132. “Firavun ailesi: "Bizi sihirlemek için ne mûcize gösterirsen göster, sana inanmayacağız" dediler.” Evet Allah’ın peygamberi anlatmış, çırpınmış, didinmiş ama bakın sonunda adamların dedikleri şu: Ey Mûsâ! Bize bir âyet mi getireceksin? Bir mûcize mi getireceksin? Ne getirirsen getir, ne yaparsan yap bil ki biz sana inanmayacağız. Sen boşuna uğraşıp kendini yorma. Rasulullah efendimize de aynı şeyleri de söylemişlerdi. Ey Muhammed! Yakamızı bırak bizim, biz kesinlikle sana ve senin getirdiklerine inanmayacağız. Kendilerini cennete götürmek için çırpınan Allah elçisi Hz. Nûh’a karşı da toplumu aynı şeyleri söylüyorlardı. Ey Nûh vazgeç bizi uyarmaktan. Eğer senin bütün derdin yarın Allah huzurunda tebliğ sorumluluğundan kurtulmaksa, hesaba çekilme endişesinden ötürü bizi uyarıyorsan vallahi biz yarın Allah huzurunda seni temize çıkarırız. Vallahi de billahi de yarın Allah huzurunda bu peygamber bize vazifesini yaptı, bize hakkı anlattı diyecek ve seni temize çıkaracağız. Derdin buysa bırak bizi sana inanmayacağız, senin anlattıklarına bizim ihtiyacımız yoktur, bizi rahatsız etme diyorlardı. Evet Firavun toplumu da diyorlardı ki ey Mûsâ bizi sihirlemek için ne tür bir âyet getirirsen getir, ne tür mûcize gösterirsen göster biz asla sana inanmayacağız. Demek ki kâfirlerin iman etmeleri için illâ da olağan üstü şeyler getirmek yetmemektedir. Zira iman bir kalp işidir. Bir hidâyet işidir. Onun içindir ki Allah elçilerinin bizim yapmamız gereken şey sadece insanlara Allah’ın âyetlerini götürmek, insanları Allah’ın yasalarıyla uyarmaktır. Değilse istediğiniz kadar ikna edici olağan üstü şeyler gösterseniz de onlar yine inanmayacaklardır. İşte bakın inanmıyor adamlar. Peygamberin ortaya koyduğu mûcizeler karşısında bile iman etmiyorlar da bunların tümünü sihir olarak değerlendiriyorlar. Yâni bu insanlar akıllara durgunluk verecek Allah elçilerinin mûcizeleri karşısında bile iman etmiyorlarsa bizim ortaya koyduklarımız karşısında asla iman etmeyeceklerdir. Karpuz çekirdeğine Allah yazdırsanız da, bal peteklerine Allah nakşettirseniz de, ağaçlarda en büyük âyetler gösterseniz de bu kâfirlerin imanlarına yetmeyecektir. Öyleyse bizim vazifemiz insanlara harikalar bulmak, göstermek değil Allah’ın âyetlerini onlara götürmektir. Eğer Rabbimizin bu yüce âyetleri bu adamları uyandırmıyor, akıllarını başlarına getirmiyorsa bizim getireceklerimizin ne kıymeti olabilir de? Rabbimiz sûre-nin ileride gelecek başka bir âyetinde buyurur ki: “Bundan sonra hangi söze inanacaklar?” (A’râf 185) Evet eğer bu adamlar kendilerine sunulan Allah’ın âyetlerine inanmıyorlarsa, Kur’an onlara bir şey söylemiyorsa, Kur’an onları bir noktaya götürmüyorsa, Kur’an onların akıllarını başlarına getirip hayatlarını değiştirmiyorsa hangi fikir, hangi metot, hangi felsefe, hangi plan-program, hangi delil onları imânâ getirebilecek? Bakın bundan sonra bu toplumu yola getirmek için Rabbimizin peş peşe onlara gönderdiği uyarıları şöyle anlatmaya başlıyor.