15.“Allah; " Sen erteye bırakılanlardansın" dedi.” Tamam ba’s gününe kadar sana izin verdim, insanların ölüp de tekrar dirilecekleri güne kadar seni erteledim demedi de buyurdu ki tamam sen izin verilenlerdensin. Yâni kıyâmetin kopacağı güne kadar izin verilenlerdensin buyurdu. Kıyâmetin kopacağı güne kadar izin verdi Rabbimiz. Tamam sen mühlet verilenlerdensin haydi ne ya-pacaksan, ne nane yiyeceksen yapacağını yap buyurdu. Buradan da anlıyoruz ki şeytan Allah’ı da âhireti de öldükten sonra dirilişi de hesabı kitabı da cenneti ve cehennemi de inkâr etmiyordu. Şeytan Allah’a da âhiret gününe de inanıyordu. Öyleyse şeytanın küfrü Allah’ı inkâr etmek âhireti, öldükten sonra dirilmeyi he-sabı kitabı reddetmek türünde bir küfür değildi. Daha önce de ifade ettiğim gibi şeytanın küfrü; kendisini Allah’ın teklifinden âzâde saymak türünde bir küfürdü. Allah’ın emrini yok farz etmek, duymamak, duymazdan gelmek türünde bir küfür. Değilse bakın şeytan Allah’a iman ediyor, Allah’ı tanıyor, âhireti, dirilişi, hesabı, kitabı kabul ediyor. Allah’ın gücünü, kudretini biliyor. İstenecek, yalvarılacak, sığınılacak, dua edilecek makamın farkındadır. Ama inandığı Allah’ın secde emrini duymazdan geliyor, emrin aksine bir tavır sergiliyor. Peki, o zaman şu anda Allah’a inandıklarını iddia ettikleri halde, inandıkları Allah’ın namaz emrini duymazdan gelenler, tesettür emrini yok farz edenler, kendilerini O’na kulluktan âzâde sayanlar, sanki Allah’tan kendilerine emir ve yasaklarını ihtiva eden bir kitap gelmemiş gibi davrananlar, kitaptan ve peygamberden habersiz bir hayat yaşamaya çalışanlar da tıpkı şeytanın küfrünü yapmıyorlar mı? Çünkü bakıyoruz Enfâl sûresinde bu olaydan yüz yıllar sonra şeytanı Bedir’de görüyoruz: “Şeytan onlara işlediklerini güzel gösterir ve “Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yoktur; doğrusu ben de size yardımcıyım" dedi. İki ordu karşılaşınca da, geri dönüp, " Benim sizinle ilgim yok; doğrusu sizin görmediğinizi ben görüyorum ve şüphesiz Allah'tan korkuyorum, Allah'ın azabı şiddetlidir" dedi” (Enfâl 48) Evet şeytan Mekke müşriklerine cesaret vererek Bedir’e kadar onları getirir. Bugün sizi yenebilecek bir güç ve kuvvet yoktur, ben de sizin yanınızda sizin yardımcınızım diyerek onları harekete geçirir, ama Bedir’e geldiklerinde Cebrâil’i görür ve topuklarının üstünde gerisin geriye dönerek şöyle der: Benim sizinle bir ilgim alâkam yoktur. Zira ben şu anda sizin görmediğinizi görüyorum. Ben Cebrâil’i görüyorum. İçinde Cebrâil’in bulunduğu bir orduyla savaşılmaz. Bu orduyla baş edilmez. Böyle bir ordunun karşısında durmaktan Allah’a sınırım. Ben Allah’tan korkarım, zira Allah’ın azabı çok şedittir diyordu. Evet bu olaydan yüz yıllar sonra yine şeytanın ben Allah’tan korkarım dediğine şahit oluyoruz. Demek ki Allah’a inanıyordu şeytan. Yukarıdaki âyetten de anlıyoruz ki şeytan yine âhiret gününe de iman ediyordu. Ya Rabbi beni ba’s gününe kadar ertele diyordu. Peki Allah’ı da âhiretteki hesabı da inkâr etmeyen bu şeytanın küfrü nasıl bir küfürdü öyleyse? Demek ki şeytanın küfrü Allah’ı ve âhireti inkâr etmek türünde bir küfür değildi. Onun küfrü Allah’ın emir ve tekliflerinden kendini azade saymak ya da emirlerin, amellerin gerekliliğini inkâr türünde bir küfürdü. Kendisini tekliften azade sayıyordu. Allah’ın emir ve tekliflerini yok farz ediyordu. Allah’ın emir ve tekliflerinin kendi istek ve eğilimlerine uygunluğunu arıyordu. Bu işe önce benim mantığım yatsın diyordu. Hoşlanmadığım cinsten olmasın emir ve teklifler diyordu. Al-lah’ın emir ve tekliflerini örtmeden örtbas etmeden yana bir tavır ser-giliyordu. Yâni örtenlerden oluyordu şeytan. Allah’ın ortaya çıkardığı hakikati örtüyordu şeytan. Peki hangi hakikatti Allah’ın ortaya çıkardığı halde şeytanın örttüğü hakikat? 1- Allah’ın "Âdem’e secde edin!" Emri açığa çıkmıştı, Allah bu konuda açık bir şekilde emrini açığa çıkarmıştı ama o secde etmedi, bu emri uygulamaya koymadı. Allah’ın açığa çıkan bu emrini örtbas etmeden yana bir tavır sergiledi. 2- Bakara sûresiyle söyleyecek olursak Âdem’in halîfelik özellikleri açığa çıkmıştı, ayan beyan gözleri önünde Allah bunu ispat etmişti, ama şeytan bu hakikatin üstünü örtüvermişti. Zaten: "Kim bile bile hiçbir özrü yokken namazı terk ederse o kâfirdir." Sözünün mânâsı da budur işte. Yâni insan namaza olan imanını eylem olarak göstermezse küfrediyor demektir bu adam. Yâni namaza inandım dedi de kılmadı mı, inandım demesine de inanmamak lâzım gelecektir. Şunu da söyleyelim burada: Şeytan Allah’ı inkâr ettiği için kâfir olmadı da Allah’ın emrine itaat etmemesi sebebiyle kâfir olmuştur. Secdeyi terk etti, üstelik secdesizliği savunmaya kalkıştı. Bir kimse meselâ tesettür konusunda secde etmese, yâni Allah’ın bu emrini hemen uygulamaya koymasa bu ameli küfürdür, ama bir de bu tesettürsüzlüğü savunma boyutunda bir tavır sergilerse o kesin kâfir olacaktır. Demek ki şeytanın küfrü, kendisini tekliften azade saymak, ya da Allah’ın emirlerini yok farz etmek. Öyleyse dönelim kendimize şimdi pek çok insan da öyle değil mi? Kendimizi azade saydığımız, daha erken dediğimiz, henüz vakti değil dediğimiz, hele şunlar şunlar bir bitsin de ondan sonra dediğimiz, yahut da gerekliliğini hafife aldığımız nice emirleri nice teklifleri var Rabbimizin değil mi? Sakal mı? daha genciz! Hac mı? Şimdi zamanı değil yaşlanınca! Cihad mı? Şimdi olmaz güçlenince! İlim mi? Kuran ve sünneti tanımak mı? Hele okul bir bitsin! Hele dükkan tezgah işlerini bir yoluna koyalım da ondan sonra. Emr-i bil’maruf mu? Çevremize çocuklarımıza âyet hadis anlatmak mı? E canım ilmimiz ne ki? Hele biraz öğrenelim de ondan sonra... Evet Allah’a inandığını iddia eden nice insan var ki; bugün tıpkı şeytan gibi kendilerini tekliften azade sayıyorlar Allah korusun. Sanki o konularda Allah kendilerinden bir şey istemiyor, sanki teklifi yok Allah’ın o konularda. Allah’a inandıklarını iddia ediyorlar ama sanki hayatlarının mutfak bölümünde Allah’ın her hangi bir teklifi yok. Allah’a inandıklarını iddia ediyorlar ama sanki inandıkları Allah’ın ha-yatlarının kazanma ve harcama bölümünde her hangi bir teklifi yok. Sanki serbest bırakmış Allah onları. Nereden kazanırsanız kazanın, nasıl kazanırsanız kazanın, hangi meslekleri seçerseniz seçin ve ne-relerde harcarsanız harcayın bu konuda keyfiniz nasıl isterse onu ya-pın demiş. Allah’a inandıklarını iddia ediyorlar ama sanki düğünleri konusunda Allah’ın her hangi bir teklifinin olduğunu bilmiyorlar. Ekonomilerinde, eğitimlerinde, hukuklarında, kılık kıyafetlerinde, siyasal yapılanmalarında Allah’ın teklifinin olduğunu bilmiyorlar. Sanki tüm bu konularda kendilerine Allah’ın hiç bir teklifi yok gibi hayatlarının bu bölümlerini yaşarken hiç mi hiç Allah sorma gereği duymuyorlar. San-ki hayatlarının sadece namaz oruç gibi bölümlerinde Allah’ın tekliflerinin olduğu zannediyorlar ve Allah korusun tıpkı şeytan gibi kendilerini tekliften azade sayıyorlar. Pek çok insan vardır ki bugün kırk yaşından önce Allah’ın kendisine her hangi bir emrinin, teklifinin olduğunu bilmiyorlar. Meselâ kimi insanların hayatında ibadet kırk yaşından sonra başlar. Kimi insanların hayatında namaz hacdan sonra başlar. Hacca gidip gelmeden önce namaz diye bir sorumluluğu, ya da namaz diye Allah’ın bir teklifi yoktur. Kimi insanların hayatında namaz, tesettür gibi kulluklar okul bittikten, diplomayı aldıktan sonra başlar. Allah için söyleyin bütün bunlar Allah’ın emirlerini yok sayma, Allah’ın teklifleri karşısında kendisini azade sayma, bu emir ve amellerin gerekliliğini reddetme değil de nedir? Şeytanın tavrıyla bu insanların tavırlarının ne farkı var da? Ya da bu insanların kullandıkları mantık şeytan mantığı değil de nedir? Onun için Allah’ın tekliflerinden belki de en zoru olan cihadı seçerek kişi buna imkân bulamasa bile en azından içinde cihada bir arzu duymayarak onun gerekliliğini hafife alarak ölürse onun bir nevi münâfık olarak öldüğünü söylemiyor muydu? O halde bizler Allah’ın her bir emri her bir teklifi karşısında ya melekler gibi hemen secde yaparak, o emirleri duyar duymaz hemen uygulamaya koyarak melekler safında yer alacağız, yahut da şeytan gibi duymazdan gelerek, Rabbimizin emirlerini yok farz ederek, kendimizi tekliflerden azade sayarak, geciktirerek, savsaklayarak şeytan safında yer alacağız. Eğer şeytan gibi kulluktan, rahmetten ve cennetten kovulmak, dünya da ukba’da da alçalanlardan olmak istemi-yorsak o zaman meleklerin tavrını sergilemek zorundayız. Her bir emir karşısında hemen secdeyi gerçekleştirmeliyiz. Rabbimizden ne tür bir emir aldık? Hac mı? Hemen secde edelim. İlim mi? Hiç beklemeden hemen secde edip başlayalım. Zekât mı? İnfak mı? Hele bir zenginleyelim filan mantığına girmeden hemen gücümüz nispetinde secde edip uygulayalım. Tesettür mü? İçkiyi terk etmek mi? Tebliğ mi? Cihad mı? Neyse hemen beklemeden uygulamaya koyalım. Evet şeytan böylece küfredip, isyan edip, kulluktan ve rahmetten kovulup ve üstelik Allah’tan kıyâmet gününe kadar müsaadeyi de aldıktan sonra, ölümden, kahrolmaktan ve yok olup gitmekten kurtulup yaşamayı da garantiye aldıktan sonra bakın ne diyordu: