A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

135. Ayet

135A'râf Suresi

فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الرِّجْزَ اِلٰٓى اَجَلٍ هُمْ بَالِغُوهُ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ

(Sözlerini tutup tutmayacaklarını sınamak için) bir zamana kadar azabı kaldırınca (bir de ne göresin,) onlar sözlerini bozmuşlar bile!

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

135. “Azabı nasıl olsa sonuna gelecekleri bir müddet için üzerlerinden kaldırınca, hemen sözlerinden cayıyorlardı.” Evet belli bir süre Allah azabı kaldırıverdi onların üzerlerinden de hemen sözlerini değiştirip ahitlerini bozuverdiler. bu bölümü Kur’an’ın değişik yerlerinde anlatıldığı şekliyle bir özetleyelim. Rabbimiz onlara belâ olarak tûfan gönderir. Her tarafları sular altında kalır. Tüm Mısır toprakları tüm arazileri sular altında kalır. Su baskınına uğrarlar. Bunun sonunda geliyorlar Allah’ın elçisinin yanına ve diyorlar ki Ey Allah’ın Resûlü biz ettik sen etme! Bizim gibi asilerin isyanlarına aldırış etme! Bizim için Rabbine bir dua ediver de şu belâyı bizim başımızdan kaldırsın biz de sana ve senin Rabbine iman edelim ve hidâyette olalım diyorlardı. Eğer bu belâyı bizim üzerimizden defedersen sana ve Rabbine iman edeceğiz diyorlardı. Rabbimizin Zuhruf’ta ve Kur’an’ın değişik yerlerinde anlattığına göre Hz. Mûsâ Cenâb-ı Hakka dua eder, Allah onların üzerinden bu belâyı kaldırır. Yani Nil nehri artık yatağına döner ve su baskınını Allah bitiriverir ve artık suların çekildiği arazilerinde çok güzel mahsuller bitiriverir Rabbimiz. Ama onlar Allah’ın elçisine verdikleri bu sözlerini unutup yan çiziverirler. Böyle bir belânın arkasından, içinde insanların bile kaybolacağı ekinler bitiverince, bunu gözleriyle görüverince yine hemen şımarıveriyorlar. Hz. Mûsâ’ya verdikleri sözlerini unuturlar, ne iman ederler ne de İsrâil oğullarını Hz. Mûsâ’ya teslim ederler. İnsanların genel karakteridir bu. Başlarına bir belâ gelince, bir sıkıntı içine düşünce, aman derler ama bu belâyı Allah savuşturunca da hemen yan çiziverirler. Bakıyoruz insanlar bugün de böyle yapıyorlar. Başları dara gelince bugünkülerde hemen Allah’la arası iyi olan hocalara, hacılara koşuyorlar. Yetişin! kurtarın! diyorlar. Ne olursunuz gelin bizim için aranız iyi olan Rabbinize bir dua ediverin. Bizim için bir hatim okuyuverin. Peki siz nerdesiniz? Siz kendiniz nerdesiniz? O Rab sizin Rabbiniz değil mi? Bu din sizin de dininiz değil mi? Sizin dua edecek ağızlarınız yok mu? Bu dinin öteki bölümleri sizi ilgilen-dirmiyor mu? Firavun durumuna düşünce mi Allah’ı hatırlıyorsunuz? Mekkeli müşriklerin durumuna düşünce mi Allah’ı hatırınıza getiriyorsunuz? Başınız daralınca mı Allah’ı hatırlıyorsunuz? Evet Hz. Mûsâ Allah’a dua etti ve Allah onların başından bu belâyı kaldırdı ama bu adamlar Allah’a ve Mûsâ (a.s)'a verdikleri sözü unutuverdiler. Yine eski küfürlerine eski şirklerine devam ettiler. Mûsâ (a.s)’a verdikleri sözü unutup yine bildikleri hayatı yaşamaya devam ettiler. Çünkü artık Allah’la bir işleri kalmamıştı. Allah’a da onun elçisine de ihtiyaçları kalmamıştı. Su belâsı kalkmış ve üstelik arazileri de bol mahsul vermişti. Tarlaları akıllara durgunluk verecek biçimde buğ-daylarla dolmuştu. Ekonomileri düze çıkmıştı ve artık her şeyi kafalarına göre garantiye almışlardı. Ama sonra bakın ki Rabbimiz onların üzerlerine müthiş bir çekirgeler sürüsünü gönderir. Öyle bir çekirge sürüsü gelir ki o biten ekinlerin tamamını silip süpürürler. Güya tarlalarındaki buğdayları görünce işi garantiye aldıklarını zannediyorlardı. Ey Mûsâ eğer üzerimizden bu musîbet kaldırılırsa söz veriyoruz sana iman edeceğiz derler. Hz. Mûsâ yine dua eder ve Allah onu da kaldırır. Bu musîbetin kaldırılmasından sonra arta kalan buğdaylarını devşirip ambarlarına koyduktan sonra, yâni buğdaylarını güya garantiye aldıktan sonra yine artık Allah’a ihtiyaçlarının kalmadığı zannıyla yan çiziverirler. Derler ki tamam buğdaylarımızı ambarlarımıza koyduk, bunlar bize yeter başka şeye ihtiyacımız yoktur diyerek yine eski şirklerine, eski küfürlerine dönüverirler. Eh zaten eskiden de bu tür şeyler olmuştur, olağan şeylerdir bunlar diyerek yine yan çizerler. Ama tamam artık ürünlerimizi garantiye aldık diye sevinip dururlarken Rabbimiz onlara bit gönderir. Ambarlarına bir hububat biti Mûsâllat eder ki oradakileri yiyip bitirirler. Ambarları, evleri, barkları, elbiseleri, vücutları, yemekleri, yatakları ve yorganları bitlerle do-luverir. Mahvolurlar, perişan olurlar ve yine Allah’ın elçisine gelirler ve derler ki ey Mûsâ ne olur bu kaldırılsın sana iman edeceğiz. Mûsâ (a.s) yine dua eder ve Allah onu da kaldırır. Ama onlar yine iman etmezler. Sonra Allah onların üzerine kurbağa yağdırır. Evlerinin içi, yiyecekleri ve tüm hayatları kurbağa ile dolup da perişan bir hale gelince yine gelip Hz. Mûsâ’dan Rabbine dua etmesini isterler. Ey Mûsâ ne olur Rabbine bir dua ediver de şu belâ başımızdan bir kaldırılsın o zaman söz veriyoruz kesinlikle sana iman edeceğiz diyorlar. Hz. Mûsâ yine dua eder. Allah bu belâyı da kaldırır ama onlar yine iman etmezler yine yola gelmezler. Arkasından onlara kan gönderir Rabbimiz. Her şeyleri kan olur. Ekmeğe el atarlar kan, suya el atarlar kan, tüm yiyecek ve içecekleri tüm suları kan haline geliverir. Fakat işin garibi bütün bu gelenler Mısırda yaşayan Firavun oğullarına geliyordu. Aynı şehirde yaşayan İsrâil oğullarına hiç bir şey olmuyordu. İsrâil oğulları bunların hiç birisinden etkilenmiyorlardı. Hattâ rivâyetlere göre Firavun oğullarından olan birileri suyu ağzına götürüyor bakıyor kan. Sonra yanındaki İsrâil oğullu kölesine veriyor su oluyordu. Kölesinin ağzından emmeye çalışıyordu ama onun ağzından dökülürken yine kan haline geliyordu. İşte Rabbimiz adam olsunlar diye peş peşe biri öncekinden daha etkili mûcizeler gönderdi ama bu adamlar yine adam olmayınca; bütün bu imtihanlar yine de onların akıllarını başlarına getirmeyince; sonunda helâki hak etmiş oldular. Genelde insanlar böyledir. Darda kaldıkları zaman, zorda kal-dıkları zaman Allah’ı hatırlıyorlar ama işleri düze çıktığı zaman da Al-lah’ı unutup bildikleri hayatı yaşamaya yöneliveriyorlar. Ama unutmayalım ki Allah bize de bazen böyle bir şeyler gönderir, gönderir ama yine de Allah’ın istediğine gelmemeye diretirsek bilelim ki bizim defterimizi de dürüverir. Evet bütün bunlar geldikçe yine Zuhruf’la söyleyelim: "Ama. azabı ülkelerinden kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler." (Zuhruf 50) Her defasında söz verdiler ama sözlerinden döndüler. Onların bu sözlerinden döneceklerini bile bile Rabbimiz rahmeti gereği yine de onların üzerlerinden belâlarını kaldırıyordu. Evet Mekkeli müşrikler de böyle bir kıtlıkla karşı karşıya geldiklerinde geldiler Rasûlullah’tan bu kıtlığın kaldırılması için dua istedikler. Bakın ve dediler ki: “ İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler.” Tıpkı Firavunlar gibi, tıpkı selefleri gibi onlar da dediler ki ya Rabbi eğer bunu bizden giderirsen o zaman biz mü'min olacağız. O zaman biz de sana iman edeceğiz. Ya da biz mü'minleriz dediler. Evet darda kaldıkları zaman derler bunu. Allah’ın bu kadar uyarısı karşısında hâlâ akıllarını başlarına almayınca, hâlâ imânâ yanaşmayınca da Allah bir azapla yakalayıverdi onları ve işlerini bitiriverdi. Unutmayalım ki bu yasa sadece Firavun ve toplumuna uygulanmış bir yasa değildir. Kıyâmete aynı özelliği taşıyan insanlara da uygulanacak bir yasadır bu. Firavun yolunu takip eden tüm tâğutlara uygulanacak bir yasadır bu. Bakın Allah diyor ki: