102. “Onların çoğunda ahde bağlılık görmedik, çoğunu fâsık kimseler olarak bulduk.” Burada ekserisini bir ahd üzerine bulamadık derken Rabbimiz onların ilk mîsâk ahdini unutup yalanladıklarını anlatmaktadır. Yâni sûrenin sonunda anlatılan “Galu belâ” diye bilinen o ilk mîsâk ahdine pek çoğunun sadık kalmadıklarını, ekserisini bu konuda fâsık bulduk diyor Rabbimiz. Söze sadâkatleri yok adamların. O Rablerine ilk verdikleri sözlerine sadâkatleri yok. Gerek Rablerinin kendileri için kâinatta yarattığı meşhûd âyetleri, gerek peygamberleri vasıtasıyla kendilerine gönderdiği âyetler gerekse kendi içlerinde kendi enfüslerinde Cenâb-ı Hakkın kendilerine gösterdiği âyetler onlara hakka dâvet ediyordu. Evet tüm bu âyetler onların hayatlarının yanlışlığını ortaya koyuyordu. Halbuki zaman zaman daraldıkları, sıkıştıkları anlarda Allah’a yalvarıyorlardı. Ya Rabbi! Eğer bizi bu sıkıntıdan kurtarır sahil-i selâmete çıkarırsan söz veriyoruz sana kulluk yapacağız, senin istediğin gibi bir hayat yaşayacağız diyerek Allah’a yalvarıyorlar, söz ve-riyorlardı. Yâni fıtratlarında mayalarında Allah inancı vardı bu adamların. İçlerindeki Allah âyetleri de onlara bunu söylüyordu ama belâlar kaldırılınca da yine eski şirklerine, eski küfürlerine dönüveriyorlardı. Allah’a verdikleri bu sözlerini unutuveriyorlardı. Allah’la sözleşme ya-pıyorlar ama bu sözleşmelerini hemen unutuyorlardı. İşte Rabbimiz diyor ki onları ahitlerine sadık bulmadık. Gerçekten de ilk toplumlarda kâfir, fâsık ve zâlimlerin yanında mü’minler çok azınlıktaydı. Ve işte bu azlıklarından dolayı da Rab-bimiz onlara pek fazla yük yüklememiştir. Düşmanlarıyla savaşıp on-ları yok etme işini ilk dönemler Rabbimiz bizzat kendi üzerine almıştır. Ta ki Mûsâ (a.s) dönemine gelininceye kadar. Bu dönemde yeryüzünde müslümanlar çoğaldı. Bundan sonra Rabbimiz onlara haydi şu şehre girin! Artık sizler çoğaldınız falan yeri fethedin! Bundan böyle ben sizin elinizle ve kılıçlarınızla kâfirlere zarar vereceğim buyurdu. Siz yürüyün, ben yine sizinle beraberim buyurdu. Rasûlullah’ın hayatında da ilk dönemlerde “Sen onları bana bırak” peygamberim ifadelerinin üç yerde geçtiğini biliyoruz. Müzzemmil, Müddessir ve Kâlem. İlk dönemlerde Rasulullah efendimize böyle diyordu Rabbimiz. Çünkü Allah Resûlünün etrafında iman etmiş bir kaç kişi vardı henüz. Bunlarla kâfirlere karşı bir savaş vermesi de mümkün değildi. Rasulullah efendimizin ve beraberindeki bir avuç müslümanın daraldıkları, bunaldıkları bir zaman da bu âyetler geliyor ve müslümanlar da rahat bir nefes alma imkânı elde ediyorlardı. Sen çekil kenara ey peygamberim! Onlar benimle karşı karşıya gelsinler ve benimle baş etsinler diyordu. Bir zamanlar Hz. Nûh’a da diğerlerine de böyle demişti ve onlara nasıl yardım ettiğini, onların düşmanlarını nasıl kahrettiğini göstermişti Rabbimiz ona. O dönemlerde de kâfirler mü’minlerin eliyle değil bizzat Rabbimiz tarafından yok edilmişti. Evet Allah diyor ki onların pek çoğunu bir ahd üzerine bulmadık. “Gurûn’ul Ûla” dediğimiz birinci çağdaki toplumların genel karakterleri işte böyleydi. Onların içinde çok az insan, iman etmişti. Pek çoğu şirk içinde yüzüyordu. “Gurûn’ul Vüsta” dediğimiz Hz. Mûsâ (a.s)’a Tur dağında Tevrat’ın verilmesiyle başlayan orta çağ ve bu çağda gönderilen peygamberler döneminde durum biraz daha farklılaşmıştır. İşte bundan sonra Rabbimiz bize bu dönemin peygamberlerini anlatmaya başlayacak. Buraya kadar ilk dönemin elçilerinden örnekler sunmuştu Rabbimiz, bundan sonrada ikinci dönemin elçilerini gözlerimizin önüne serecek. İlk dönemlerin helâk yasalarını anlattıktan sonra Rabbimiz daha sonraki dönemlerin durumunu anlatacak.