100. “Sahiplerinden sonra yeryüzünde mirasçı olan kimselere hâlâ şu açıkça anlaşılmadı mı ki; Biz dileseydik onları da suçluların cezasına uğratırdık. Kalplerini kapatıp mühürleriz de bir şey duymazlar.” Evet daha önce yerleştirdiklerimizden sonra onların mirasları üzerine yerleştirdiğimiz insanlara hâlâ hidâyet, yol gösteri gelmedi mi? Gerçekleşmedi mi? Yâni biz zamanlar arzda, yerleştirdiğimiz ata-larınızdan sonra şu anda onların yerlerine yurtlarına sizleri yerleştirmişiz. Biz dileseydik günahlarından ötürü onları helâk ederdik. Ama günahları sebebiyle isyanları sebebiyle onları ve şu anda sizleri hemen helâk etmeyip Allah’ın sizlere böyle bir rahmet kapısı açması sizlere tevbe imkânı dönüş fırsatı vermiş olması size hidâyet olarak yetmiyor mu? Hakkı anlamanızı sağlamıyor mu Rabbinizin bu yaptığı? Rabbinizin sizin adınıza işleyen bu rahmeti sizin O’nu anlamanıza yetmeliydi. Ama bu gerçeği anlamaya yanaşmayanların kalplerini mühürleriz de artık bir şey duymaz, duygulanmaz olurlar. Yâni eğer bir insan ben şu ana kadar, meselâ otuz yaşına ka-dar İslâm dışı bir hayat yaşadım ama şu ana kadar ciddi bir azapla, ikabla karşılaşmadım. Öyleyse kırk yaşına geleyim de Rabbime kulluk yoluna gireyim der, kırk yaşına geldiğinde de, canım elli olsun da ondan sonra derse, yâni Allah’ın kendisine tanıdığı fırsatları değerlendirme yoluna girmezse o zaman Allah da onların kalplerinin üzerine tabederiz diyor. Yâni her gün biraz daha kitap ve sünneti tanıyarak imanlarımızı artırmadan yana olmazsak, teslimiyetlerimizi artırmadan yana olmazsak, aynı hayatı, aynı statüyü korumadan ve yerimizde saymadan yana olursak Allah korusun biz de kalbi tabedilenlerden oluruz. Kalbin tabedilmesini şöyle anlamaya çalışıyoruz. Sanki Allah; görülmüştür o kalp işe yaramaz. Denenmiştir bir işe yaramaz. Hurdaya çıkarılmıştır bir işe yaramaz diyerek kalbin üzerine damgasını, mührünü vuruveriyor. Öyleyse Allah’ın bize ne kadar bir mühlet tanıdığını bilmediğimiz için çok korkmak zorundayız. Çünkü hayatımızın gerçek derecesini bilmiyoruz. Gafletimizin gerçek derecesini bilmiyoruz. İhmalimizin derecesini ve bu ihmallerimizin sonunda artık bu adam olmaz diyerek, artık bunun kalbi işe yaramaz diyerek mührünü ne zaman basıvereceğini bilmediğimiz için elimizi çabuk tutmak ve Allah’ın istediği hayata yönelmek zorundayız. Kesinlikle bilelim ki Allah’ın kanunları, Allah’ın yasaları değiş-mez. Kesinlikle bilelim ki İlahi iradede değişiklik olmaz. Bizi öncekilerin uğradıkları âkıbetten men edecek, onların âkıbetlerine düşmekten kurtaracak hiç gücümüz ve kuvvetimiz yoktur. Öyleyse Kur’an’da bizden öncekiler konusunda anlatılanlardan ibret almak zorundayız ve onların yanlışlarına düşmemek için hayatımıza çok dikkat etmek zorundayız. Çünkü anlıyoruz ki insanların durumları, yaşantıları gerçekten azabı gerektiriyorsa da Rabbimiz hemen onlara azabını göndermiyor. Onlara dokunmuyor, onlara imkân tanıyor, fırsat veriyor. Ama bu ser-bestlik onları aldatıyor. Şunları, şunları yaptım ama şu ana kadar ba-na her hangi bir azap gelmedi. Demek ki bu dünyada sorumlu olduğumuz bir makam yoktur. Demek ki bu dünyada hesap ödeyeceğimiz bir varlık yoktur diyerek aldanıyorlar. Demek ki bizim şu anda yaşadığımız hayat en güzel bir hayattır demeye başlıyorlar. Böylece hayatlarını sürdürmeye çalışan ve değişmeden yana olmayanların da kalplerini mühürleyiveriyor Rabbimiz. Yâni ilk defa inanmayanların kalplerini mühürleyiveriyor. Yoksa hiç kimsenin küfürde kemikleşip kalmasını istemez Allah. Onların kalplerini mühürledik de artık onlar görmez ve duy-maz oluverdiler. Hakkı duymaz, güzeli görmez, doğruya ulaşamaz oluverdiler.