156 “Bu dünyada ve âhirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim her şeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekât verenlere, âyetlerimize inananlara yazacağım buyurdu.” Ey Rabbimiz bizim için hem dünyada hem de âhirette ha-seneler yaz. Hem bu dünyanın hem de âhiretin güzelliklerini bizimle beraber kıl ya Rabbi. Bizim kendimiz adına güzel gördüklerimiz değil senin güzel gördüklerini bizim için yaz ya Rabbi. Çünkü hasene, güzellik bizim güzel gördüklerimiz değil, Allah’ın güzel gördükleridir. Dünyada en güzel hayat Allah’ın belirlediği hayattır. Allah’ın istediği biçimde yaşanan hayat en güzel hayattır. Âhirette bize Allah’ın rızasını ve cenneti sağlayacak hayat en güzel hayattır. Bizi Allah’tan ve âhiretteki hasenelerden uzaklaştıracak, bize kulluğumuzu unutturacak bir hayat ne kadar da cazip bir hayat olursa olsun güzel bir hayat değildir. İşte mü’minin duası budur. Mü’min sadece dünya için yaşayan bir insan değildir. Mü’min sadece dünyada kalacak, dünyada bitecek ve âhirete intikal etmeyecek şeyler istemez. Ama bakın Kur’an-ı Kerîmde kâfirlerin, müşriklerin duaları şöyle anlatılır: "İnsanlardan kimileri de vardır ki Rabbimiz bize dünyada ver! Derler. Onların âhirette nasipleri yoktur." Evet onlar, ya da başkaları insanlardan kimileri de derler ki Ya Rabbi bize dünyada mal mülk ver! Biz dünyada senden makam mevki istiyoruz, ev-bark istiyoruz, mark-dolar istiyoruz, eş, dost, çevre, kredi istiyoruz! Bize bunlardan haber ver sen! Biz gerisini bilmeyiz derler. Bize dünyada ver de; öbür tarafta ne olursa olsun bizim için fark etmez derler. Dualarının konusu budur bunların. Aslında herkes dua eder. Yeryüzünde dua etmeyen insan yoktur. Bütün insanlar dua ederler ama duadan duaya fark vardır. Kişinin bir şeye yönelmesi onu elde etme adına çırpınması ona ulaşma dına çalışıp çabalaması dua demektir. Evet bu adamlar her şeyin dünyada bitip tükenmesi adına dua etmektedirler. Dünyada bitip tükenecek şeyler isteyerek dua etmektedirler. Böyle diyenlere, böyle dua edenlere, böyle hedefler uğruna çırpınıp duranlara dünyada her şeyi verir Allah, ama âhirette onların hiçbir nasipleri yoktur. "İnsanlardan kimileri de Rabbimiz bize dünyada hasene (iyilik) ver! Âhirette de hasene ver! Ve bizi ateşin azabından koru! Derler." Hasene, güzel-güzellik demektir. Gerçek güzellik, gerçek ha-sene başlangıcı ve sonucu güzellik olandır. Kazanılması, elde edilmesi, kendisine ulaşılması başlangıçta güzel olan nice şeyler vardır ki neticeleri felâket olabilir, sonuçları acıyla bitebilir. Onun içindir ki asıl hasene, asıl güzellik sonu güzel olan hasenelerdir. Birinci gruptaki insanlar için, sadece dünyayı isteyen dünyalık isteyen tüm planlarını programlarını dünyada bitecek öbür tarafa intikal etmeyecek biçimde ayarlayan insanlar için hasenenin sadece başlangıçlarının güzel olması yeterlidir. Elde ettikleri şeylerin, kazandıklarının sadece dünyada onları sevindirmesi mutlu etmesi yeterlidir. Bize sadece dünyada ver derler. Dünyada elde edelim de, dünyada tadalım da gerisi önemli değildir derler. Ya Rabbi bize verdiklerin sadece dünyada bizim mutluluğumuzu sağlamakla kalmasın; aynı zamanda öbür tarafta bizi cehennem ateşinden de koruyacak cinsten olsun derler. Müfessirler bu hem dünyada hem de âhirette insanı mutlu edecek hasene konusunda şunları söylemişler: Bu hasene dünyada sağlıktır, sıhhattir, geçinecek başkalarına muhtaç olmayacak kadar rızıktır, hayırda çokluktur, âhirette sevaplara ulaştıracak ameller de çokluktur, dünyada sâliha kadındır, dünyada sâlih arkadaştır iyi komşudur, dünyada güzel bir dünya hayatıdır, huzurlu bir toplumdur, bereketli ömürdür, kulluk bilgisidir, Kur’an ve sünnet anlayışıdır, hikmettir, hâsılı kişinin onunla Allah’ın rızasını kazanabileceği ve sonunda cenneti elde ettirecek şeylerdir. Âhirette de Hurilerdir, ırmaklardır, şaraplardır, giyeceklerin, yiyeceklerin güzelliğidir, hâsılı kişinin onunla Allah’ın rızasını kazanabileceği ve sonunda cenneti elde ettirecek şeylerdir demişler. Evet bize dünya ve Ukba’da haseneler nasip et ya Rabbi: Biz sadece sana yöneldik ya Rabbi! Senin rızana, senin hayat programına yöneldik ya Rabbi! dedi Hz. Mûsâ. Cenâb-ı Hak da buyurdu ki: Benin azabım elbette dilediklerime ulaşacaktır. Kendilerine rahmet kapıları olarak gönderdiğim kitaplarımla diyalog kurmayan, kendilerine örnek olarak gönderdiğim elçilerimle tanışmayan ve ken-dilerinden istediğim hayatı yaşamaya yanaşmayan kimselere mut-laka benim azabım ulaşacaktır. Ama bilesiniz ki benim rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Benim rahmetim çok geniştir. Benim rahmetim gazabımı geçmiştir. Kullarımla ilişkim rahmetime dayanmaktadır. Rahmetimden istifade etmek isteyenlerin tamamı rahmetimin kapsamındadır. Çünkü ben o rahmetimi muttaki kullarım için yazacağım. Yollarını benimle bulan, hayat programlarını benim kitabıma ve benim elçilerime sorarak tesbit eden, benim istediğim biçimde yaşayan kullarıma ben o rahmetimi yazacağım. Yâni onlara rahmetimi vacip kılacağım. O muttakiler de şunlardır: Onlar zekâtlarını verenlerdir. Mallarında benim hakkım olan zekâtlarını vererek tüm mallarında beni söz sahibi kabul edenlerdir. Mallarına benim karıştığımı ortaya koyan, benim âyetlerime iman edenlerdir. Âyetlerimizi okuyan anlayan ve o âyetlerin kendilerinden istediği gibi hayatlarını düzenleyenlerdir.