67. “Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken Bizim Mekke'yi güven içinde ve kutsal bir yer kıldığımızı görmediler mi? Bâtıla inanıp Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?” Görmüyorlar mı? Bakmıyorlar mı? Hiç düşünmüyorlar mı? Bir baksalar ya oturdukları Mekke’yi nasıl korunmuş, emin, güvenlikli bir hale getirdik. Halbuki etraflarındaki insanlar kırıp geçmektedir. Etraflarındakiler kavgalarla, boğuşmalarla birbirlerini yiyip bitirirken onlar son derece emin bir beldede emniyet içinde bulunmaktadırlar. Allah beyti sebebiyle onları çevreye ülfet ettirmişti. Kimse onlara dokunmu-yordu. Eğer bir adam Kureyş’tense, hattâ Kureyşten birisinin himaye-sindeyse kimse ona dokunma cesaretini kendisinde bulamıyordu. Çünkü Allah’ın Beytinin hizmetçisi olmalarından ötürü tüm kabileler yaptıkları bu hizmetten dolayı onlara saygı duyuyorlardı. Kâbe’yi ziyaret için çevreden gelenlere cömertçe davranmaları onların saygınlığını ve dokunulmazlıklarını artırıyordu. Kimse onların kervanlarına dokunmuyordu. Halbuki çevrelerinde soygun, vurgun, talan kol geziyordu. Kervanlar soyuluyor, adamlar öldürülüyor ama kimse onlara dokunmaya cesaret edemiyordu. Yıllar önce atamız İbrâhim (a.s) dua etmişti Rabbimize: “Hatırlayın İbrâhim demişti ki Rabbim burasını emin bir belde kıl! Ahalisinden Allah’a ve âhiret gününe iman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır diye dua etmişti.” (Bakara 126) Ya Rabbi, bu belde emin olsun. Emniyette olsun. Yerden ve gökten gelebilecek her türlü belâ ve musibetlerden emin olsun. İnsanların birbirlerini yediği, zulümlerle haksızlıklarla birbirlerini yok etmeye çalıştığı, birinin diğerine hak tanımadığı bir dünyada yaşadıkları dönemlerde bile bu belde emin olsun, emniyetin sembolü olsun. Bu belde de insanlar huzur içinde yaşasın ya Rabbi diye dua etmişti İbrâhim (a.s) da Rabbimiz de bu beldeyi emin kılıvermişti. İşte Rabbimiz Mekkelilere bu nimetini hatırlatarak buyuruyor ki, görmüyorlar mı bu insanlar? Allah’ın kendilerine lütfettiği bu özel nimetten dolayı Rablerine kulluğa yönelmeleri, Rablerinin elçisine iman etmeleri gerekmez mi? O gün Mekkeliler, bugün bizler tabii. Şu anda emniyet içinde bir hayat yaşıyorsak bunu bize sağlayan Allah değil mi? Şu anda evlerimize girilmiyorsa, şu anda karınlarımız doyuyorsa, ticaretimiz iyi gidiyorsa bunları bize sağlayan Allah değil mi? Niye tüm bu nimetleri bize veren Allah’ı, Onun kitabını, Onun elçisini gündemlerimize almıyoruz? Niye Rabbimize şükre koşmuyoruz? Niye tüm bu nimetler konusunda en ufak bir müdahaleleri olmayanları gündeme alıyoruz? Niye onlar kaynaklı bir hayat yaşayarak onlara hamd etmeye çalışıyoruz? Yoksa bâtıla inanıyorlar da Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar? Yoksa bâtıllara inanıyoruz da Rabbimizin nimetlerine karşı küfranda, nankörlükte mi bulunuyoruz? Kim verdi tüm bu nimetleri bize? Emanı, emniyeti, huzuru, sükunu, rızkı Allah mı verdi, yoksa şu hamd edilenler mi? Her şeyi Allah versin ama insanlar nimetlerin sahibine hayat hakkı tanımasınlar. Allah’ı hayatlarına karıştırmasınlar. Allah’ın istediği bir hayatı değil de başkalarının istediği bir hayatı yaşasınlar. Allah’ı bırakıp ta kendilerine başka Rabler, başka İlâhlar bulsunlar ve onların yasalarını uygulasınlar. Hayatlarında Allah’ın âyetleri değil de zalimler söz sahibi olsun. Olacak şey mi bu?