A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

116. Ayet

116A'râf Suresi

قَالَ اَلْقُواۚ فَلَمَّٓا اَلْقَوْا سَحَرُٓوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظ۪يمٍ

Demişti ki: “Başlayın.” (Sihir aletlerini yere) atınca insanların gözlerini büyülediler, onları dehşete düşürdüler ve büyük bir sihir ortaya koydular.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

115.116 “Sihirbazlar: "Ey Mûsâ! Mârifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım" dediler.” Mûsâ: "Siz koyun" dedi. Sihirbazlar mârifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar.” Ey Mûsâ! Önce sen mi atacaksın yoksa biz mi atalım? Önce sen mi başlayacaksın yoksa biz mi ortaya atalım numaralarımızı? Tabii bu ifadeden anlaşılıyor ki adamlar güveniyorlar kendilerine. Kendilerinden emin bir eda ile Hz. Mûsâ’ya meydan okumaya çalışıyorlar. Hz. Mûsâ (a.s) dedi ki: Haydi numaralarınızı ortaya atın bakalım. Haydi ne atacaksanız atın bakalım. Buyurun bir numaranız varsa ortaya atın da görelim. Sonra da ne yapacaksak biz de yaparız dedi. Çünkü Allah’ın elçisinin onlardan korkacak bir şeyi yoktu. Çünkü onlar ne atarlarsa atsınlar hakkın karşısında dayanma güçleri yoktu. Hakkın karşısında bâtılların asla dayanma gücünün olmadığını Allah’ın elçisi çok iyi biliyordu. Ne atarlarsa atsınlar, hangi numarayı çekerlerse çeksinler, ister teknolojiyi kullansınlar, ister sanatlarını kul-lansınlar, ister edebiyatlarını gündeme getirsinler, ister falanca bilim dalını, filanca silahlarını kullansınlar fark etmez hakkın karşısında hiç birisinin dayanma gücü yoktur. Hakkın karşısında bâtıl yok olmak zorundadır. Hakkın karşısında her şey yerle bir olmak zorundadır. İman karşısında hiç bir bâtılın dayanma gücü yoktur. Evet Hz. Mûsâ dedi ki neyiniz varsa atın. Neyiniz varsa, hangi fikriniz, hangi usulünüz, hangi tekniğiniz, hangi nazariyeniz varsa atın ortaya. Hz. Mûsâ’nın hiç bir endişesi yoktu. Çünkü Allah âyetleriyle beraber olan, Allah âyetlerine sahip olan bir müslüman karşısında kim olursa olsun asla korkmayacaktır. Ama Allah âyetlerine sahip olursa tabii. Çünkü onların ortaya attıklarının tümünü kaldıracak olan Allah âyetleridir. Bizim planımız, bizin fikrimiz, bizim metodumuz, bizim zekamız değil. O halde eğer bizler de Allah âyetlerinin bilgisine sahipsek o zaman hiç kimseden korkmayacağız. Ama Allah âyetlerinde mah-rumsak, Allah âyetlerinden habersizsek o zaman her şeyden korka-rız ve korkacağız demektir. Attıkları zaman insanların gözlerini sihirlediler. Attıkları şeylerle insanların gözlerini boyadılar. Zaten yaptıkları hiç bir zaman gerçek değildi. Yaptıklarının hakikat olması, gerçek olması da mümkün değildi. Ellerindeki ipleri, çöpleri sihir malzemelerini attılar ortaya ve bu sihir aletleri etrafa korku salan, kıvrılan yılanlar şeklinde görünmeye başladılar. Etraftaki insanların gözlerini boyayarak korkuttular. Meydandakilerin tümünü korkutup dehşete düşürecek bir sihir ortaya koydular. Tüm meydandakileri korkuttular. Zaten bu adamların yapabilecekleri tek şey insanları korkut-mak, insanların kalplerine korku salmaktır. İşleri güçleri korkutmaktır. Gönülleri fethetmek, kalpleri rahatlatmak, kalplere huzur ve saadet sunmak değildir bunların işi. O peygamberlerin işidir, o mü’minlerin işidir. İnsanlara gerçekleri göstererek gönül rahatlığı içinde insanların o gerçekleri kabule götürmek Firavunların ve Firavun sistemlerinin işi değildir. Onlar sadece korkuturlar, zulmederek, terör havaları estirerek ve zorla korkuyla fikirlerini kabul ettirirler. Bir de onlar Allah desteğinden mahrum oldukları için mecburen bu yolu tercih etmektedirler. Evet insanları korkuttular. Kalplere korku saldılar. İnsanları dehşete düşürdüler. Bu curcunada elbette Mûsâ (a.s) da korkacaktı, çünkü o da bir insandı. Böyle bir durumda Allah elçisinin yapabileceği bir tek şey vardı. O da Rabbine iltica etmek, Rabbine sığınmak ve ne yapacağını nasıl davranacağını O’na sormak. Mûsâ (a.s) da öyle yaptı. Allah buyurdu ki bu bağlamda: