25. “İbrâhim şöyle demişti: “Dünya hayatında, Allah'ı bırakıp aranızda putları muhabbet vesilesi kıldınız. Sonra kıyâmet günü, birbirinize küfreder ve karşılıklı lânet okursunuz. Varacağınız yer ateştir; yardımcılarınız da yoktur.” Varsın onlar Onu ateşlere atmaya çalışsınlar, varsın o kâfirler Onu susturmaya, yok etmeye soyunsunlar, bakın merhameti sonsuz olan Allah’ın merhametli elçisi her şeye rağmen yine de onları ateşten koruma, cehennemden kurtarma çabasına, onların akıllarını başlarına getirme uğraşısına devam ediyor. Onları müslüman edip cennete gönderme kavgasını sürdürüyor. Diyor ki, ey kavmim, sizler bu dünya hayatında o hayatın sahibi olan Allah’ı bırakıp bir kısım putlara tapınıyorsunuz. Dünya hayatında aranızda bir sevgi olsun diye o putlar, o yapay tanrılar, sahte tanrıçalar sizi ortak bir ideale, ortak bir hayata, ortak bir düşünceye götürüyorlar. Ama unutmayın ki belki Allah berisinde kendi kendinize uydurup diktiğiniz o putlar, o tanrılar etrafında, onların arzu ve istekleri çerçevesinde, onların emir ve yasaları içerisinde güzel bir dünya yaşayabilirsiniz. Ve aranızdaki sevgiyi, bağları, kardeşliği, vatandaşlığı da onun etrafında geliştirip sağlamlaştırabilirsiniz. Milliyetçilik, ırkçılık, laikçilik, vatancılık, filâncılık, falancılık gibi bağlarla birbirlerinize sıkı sıkıya bağlanmış olabilirsiniz. Ve bu dünya hayatında sarıldığınız bu putlar, desteklediğiniz bu şirk sistemleri sebebiyle bir takım dünya menfaatlerine ulaşmış olabilirsiniz. Kullar ve tanrılar olarak bu dünyada birbirinizden faydalanmış olabilirsiniz. O putlar etrafında kurulu düzenden faydalanma planlarınız size faydalar sağlamış olabilir. O putlar etrafında, o tanrılar etrafında bir takım dünya ikballerine ulaşmanız mümkün olabilir. Ama unutmayın ki bir gün öleceksiniz. Bir gün ölürsünüz ve yine bir gün dünya da ölür. Bir gün kıyâmet kopar ve bu hayat son bulur. Ve o kıyâmetin arkasından birbirinize küfredersiniz. O kıyâmetin arkasından bir kısmınız bir kısmınıza lânet okur. Aranızdaki tüm menfaat bağları, tüm protokol bağları kopuverir de birbirlerinize küfretmeye, lânetler okumaya başlardınız. Yok sen ettin, sen yaptın, sen bizi bu hale getirdin, sen bizi saptırdın, sen bizi kulluktan çıkardın, sen bizi kâfir yaptın, sen bizi cehenneme sürükledin diyerek birbirinize lânetler savurmaya başlarsınız da yeriniz yurdunuz ateş oluverir. Ve o zaman asla bir yardımcı da bulamazsınız kendinize. Sizi o ateşten kurtaracak hiçbir dost bulamazsınız. Eğer Rab olarak, İlâh olarak, Mâbud olarak Allah’ı bırakır da böyle birbirinizi tanrılar ve kullar edinirseniz, böyle sahte tanrılar etrafında toplanarak onlar kaynaklı bir hayat yaşarsanız, belki bu dünyanın zevklerine, eğlencelerine, geçici devlet ve saltanatlarına ulaşabilirsiniz. Geçici güç ve kuvvetlerini elde edebilirsiniz. Allah’ı bırakıp bu sahte tanrılara kulluğunuz sayesinde dünya menfaatlerini devşirebilirsiniz. Ama bir gün kıyâmetin kopuşu gerçekleşip de Rabbinizin huzurunda toplandığınız bir ortamda sahte kullar ve tanrılar olarak birbirinizin yakasına sarılıp birbirinize küfretmeye başlayacak, birbirinizi suçlamaya, birbirinize lânet okumaya başlayacaksınız. Ey alçak tanrı, senden dolayı oldu bu. Senin yüzünden bunlar başımıza geldi. Senden dolayı, senin hatırına ben kâfir oldum. Senin takip ettiğim için, senin arzularına, senin yasalarına teslim olduğum için ben müşrik ol-dum. Şu anda bu cehenneme gitmeme sebep sensin. Sen beni zorlamasaydın, sen beni Rabbimle, Rabbimin arzularıyla, Rabbimin yasalarıyla baş başa bıraksaydın ben seni değil Rabbimi dinleyecektim. Sen bizim hukukumuzu değiştirmeseydin, sen bizim kılık kıyafetimizle oynamasaydın, sen bizim dilimizi değiştirmeseydin, sen bizim dinimizi yasaklamasaydın, sen bizim kitabımızı öğrenme yollarımızı kapamasaydın, sen bizim okullarımızı kapatmasaydın, sen bizim yasalarımızı değiştirip kendi yasalarını bize dayatmasaydın şimdi bir bu ateşe gitmeyecektik. Sen yaptın alçak. Sen bozdun hain. Bütün suç sendedir diye birbirinizi suçlamaya, birbirinize küfretmeye, lânet okumaya başlayacaksınız. Şimdi birbirlerini alkışlayan, efendim senin için varız, senin için yaşıyoruz, senin yolunu takip ediyoruz diyenler, birbirlerini tanrılar kullar kabul edenler yarın birbirlerini kötüleyecekler. Ama istedikleri kadar birbirlerini kötülesinler, istedikleri kadar birbirlerine lânet okusunlar, her iki taraf ta cehenneme gidecekler. Tanrılar da, kullar da, tanrı kabul edilenler de, kul kabul edilenler de ateşte birleşecekler. Ve orada, birlikte girdikleri cehennemde asla bir yardımcı bulamayacaklar. Ne tanrılar kullarına yardımcı olabilecek, ne de gönüllü kullar tanrılarını kurtarabilecekler. Halbuki bu dünyada ne kadar da birbirleriyle beraberlerdi değil mi? Bu dünyada ne kadar da birbirlerine bağlılardı değil mi? Kullar bu dünyada tanrılarına laf ettirmiyorlardı. Tanrılarının yasalarına toz kondurmamaya çalışıyorlardı. Tanrılarını her tür tehlikeye karşı korumaya, koruma yasaları çıkarmaya çalışıyorlardı. Tanrıları adına canlarını bile seve seve vermeye hazır görünüyorlardı. Tanrıları hatırına Allah’a Allah’ın dinine, Allah’ın şeriatine ürmeye çalışıyorlardı. Allah’ın peygamberine düşmanlıkta tanrılarıyla işbirliği yapıyorlardı. İbrâhim (a.s)’ı ve Onun yolunun yolcularını ateşlere atmaya, kodeslere tıkmaya, susturmaya çalışıyorlardı. Müslümanları yeryüzünden silmenin hesaplarını yapıyorlardı. Tanrıları adına İbrâhim (a.s)’ın cezalandırılıp ateşe atılışını zevkle seyrediyorlardı. Ekonomik ve siyasal güçleri, kuvvetleri onları sersem ediyordu. Allah, peygamber, din, ölüm, diriliş, hesap, kitap hiçbir şey hatırlamaz hale geliyorlardı. Ama işte şimdi her şey bitti. Hayat bitti, dünya bitti, saltanat bitti, güç kuvvet bitti, tanrılık bitti, kulluk bitti, protokoller bitti ve şu anda İbrâhimlerin kendilerini ateşten kurtarmaya çalışmalarına karşılık İbrâhimleri ateşe atmaya çalışanlar ateşin içindeler, cehennemi boylamışlar ve orada birbirlerine küfretmekle meşguller. Dünyayı cennete çevirmeye çalışan müslümanların dünya hayatını cehenneme çevirmeye çalışan akılsızlar şu anda cehennemde birbirlerini lânetliyorlar. Halbuki onlar insan olarak yaratılmışlardı. Allah onlara akıl, fikir, göz, kulak ve kalp vermişti. Halbuki Allah onları ahsen-i takvim üzere yaratmıştı. Halbuki Allah meleklerine bile vermediği üstün özelliklerle donatmıştı onları. Halbuki her bir dönemde Allah elçilerini, kitaplarını göndermişti onlara. Görsel ve işitsel âyetleriyle karşı karşıya bırakmıştı onları Rabbimiz. Bütün bunlara rağmen yine de onlar bakın kendilerini kurtarmaya gelmiş bir Allah elçisine düşman kesiliyorlar, onunla beraber olan müslümanlara en acımasız cezalar vermeye çalışıyorlar. Küfrü, şirki, Allah’la çatışmayı şeref zannediyorlar. Bu nasıl bir hayat? Bu nasıl bir anlayış gerçekten anlamak mümkün değil. Evet insanlar, toplumu İbrâhim (a.s)’ı reddettiler, yalanladılar ama: