A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

10. Ayet

10A'râf Suresi

وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الْاَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ۟

Andolsun ki sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orada size (geçiminizi sağlayacağınız) geçimlikler verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

10. “Sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler yarattık. Öyleyken pek az şükrediyorsunuz” Yeryüzünü sizin için bir karar yeri kıldık. İstikrar makamı yaptık. Yeryüzünü sizin için vatan yaptık. Orada sizin için, yaşamınız için, imtihanınız için geçimlikler yarattık. Sizin için orada her şeyi hazırladık. Her şeyiniz Allah’tan olduğu halde siz ne kadar da az şükrediyorsunuz? Sizin Rabbiniz, sizin kendisine kul olmanız, sizin hayat programlarınızı kendisinden almanız gereken Rabbiniz o Allah ki, o öyle lütuf sahibi bir Allah ki sizi yaratmış ve şu yeri sizin için bir döşek bir karar yeri yapmış. Size bir yatak yapıp sizin rahatınıza sunmuştur onu. Sizin imtihanınız için bir imtihan salonu kılmıştır onu. Orada yatıp kalkıyor, orada uyuyup uyanıyor, orada dayanıp oturuyorsunuz. Altınızdan çekiliverseydi bu döşek nerede karar kılardınız? Öyle olmasaydı nerede yatıp nerede otururdunuz? Size böyle bir vatan kılmasaydı ne yapar, nasıl yaşardınız? Demek ki bizi yaratan ama yarattığı gibi öyle başı boş bırakmayan, kendi halimize terk etmeyen ve hayatımızın devamı için dünyada yaşam şartlarımızı da ayarlayan bir Rab'le karşı karşıyayız. Hayat ama en az onun kadar önemli olan bu hayatın devamı. Dünyayı bizim için yaşam yeri olarak hazırlayıvermiş Rabbimiz. Şimdi burada bir soru sorayım size: Eğer bu dünya insanların elinde olsaydı, insanların mülkünde olsaydı bu kadar cömertçe onu insanlara sunabilir miydi? Şu gökyüzü, şu semamızın simasını süsleyen yıldızlar, şu gecemizin zülüflerini aydınlatan hilal, şu bize her saniye ısı ve ışık gönderen güneş, şu her an teneffüs ettiğimiz hava, şu kıymetini bilmeden tükettiğimiz sular bir insanın ya da insanların elinde olsaydı onu ondan bu kadar rahat alabilir miydiniz? İşte sizin böyle cömert bir Rabbiniz var. Öyleyse kimin ekmeğini yiyip, kimin kılıcını salladığınızı bir düşünün. Kimin nimetlerinden istifade edip de kimlere kulluk ettiğinizi bir düşünün. Kimin evinde oturduğunuzu, kimin döşeğinde yattığınızı, kimin eşyalarını kullandığınızı bir düşünün! Düşünün de kime kul ol-manız gerektiğini iyi anlayın! Bütün bunları yaratan, bütün bu nimetlerle sizi perverde eden Allah’tan başka bir ilah olmayacağını bilip dururken sizler ne kadar da az şükrediyorsunuz Rabbinize. Ne kadar da az teşekkür ediyorsunuz Ona? İşte bu bizim yaratılışımız, yoktan var edilişimiz, sonra üzerinde yaşadığımız dünyamızın yaratılışı, sonra yaşadığımız bu dünyada Rabbimiz tarafından tüm yaşam şartlarımızın hazırlanması, sürekli gözümüzün önünde bulundurmamız gereken ve karşılığında bunu bize lütfeden Rabbimize karşı şükretmemiz gereken bir âyettir. Şükür, teşekkür verileni verenin yolunda kullanmaktır. Şükür hayatı o hayatın sahibinin yolunda kullanmaktır. Şükür dünyayı, hayatı, canı, malı, zamanı, imkânları, fırsatları onu verenin yolunda harcamaktır. Şükür nimet cinsinden olur. Allah bize hangi nimeti vermişse o nimet cinsinden infakta bulunarak şükredilir. Hayatı onu bize veren Allah’ın istediği biçimde yaşamak, geceyi ve gündüzü onu bize lütfeden Allah yolunda kullanmak, aklı onu verenin razı olduğu yerde kullanmak, zamanı onu verenin razı olduğu yerde kullanmak Allah’ın rızasını tahsilde harcamak şükürdür. Hayatı o hayatın sahibine sormadan yaşamak, zamanı kendi bildiğimiz biçimde doldurmak, malı o malın sahibinin razı olmadığı yerlerden kazanıp onun razı olmayacağı yerlerde harcamak, elimizi, ayağımızı, gözümüzü kulağımızı onları bize verenin yolunda kullanmamak, varlığımızı onu bize vermeyenler yolunda harcamak, geceyi ve gündüzü onu bize verenin razı olmadığı şeyler yolunda itlaf etmek nankörlüktür Allah korusun. İşte Rabbimiz buyurur ki insanların pek çoğu bunun farkında değillerdir, pek çoğu şükretmemektedir. Evet diyor ki Rabbimiz: Ey kullarım sizi ben yarattım. Hayatınızı bana borçlusunuz. Sadece bana şükretmeniz bana teşekkür etmeniz gerekirken, hayatınızı benim istediğim biçimde yaşamanız, bana teslim olup bana kulluk etmeniz gerekirken, tam aksini yaparak bana nidler, eşler, ortaklar aramaya, bulmaya kalkmayın! Rızasını kazanacağınız, kendilerine kulluk edeceğiniz, hayat programlarınızı kendilerine soracağınız, sistemlerini sistem kabul edeceğiniz benden başka Rabler, benim dununda efendiler bulmaya kalkmayın! Veya beni sadece hayatın bazı bölümlerine karışan, ama öbür bölümlerde yetkisiz kabul etmeyin! Namazınıza karışan ama kılık kıyafetinize karışmayan, Orucunuza karışan ama hukukunuza karışmayan, mescidinize karışan ama kazanmanıza harcamanıza, çocuklarınızın eğitimine, sofranıza, ev tefrişlerinize, düğününüze derneğinize, okumanıza yazmanıza, meslek seçiminize karışmayan bir Allah kabul etmeyin. Hayatınızın bazı bölümlerine karışan, o bölümlerde söz sahibi olan varlıklar, efendiler, amirler bulmayın! diyor Rabbimiz. Ama ne gariptir ki insanlardan kimileri Allah’ın bu tür âyetlerinin üzerini örttükleri için, işaret levhalarını kamufle ettikleri için, Allah’ın âyetlerinden habersiz yaşadıkları için haktan, hakikatten, hidâyetten, dosdoğru yoldan yüz çeviriyorlar. Allah’tan yüz çevirip başkalarına yöneliyorlar. Allah’a kulluk yapmaları gerekirken, Allah’ın razı etmeleri gerekirken, Allah’a teşekkür etmeleri gerekirken başkalarına teşekkür etmeye, başkalarına kulluk etmeye, başkalarını razı etmeye çalışıyorlar. Hayat programlarını hayatın sahibi olan Allah’tan almaları gerekirken başkalarının hayat programlarını alıp uygulamaya yöneliyorlar. Evet unutmayalım ki Rabbimiz bizi de üzerinde yaşadığımız bu dünyayı da bizim imtihanımız için yaratmıştır. Şu anda sahip olduğumuz imkânların tümünü bunun için vermiştir bize. Kendilerine yeryüzünde imkân verilenler, mal mülk verilenler, ekonomik güç verilenler, sosyal güç verilenler, amirlik müdürlük verilenler çok dikkat et-sinler. Allah bu verdikleriyle onları denemek için imtihan etmek için onlara bunları vermiştir. Zira mülkün sahibi Allah’tır. Kendilerine mülk verilenler ise o mülk üzerinde halîfelik makamına getirilmiş insanlardır. Onlar acaba kendilerini vekil bilip o mülkün gerçek sahibinin arzularını mı yerine getirecekler? Kendilerine verilen o mülkü mülk sahibinin istediği bi-çimde mi kullanacaklar? Yoksa mülkün gerçek sahibini unutup ken-dilerini mülkün sahibi zannedip, kendilerinin vekil olduklarını unutup kendilerini asil zannedip, kendilerini ulûhiyet haklarına, egemenlik haklarına sahip zannedip o mülkte gerçek mülk sahibinin tasarrufu gibi mutlak bir tasarrufta mı bulunacaklar? İşte Allah insanları ve toplumları bu konuda denemektedir, imtihan etmektedir. Birinin helâkinden sonra öteki nesilleri getirerek Allah onları imtihan etmektedir. Bundan sonra Rabbimiz geçmişimizin geçmişinden söz etmeye başlayacak. Bizim ilkimizden söz etmeye başlayacak. İlkimiz atamız olan Hz. Âdem’in yeryüzünde yaratılışı ve onun başından geçenleri anlatmaya başlayacak. İnsan cinsinin asla bilemeyeceği, vahyin dışında başka hiç bir kaynaktan öğrenme imkânımızın olmadığı bir haberle bizi karşı karşıya getirecek Rabbimiz. İnsanı ve insanlık tarihinin tümünü özetleyen bir haber bir bilgi. İnsan denen varlığın kıyâmete kadar yeryüzünde nasıl yaşayacağını, kimin safında yer alacağını, hangi ekolü benimseyeceğini anlatan bir tebliğ. Başka bir deyişle yeryüzünde kulluğu ve isyanı anlatan bir mesaj. Yaratılışla birlikte kim kulluk etmiş, kim isyan etmiş? Veya Allah’a kulluk nedir? Allah’a Allah’ın istediği biçimde kulluk nasıl yapılır? İsyan nasıl olur? İsyan neden olur? Âdem ve iblis örneğiyle bu konunun anlatıldığı bir pasaj. Evet Âdem ve İblis anlatılacak. Âdem’i tavır ve İblisi tavır anlatılacak. Yaratılış, sonra imtihan, sonra cennet ve daha sonra da yeryüzüne iniş anlatılacak. Bu inişten sonra da kıyâmete kadar yeryüzünde insanoğlunun durumu ve imtihanı anlatılacak. Bakın Rabbimiz şöylece söze başlıyor: