91. “Doğrusu inkâr edip, inkârcı olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azap onlaradır, onların hiç yardımcıları da yoktur.” Böyle Allah’ın dinini terk eden, kendi hevâ ve heveslerini din kabul edip bir hayat yaşayan sonra da bu inkârları üzerine geberip gidenler, yeryüzü dolusu altınları, gümüşleri de olsa, tamamını fidye olarak vermiş de olsalar bu onlardan kabul edilmeyecektir. Kâfir, tüm dünya onun olsa, sahip olduğu tüm dünyayı kendisini Allah’ın azabından kurtarabilmek için fidye olarak verirdi buyuruyor Rabbimiz. Tüm dünyayı vermek ister. Çünkü Allah’ın dayanılmaz azabını gördükleri zaman onları büyük bir pişmanlık kaplayacaktır. Ama bu azap kendilerine zulmedilerek takdir edilen bir azap değil, yaptıklarına karşılık aralarında adâletle hükmedilerek verilmiş bir azaptır. Onlara asla zul-medilmemiştir. Çünkü bu azap yasası Hz. Adem’den bu yana net ve açık bir biçimde tüm insanlığa ilân edilip, herkes bundan haberdar edilmiştir. Bunu tercih edenler bilerek tercih etmişlerdir. Yarın bu insanlar her şeylerini fedâya hazır olacaklar. Hattâ Kur’an’ın başka yerlerinde tüm dünya kendilerinin olsa, hattâ bir misli daha olsa onu da verecekleri anlatılır. Halbuki hainler dünyada bu dünya için sapmışlardı, dünyalıklar için sapmışlardı. Dünya hayatımız iyi olsun da, dünya bizim olsun da gerisi ne olursa olsun diyerek sapmışlardı. Şimdi Allah’ın azabını görünce adına saptıkları tüm dünyayı fedâ etmeye hazır oluyorlar. Mearic sûresinde de bu adamların oğlunu, kızını, hanımını, kardeşlerini, kavmini, kabilesini, fasilesini ve arzda ne varsa hepsini fedâ edeceği, fidye olarak cehenneme göndermeye ve kendisini kurtarmaya çalışacağı anlatılıyordu. Ama işte bu sûreden anlıyoruz ki ne dünyanın tamamına sahip olmaları, ne iki dünyaya sahip olmaları, ne dünya kadar altına, marka, dolara sahip olmaları onları asla Allah’ın azabından kurtarmayacaktır. Zaten dünya üzerinde dünya kadar altın kimin olabilir de? Dünya üzerinde bu kadar altın hiç kimseye nasip olmayacak. Dünyada dünyayı kıble edinenler, tüm hedeflerini, tüm himmetlerini, tüm programlarını dünyayı kazanmaya teksif edenler, dünyayı kazanacağız diye, gecelerini gündüzlerine katanlar belki Karun olabilirler, zengin olabilirler. Böylelerinin dünya kadar altınları olmaz da, kendilerini, Allah’ın cehenneminden kurtarmak için fidye verecekler ama bu onlardan kabul edilmeyecek. Yâni bakın burada bu ayetle anlıyoruz ki kâfire bir dünya, iki dünya bile hiçbir fayda vermezken müslümânâ yarım hurma bile fayda verecektir. Allah’ın Resûlünün hadislerini biliyorsunuz. “Yarım hur-mayla da olsa kendinizi cehennemden koruyun” diyordu Allah’ın Resûlü. Yarım hurma müslümanı ateşten koruyacak ama tüm dünya kâfirin işine yaramayacak. Kime çok verilmiş, kime az verilmiş anlamaya çalışın. Kime çok nimet verilmiş, kim mahrum bırakılmış anlayabiliyor musunuz? Tabi nimet deyince sadece para-pul, mark-dolar anlayan insanların bunu anlamaları da çok zor olacaktır. Öyleyse ey insanlar, yarın hiçbir işe yaramayacak bu dünyayı kucaklama sevdamız da neyin nesidir? Âhireti unutacak kadar, kitaba sünnete zaman bırakmayacak kadar bu dünya tutkusu da neyin nesidir? Bütün dünyanın mülküne sahip olmaya karşılık bir tek âyetin bilincine ulaşıp, onunla Allah’a kulluğa yönelmek bizim için çok daha hayırlı olacaktır unutmayalım. Tüm dünya mülküne sahip olmaktansa bir tek insanın hidâyetine vesile olmak bizim için daha hayırlıdır. Cennette kamçı kadar bir yer elde etmek Rasûlullah efendimizin beyanıyla tüm dünyadan ve dünyalıklardan daha hayırlıdır. Öyleyse bırakalım dünyalıklar yığmayı da biz ateşten kurtaracak, bizi cennete ulaştıracak bir imanın, bir kulluğun yolunu araştıralım. Onun peşinde olalım. Allah’ın istediği bir hayatı yaşamanın hesabını güzel yapalım. Öyleyse gelin yarın fedâ edeceğimiz dünyanın ve dünyalıkların peşine bu kadar düşmeyelim. Gelin dünyayı kıble edinmeyelim. Gelin aklımızı, fikrimizi, kafamızı, beynimizi, gecemizi, gündüzümüzü, bugü-nümüzü, yarınımızı, gözümüzü, kulağımızı ekonomik dünyamız için kullanmaktan vazgeçelim. Gelin zamanımızı, imkânlarımızı, fırsatları-mızı yarın uğrunda her şeyimizi fedâ edeceğimiz cenneti kazanmak ve cehennemden kurtulmak için harcayalım. Ey şu anda dükkanını biraz daha büyütme kavgası verenler, ey ekonomik gücünü geçen seneye oranla iki misline çıkarmanın kav-gasını verenler, şu anda aklını fikrini para hesabı peşinde kullananlar, gelin Allah’ın şu uyarılarına kulak verin de yarın bu duruma düşenlerden olmayın, olmayalım inşallah.