130. “Andolsun ki, Biz de Firavun ailesini, ders alsınlar diye, yıllarca kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.” Evet Rabbimiz Firavun oğullarını, Firavun toplumunu, Firavun ve Melesini bir kısım senelerle yakalayıverdik. Arapça’da senelerle yakaladık ifadesi kıtlık yokluk ve açlığa delâlet etmektedir. Onlara şiddetli kıtlık ve kuraklık yılları Mûsâllat ettik. Nitekim Allah’ın Resûlü müşriklere beddua ederken bir defasında: “Allah’ım bunların üzerine Yusuf’un kıtlık seneleri gibi kıtlık seneleri veriver!” Buyurmuştur. (Buhârî, ezan 128) Hadlerini bilsinler diye, kul olduklarını, âciz olduklarını, Allah’a muhtaç olduklarını anlasınlar da Rablerine karşı küfür ve isyandan, Allah kullarına karşı zulüm ve eziyetlerinden vazgeçerek Allah’ın istediği kulluğa yönelsinler diye Allah onlara kıtlıklar ve sıkıntılı yıllar gönderdi. Yıllar süren meyve ve sebze noksanlığı gönderiverdi Rabbimiz onlara. Yıl yıldan kötü geldi. Seneler böyle geçti. Peki niye böyle yapmıştı Allah? Çünkü tüm nimetler Allah’tandı. Nimeti veren benim buyurmuştu Allah. Nimeti veren, verdiği nimeti geri alınca bu nimeti vereni bilmeleri anlamaları gerekecekti. Rablerinin gücünü kudretini anlayıp gittikleri yanlışlıklardan dönmeleri gerekecekti. Yaptıklarından ötürü tevbe etmeleri gerekecekti. Bütün bu olayların tesadüfi değil, tabiat güçleri tarafından değil Rablerinin takdiriyle olduğunu anlayarak O’na O’nun istediği biçimde kul olmaları gerekecekti. Rablerine ve Rablerinin elçisine, Rablerinin yasalarına karşı savaştan vazgeçmeleri gerekecekti. Geçmiş toplumlara uygulanan yasaların aynısını uyguluyordu Rabbimiz Firavun toplumuna. Allah’ın yeryüzünde değişmeyen bir imtihan yasası vardı. Toplumlar için uyguladığı bir sünneti vardı. Firavun ve toplumuna uygulanan bu yasa sadece onlara ait bir yasa değildi. Önceki tüm toplumlara da uygulanmış ve tecrübe edilmiş bir yasaydı bu. Bakın En’âm sûresinde de bu konu şöyle anlatılıyordu: "Şüphesiz ki senden önce ümmetlere peygamberler göndermiştik; Onları yalvarsınlar diye darlık ve sıkıntılara sokmuştuk. Hiç değilse onlara şiddetimiz geldiği zaman yalvarıp yakarmalı değil miydiler? Lâkin kalpleri katılaştı, şeytan da yaptıklarını onlara güzel gösterdi." (En’âm 42,43) Evet önceki toplumlara da peygamberler gönderdik. Onlar kendilerine gönderilen bu peygamberlere değer vermediler, bu peygamberler ve onların kendilerine getirdiği mesajlarla ilgilenmediler. Hayat programlarını Allah’tan ve Allah’ın elçilerinden almaya yanaşmadılar. Allah’ı da Allah’ın elçilerini de hayatlarına karıştırmamaya ça-lıştılar. Allah, hayata karışmaz dediler, Allah, âyet göndermez dediler, Allah, elçi göndermez dediler. Onlar Allah’ı ve elçilerini küfrettiler de onlara merhametimizden dolayı akılları başlarına gelsin de bize dönmeyi anlasınlar diye biz onları fakirlik, kıtlık, açlık, geçim darlığı, hastalıklar, çeşitli afetler ve zaruretlerle yakalayıverdik. Onları türlü türlü sıkıntılara sokuverdik ki kabukları yırtılsın da tevhid açığa çıksın diye. Küfürden şirkten vazgeçsinler de iman etsinler diye. Sığınacak kapıları kalmasın da bize sığınsınlar diye. Yalvaracak, başvuracak, dövecek kapıları kalmasın da bize yalvarıp yakarsınlar diye. Ama şeytan onlara amellerini süslü gösterdi de hayrı şer, şerri hayır gösterdi de, iyiliği kötülük, kötülüğü iyilik gösterdi de onlar adam olma, uyanma istidatlarını kaybettiler. Evet aslında biraz önce zikrettiğim o imtihanlar, o belâlar ve musîbetler onlarda sığınma, kulluk ve kurtuluş hissini, Allah’a yalvarıp yakarma hissini uyandıracak ilahi uyarılardı. Ama bilelim ki bunların ilahi uyarıcılığı devamlı değildir. Onun içindir ki böyle bir durumla karşı karşıya gelen kişi hemen onu bir nimet bilmeli ve süratli bir şekilde uyanıp tevbe ve yalvarışlarla Allah’a yönelmeli ve durumunu düzeltmesini bilmelidir. Zira bu durum kısa bir süre sonra kaldırılıverir. Ya da esasen kısa bir süre sonra bu uyarının tesiri gittikçe azalır ve nihâyet o sınırlı müddet bitiverir. Yâni o sıkıntının uyarıcı özelliği kayboluverir. Bir alışkanlık ve tabii bir hal oluverir. Yâni kısa bir dönem sonra bu belâların bu sıkıntıların terbiye edici hiç bir tesiri kalmaz. Evet Allah her şeyi kendilerinden bilen mağrur bir topluma ekonomik darbeler indiriyordu. Belki azgınları yola getirecek en etkili yol buydu. Onların açlıkla burunlarını yere sürtüyordu. Ama bunu da yaparken Rabbimiz merhametinin gereği olarak yapıyordu. Rabbimiz kulları için o kadar merhametli ki bakın yaptıklarından ötürü hemen onları helâk edivermiyor. Çeşitli sözlü ve fiili uyarılar göndermek sûretiyle onları uyarıyor. Çünkü kullarına karşı sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz Firavunların da Firavunun arkasından gidenlerin de cennetini istiyor. Onların da hidâyete ermelerini, onların da cennete gitmelerini istiyor. Onlar için de cennet kapılarının açılmasını istiyor Rabbimiz. Onun içindir ki onları hemen cezalandırmıyor da harikulade şeyler göndererek onların akıllarını başlarına almalarını istiyor. Ama alçaklar bunu anlayamadılar. Allah’ın bu yarılarını değerlendiremediler de: