92. “Sevdiğiniz şeylerden sarf etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarf ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” Asla birr'e ulaşamazsınız, ebediyen birr'e ulaşamazsınız, ancak sevdiğiniz şeyleri infak etmedikçe. En çok sevdiğiniz şeyleri Allah için elden çıkarmadıkça birr’e ulaşmanız mümkün değildir diyor Rab-bimiz. Sevdiğiniz şeyleri, değer verdiğiniz şeyleri harcarsanız, eliniz-den çıkarırsanız, vazgeçebilirseniz, fedâ edebilirseniz ancak o zaman gerçekten birr’e ulaşmış, Ebrâr’dan olmuş olursunuz. İfadesinin iki mânâsı vardır. Birincisi sevdiğiniz, beğendiğiniz, değer verdiğiniz şeyler demektir. İkincisi de “Alâ hubbihi” demektir. Yani Allah sevgisinden ötürü, seve seve, sevdiği şeyden, sevdiği Allah hatırına vazgeçebilirse. İkisini birleştiriyoruz. Eğer sizler dünya mallarından, dünya mülklerinden, dünya birimlerinden, sevdiğiniz, değer verdiğiniz bir şeyleri, elinizdeki, ayağınızdaki, cebinizdekileri, kafanızdakileri, aklınızdakileri, kalbinizdekileri, işinizi, aşınızı, mesleğinizi, meşrebinizi, diplomanızı, Allah için ondan vazgeçilebilecek bir konum ortaya çıkınca bunu gerçekleştirebiliyorsanız, Allah için ondan vazgeçebilmeyi göze alabiliyorsanız işte o zaman birr’e ulaşmış olursunuz. Küçükten büyüğe bir iki örnek sıralayalım: Bir kâlem ki; onu çok seviyorsunuz. Bu kâlemle yazmaya bayılıyorsunuz. İşte çok sevdiğiniz bu kâlemi çok sevdiğiniz Allah hatırına bir müslüman kardeşinize verebiliyor musunuz? Onu ona ihtiyacı olan bir kardeşinize ulaştırma kavgası içine girebiliyor musunuz? Yeri geldiği zaman onu elinden çıkarabiliyor musunuz? İşte siz birr sahibisiniz, takva sahibisiniz gerçek iman ve teslimiyet sahibisiniz, gerçek müslümansınız. Veya meselâ o kadar yorgunsunuz, o kadar yorgunsunuz ki, uykuyu o kadar seviyorsunuz ki, o anda uyumayı o kadar istiyorsunuz ki ayakta duracak haliniz yok. Hemen yatmak istiyorsunuz. İşte çok sevdiğiniz, o anda çok istediğiniz bu uykunuzu, çok sevdiğiniz Allah hatırına, İslâmî bir ihtiyaç, İslâmî bir dert adına harcayabiliyor musunuz? O çok sevdiğiniz uykudan, Allah hatırına vazgeçip bir müslüma-na din anlatmaya, bir müslümanın derdini gidermeye gidebiliyor musunuz? O zaman işte sevdiğinizi infak etmiş olursunuz. Arkadaşlar bir şeyi infak, Allah hatırına ondan vazgeçmek demektir. Sevdiğiniz Allah adına, sizdeki olan o imkândan vazgeçmek demektir. Meselâ kızınız var, canınız, ciğeriniz, her şeyiniz. Onu çok seviyorsunuz. Onunla beraberliği o kadar seviyorsunuz ki, ama Allah’ın dinini icra için ondan ayrılmamız gerektiği noktada bunu ifa edebiliyor musunuz? İşte bu infaktır. Hanımımız, sevdiklerimiz, seveceklerimiz, evimiz, barkımız, imkânlarımız, Allah'a kulluk ortamına engel oluşturuyorlarsa bunlardan vazgeçmemiz infaktır. İşte bunu becerdiğimiz zaman birr’e ula-şacağız demektir. Ey müslümanlar, eğer bizler Rabbimizin bu âyetinde anlattığı, teşvik ettiği Ebrâr’dan olmak istiyorsak, o zaman âyette tarif buyurul-duğu şekilde: 1-) İmancı olacağız. Allah’ın istediği şekilde iman edeceğiz. 2-) Sonra gerçekleştirdiğimiz bu Allah’ın istediği imanı amele dönüştürme çabası içine gireceğiz. Yâni bu imanı hayatımızda görün-tüleyecek, yâni infak edeceğiz. Kime? Şu zekât verilecek kimselere, fakirlere, miskinlere, yetimlere, yolda kalmışlara veya borçlulara infak edeceğiz. Yâni hayatı infak olarak değerlendireceğiz. Hayatta sevdiğimiz ne varsa onları Allah kullarıyla paylaşma kavgası vereceğiz. Sizin kalben, ruhen, bedenen, sosyal biçimde, ya da ekonomik biçimde, ya da aile biçiminde meylettiğiniz, sevdiğiniz, onunla iç içe olmak istediğiniz sevgi unsurlarına infak gözüyle bakabilirseniz, harcayabiliyorsanız o zaman birr’e ulaşabilirsiniz diyor âyet-i kerime. Unutmayın ki Allah için neyi verdiğinizi, nasıl verdiğinizi, ne kadar verdiğinizi, verme biçiminizi, vermedeki niyetinizi Allah en bilendir. Peki bundan önceki âyet neydi? Kâfirlerin, zalimlerin yeryüzü dolusu da altını-gümüşü de olsa, bunların tamamını fidye olarak verseler, bu onlardan kabul olunmayacak buyurulduktan sonra da, arkasından sevdiğinizi infak edin ki kurtulursunuz buyuruluyor. Peki ne anlayacağız bundan? Ne diyor Rab-bimiz bu âyetleriyle bize? Rabbimizin bu âyetlerinden anlıyorum ki, eh bu peşinde olduklarım, biriktirmeye çalıştıklarım, tuttuklarım, sevdiklerim, infak etmediklerim yarın beni kurtarmayacaksa, yarın bana bir fayda sağlamayacaksa niye biriktireyim? Niye tutayım da yanımda? Ne yapacak onlar bana? Ne sağlayacaklar? Öyleyse ben bugün onu Allah için harcayayım da, yarına Allah Kerim diyeyim. Ya Rabbi, ne yapayım? Ben bu kadar becerebildim. Ben bu kadar infak edebildim. Benim bu kadarına gücüm yetti. Sen verdin ben dağıttım, sen verdin ben harcadım, sen verdin ben imkân dahilinde sana kulluğa sarf ettim. Eh, şimdi de senin huzuruna geldim. Şu anda elimde avucumda hiçbir şey yok. Eğer şu anda olsa yine verirdim. Şu anda mülk senin-dir, para pul senindir, altın senin, gümüş senindir diyecek duruma gelebilmeliyiz inşallah. O zaman birr’e ulaşacağız, Ebrâr’dan olabileceğiz Allah’ın izniyle. Öyleyse müslümanlar olarak sakın ha sakın birbirimizi çok para kazanmaya değil de, Ebrâr olmaya teşvik edelim. Birbirimizi ekonomik yönden şişmeye değil de, Allah yolunda infak edebilmeye, Allah adına elimizdekilerden, sevdiklerimizden vazgeçebilmeye teşvik edelim. Maalesef bugün herkes birbirini zengin olmaya teşvik ediyor. Oturulan meclislerde konuşulanlar hep buna yöneliktir. Hep holdingleri, hep zenginleri konuşa konuşa insanları ekonomik insan yapıp çıktık Allah korusun. Paradan başka konuşacak şeyimiz yok mu yahu bizim? Gece-gündüz insanları paradan başka bir şey düşünmez hale getirdik. cenneti unutturduk, cehennemi unutturduk, kitabı unutturduk, peygamberi unutturduk, kulluğu unutturduk. Kâfir ve müşrik dünyanın ekonomik anlayışlarını seçip gündem yaptığımız sürece, hedef yaptığımız sürece unutmayalım ki hem kendimiz sapacağız, hem de insanları saptıracağız. Öyleyse gelin ey müslümanlar, dünyaya tapınmaktan vazgeçelim. Gelin Allah’ın bu âyetlerinde bizden istediği müslümanca bir hayatın talibi olarak özveride bulunalım. Allah’ın bize verdiklerinden Allah için fedâkârlıkta bulunalım. Bencil olmayalım, cimri olmayalım, sadece kendimizi düşünen olmayalım. Elimizdekileri, cebimizdekileri, kasamızdakileri, kafamızdakileri tüm dünya insanlığına fedâkârlık yolunda harcayalım. Yığmaktan vazgeçelim de neyimiz varsa Allah yolunda sarf edelim. Allah için elimizdekilerden vazgeçmeyi becerelim. Allah için fedâkârlık yapalım. Allah için, insanların dirilişi için büyük bir fedakârlık örneği sergileyelim, bir gözü tokluk örneği gösterelim de hep şöyle diyelim: Başkaları yedikten sonra ben yiyeyim. Başkaları doyduktan sonra ben doyayım. Başkaları aldıktan sonra ben alayım. Başkaları yaşadıktan sonra ben istifade edeyim diyerek Allah’ın istediği bir tavrı sergileyelim de tüm dünya gerçek müslümanlığı görsün. Ve işte böylece Rabbimizin tarif buyurduğu şekilde biz de Allah’ın dinine şahitler olarak birr’e ulaşmış, Rabbimizin rızasını kazanmış olalım. Arkadaşlar, işte bu âyetleri en güzel anlayan, en güzel pratize eden sahâbe-i kirâm efendilerimizi örnek almalıyız. Bu konuda ve her konuda onları takip etmeliyiz. Bu âyetleri duyan değerli efendilerimiz gerçekten çok güzel davrandılar. En kıymetli mallarını, en değerli bağlarını, bahçelerini Allah için fedâ ettiler. Allah için altınlarını, gümüş-lerini elden çıkardılar. Dediler ki madem ki birr’e ulaşmanın yolu budur, madem ki birr’e, takvaya, gerçek müslümanlığa Allah’ın için fedâkârlıkla ulaşacağız. Madem ki Allah bizden bunu istiyor, madem ki Allah’ın rızasına bununla ulaşacağız, madem ki cenneti bununla elde edeceğiz, öyleyse bu malım, bu mülküm, bu bağım, bu bahçem Allah yolunda fedâ olsun dediler, en çok sevdiklerinden Allah için vazgeçtiler ve kazandılar. Şerefli bir hayat yaşayıp şerefli bir cennete yürüdüler. Gelin bizler de onlar gibi olalım. Aksi taktirde, malda, mülkte izzet ve şeref görüp, hep mal toplamaya ve topladıklarımız konusunda cimrilik yapmaya kalkışırsak o zaman dünyada şerefli bir hayatı, öbür tarafta da şerefli bir hayatı kaybedenlerden oluruz. Bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayalım. Yine şunu da unutmayalım ki, Allah korusun eğer bizler de o değerli selefimizi örnek almaz, onlar gibi hareket etmez, sadece yığmayı, biriktirmeyi hedeflersek, yığdıklarımız karşısında insanların, garibanların ezileceği, kadınların, çocukların şahsiyet bozukluğuna gideceği bir ekonomik şişmeyi hedeflersek asla birr’e ulaşamayız. Öyleyse gelin ey müslümanlar. Ey kitabın bilgisine teslim olanlar. Ey hayatı Allah bilgisiyle değerlendirme çabasıyla kitaba kulak verenler. Gelin böyle kitap ve sünnetten uzak kendi kendimize ve kâfir dünya rehberliğinde bozuk düzen bir hayatın hesabını yapacağımıza Allah’ın istediği bir hayatın hesabını güzel yapmaya çalışalım inşallah.