ı tanıyacak, Allah’ın azametinden haberdar edilecek, sonra da dönecek insanları kendisine kulluğa çağıracak. Gerçekten olacak şey değildir bu. Hiçbir peygamber yoktur ki insanlara Allah’a kulluğu bırakın da, bana kulluk edin demiş olsun. Hiçbir peygamber yoktur ki Rab benim, İlâh benim, benim kullarım olacaksınız desin. Nasıl olabilir? Tüm hayatları boyunca kendileri herkesten çok Allah’ı severlerken, herkesten çok Allah’tan haşyet duyup, herkesten çok Allah’a kulluk yaparlarken, nasıl olur da insanlara kendi rubûbi-yetlerini empoze edip, kendilerine kulluğa çağırsınlar. Olacak şey mi bu? Yâni bir Allah elçisi Îsâ (a.s) çıkacak, ey insanlar ben Rabbim, ben İlâhım, sizler bana kul olmak zorundasınız, bana tapınmak zorundasınız, sizin Rabbiniz benim. Ha bana kulluk yapmışsınız, ha Allah’a kulluk yapmışsınız. Ha bana dua etmişsiniz ha Allah’a. Ha bana sığınmışsınız ha Allah’a demiştir. Mümkün müdür bu? Nasıl da sapık-ça düşünüyorsunuz? Bir ömür insanları tevhide, sadece Allah’a kulluğa çağırmış, kendisi de hep O Allah’a kulluk etmiş bir peygambere nasıl da iftira ediyorsunuz? Nasıl oluyor da ona Tanrı, yahut Tanrının oğlu yakıştırmasında bulunuyorsunuz? Halbuki Rab ve İlâh sadece Allah’tır. Kulluk sadece Allah’a ya-pılır, dua ve tevekkül sadece Allah’a yapılır, rızık sadece Allah’tan istenir, ölüm Allah’a aittir, hayat Allah’a aittir. Birer beşer olarak, birer kul olarak Peygamberlerin rolü ise sadece O Allah’a nasıl kulluk yapılacak? Nasıl iman edilecek? Nasıl bir teslimiyet gerçekleştirilecek? İşte bunu ortaya koyup örneklemektir. Rab sadece Allah’tır, İlâh sadece Allah’tır ve O Rabbin kulları olan peygamberler insanlara şunu demişlerdir: Ey Allah’ın kulları, bizler O Allah’a kulluk ediyoruz, sizler de Rabbaniler olun, sizler de kul olun Allah’a. Kullar olun Rabbe. Kitabı öğrenmeniz sebebiyle, kitaba muttali olmanız, kitaptan haberdar ol-manız sebebiyle, kitabın bizden ve sizden istediği kulluğu anlamanız, kitabın pratik hayata aktarılma usulünü öğretmemiz, göstermemiz, örneklememiz, sizin de bunu bizlerden öğrenmeniz sebebiyle, kitaptan bilgilendiğiniz şekilde Rabbinize kul olun demişlerdir. Rabbaniler, âlimler, hikmet sahipleri olarak, takva ve teslimiyet sahipleri olarak Allah’a kul olun demişlerdir. Bütün gücünüzü, bütün himmetinizi topar-layarak, Allah’a kul olun demişlerdir. Allah bilgisini, Allah vahyini öğrenen ve öğretenler olarak Rabbinize kul olun demiştir. İlim öğrenen ve öğrendiklerini amele dönüştürenler olarak Rabbinize kul olun demişlerdir. İşte tüm peygamberlerin toplumlarına söyledikleri de, gösterdikleri de budur.