A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

104. Ayet

104A'râf Suresi

وَقَالَ مُوسٰى يَا فِرْعَوْنُ اِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ

Mûsâ demişti ki: “Ey Firavun! Şüphesiz ki ben, âlemlerin Rabbinden (gelen) bir elçiyim.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

104. “ Mûsâ, "Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim.” Mûsâ (a.s) geliyor Firavuna. Tâbi burada Rabbimiz Mûsâ (a.s)’ın nereden geldiğini, nasıl geldiğini anlatmıyor. Kur’an’ın değişik yerlerinde anlatılan konuyu kısaca bir özetleyelim. Firavun aslında Mûsâ (a.s)’ın geleceğini biliyor. Ya önceki peygamberlerden nakledilenlerden biliyor, ya müneccimleri kendisine bu konuda bilgi verdiği için biliyor, yahut da her zâlimin olduğu gibi Firavunda ezdiği kanlarını emdiği mazlumların bir dirilip kendisinden hesap soracağının farkındadır da onun için biliyor. Bir yasadır bu. Ezilenler bir gün dirilip ezenlerden mutlaka hesap soracaklardır. Aslında her zâlim bunun farkındadır. Bunun kaçınılmaz olduğu bilen şu andaki yeryüzü zâlimleri de korkulu rüyalar görmektedirler. Hafakanlar geçirmektedirler. Ezdikleri insanlar ha uyandılar ha uyanacaklar diye. Ha hesap sordular ha soracaklar diye. İşte Firavun da bunun farkındaydı ve tedbir alıyordu. Mûsâ gelmesin diye, Mûsâlar dirilmesinler diye İsrâil oğullarının erkek çocuklarını öldürtüyordu. Binlerce çocuk öldürtmüştü. Hz. Mûsâ’nın annesi çocuğunu doğurur ve Firavunun korkusundan bir sepete koyup onu Nil nehrine bırakır. Ve Mûsâ Firavunun sarayındadır. Firavun bunca tedbiri almasına rağmen kendisini yıkacak çocuk kendi sarayında kendi imkânları içinde büyümeye başlar. İşte Firavunlar ne kadar tedbir alırlarsa alsınlar bilelim ki Allah’ın takdirinin önüne geçemeyeceklerdir. Kendi kucaklarında büyüyen, kendi okullarında okuyup yetişenler bir gün mutlaka kendilerini yıkacaklardır bundan hiç şüpheniz olmasın. Hz Mûsâ, Firavunun sarayında büyümeye başlar. Gençlik yıllarında Mısırda Firavun oğullarından bir kıptiyle İsrâil oğullarından birinin kavgasına şahit olur ve İsrâil oğulluya yardım ederek kıptiye bir yumruk vurur ve orada öldürür onu. Sonra Firavunun korkusundan Medyen’e kaçar ve orada Şuayb (a.s)’ın koyunları güderek saklanır. Şuayb (a.s)’ın kızlarından Safura annemizle evlenir. Daha sonra tekrar Mısıra dönme emri alır, yolda Rabbimiz kendisine vahiyde bulunur ve Mısıra gidip Firavun ve toplumunu uyarma emrini verir ve işte bu dönüşünde Firavunun karşısındadır. Bakın Firavunla karşı karşıya gelen Allah’ın elçisi şöyle diyordu: Ey Firavun ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim. Ben Âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Görüyoruz ki Hz. Mûsâ her şeyden önce Risâlet özelliğini ortaya koyuyor. Diyor ki ey Firavun ben Allah’ın elçisiyim. Ben senin karşına bir kültürle, bana ait bir fikirle, bana ait bir plan ve programla, bana ait bir tüzük veya projeyle çıkmıyorum. Binaenaleyh eğer beni reddedersen Allah’ı reddetmiş olacaksın. Bana karşı gelmekle bilesin ki Allah’a karşı gelmiş olacaksın diyordu. Firavuna açık ve net bir şekilde peygamberliğini ilân edip haykırıyordu. tâbi kendisi Rablik iddiasında bulunduğu için Firavun karşısında Âlemlerin Rabbinin elçisi olduğu söyleyerek Hz. Mûsâ onun Rabliğini da reddediyordu. Halbuki Mûsâ (a.s) demin de ifade ettiğim gibi Mısırda Firavunun kucağında büyümüş, onun sarayında büyümüş, bir adam öldürmüş, idama mahkum olmuş yakalandığı takdirde mutlaka idam edilecekti. Firavun sistemine göre idama mahkum bir insan olmasına rağmen ve de yeryüzünün en zâlim, en despot ve de en güçlü insanının karşısında hiç korkmadan hakkı haykırıyordu Allah’ın elçisi. Evet ben Âlemlerin Rabbinin elçisiyim ve: