161. “Onlara: "Şu şehirde oturun, dilediğiniz gibi yiyin için, 'Affet ' deyin ve secde ederek kapısından girin; Biz de yanılmalarınızı bağışlarız, iyi davrananlara daha da artıracağız" denmişti.” Evet onlara denmişti ki şu şehirde oturun. Oranın sakinleri olun ve orada dilediğiniz gibi, dilediğiniz kadar yeyin için. Rabbimiz onlara bir şehir, bir coğrafya, bir fetih nasip edecekti. Ama onlardan bunun karşılığında bir şey istiyordu. O şehirden girerken “Hıttah” deyin ve de şehrin kapısından girerken secde ederek, Allah huzurunda eğilerek girin. Eğer böyle yaparsanız biz de sizin hatalarınızı, günahlarınızı affedeceğiz. İşte biz muhsinleri, Allah huzurunda olduğunu unutmayanları, yaptıklarının tümünü Allah’ın gördüğü şuuru içinde ve Allah’a lâyık biçimde yapan ihsan sahiplerini böylece mükafatlandırırız. Eğer bu işi yaparken, bütün yaptıklarınızı yaparken muhsinler olursanız, tüm hareketlerinizi Allah’ı görüyormuşçasına ayarlarsanız elbette size zaferlerimizi, size nimetlerimizi artıracağız diyor Rabbimiz. Anlayabildiğimiz kadarıyla İsrâil oğulları Sina çölünde. Kendilerine Allah tarafından bir emir veriliyor. Bu emir çöl ortamından farklı bir ortama girmeyle ilgili bir emirdi. Kur’an’ın başka yerlerinde anlatıldığına göre Ya ısrarla kendileri bunu istedikleri için ya da Rabbimiz bunları böyle bir imtihana tâbi tutmak için istiyordu bunu onlardan. Tih sahrasından çıktıktan sonra bir şehre girmelerini bir şehri fethetmelerini istemişti Allah onlardan. Hangi karye bu? Burada adı verilmemiş. Allahu âlem Filistin’e doğru giderlerken o istikâmette bir şehirdi bu. Filistin yolu üzerinde bir karye. Arz-ı Mev’ûd’a gitmelerini sağlayacak bir şehrin girişi. İşte bir şehir ki o şehre girmeleri istenmiş. O şehrin kapısından girerken de, şehre giriş eylemini gerçekleştirirken de secde ederek girin. Yâni bu nimetleri ve zaferi size nasip ettiğimden dolayı bana sücceden girin. Secdeyi biliyoruz. Meleklerin Hz. Adem’e secdeleri ni-teliğinde bir secde. Boyun eğmek anlamında, tamam ya Rabbi! Senin istediğin gibi ya Rabbi! Bu şehirde biz ancak senin istediklerini ister, senin istemediklerinden de biz nefret ederiz! şeklindeki bir gerçeği kabul ediyoruz! biçiminde bir secdeydi bu... "Ve de hıtta deyin!" Türkçe’si: Allah’ım bağışla! Allah’ım affet! Rabbim mağfiret et! Demektir. Yâni Arapça’daki estağfirullah anlamına bir kelime. "Biz de sizin hatalarınızı siliverelim, mağfiret edelim." "Bilin ki biz ihsan edenlere artırırız." İhsan edip muhsince davrananlara artıracağız. Yâni daha çok nimet vereceğiz! Veya affedeceğiz. Af ile mağfiret kelimelerinin anlamları farklıdır. Cenâb-ı Hakkın bunlara böyle bir yol gösterisi var. Yâni gelin hıtta deyin ki sizi affedelim, mağfiret edelim! diyordu Rabbimiz. Yâni biz sizi affedeceğiz, yeter ki siz Allah’a yönelin! Allah karşısında takınmanız gereken tavrı takının. Birisi öyle diyordu: Meselâ daha yeni doğmuş bir bebek düşünün. Bu bebek acziyetinin küçüklüğünün doruk noktasındayken, yâni kimseye kafa tutamayacak bir dönemi yaşarken, gücünün iktidarının olmadığının farkında olan bu bebek daima el üstünde tutulur. Annesi babası, kim alıyorsa kucağına, aman, aman diye üzerine titrer. Ama çocuk biraz büyüyüp de ben de varım! Ben de yürüyebilirim! Ben de alabilir, ben de satabilirim! demeye başladı mı artık burnu bilmem ne-den kurtulmamaya başlar ya. İşte aynen bunun gibi insan da Allah karşısında böyle bebek gibi bir sekînet, bir teslimiyet gösterirse. Ya Rabbi senin karşında ben bir hiçim! Ancak senin izninle yaparım! Senin yap dediğini yaparım! Senin bildirdiğini bilirim! diyerek Allah yolunda olursa, Allah da onu öylece koruma altına alıverir. Ama ben de bilirim! Ben de beceririm! demeye başlarsa ki tâğutluktur bu. Firavunun yaptığı da buydu zaten. O ortama kendini düşürüverdi mi Allah korusun, hepten helâk olup gitmiştir. Bunlardan da bu isteniyor: Gelin inat etmeyin! İsyan etmeyin! Deniyor. Ya Rabbi ben beceremedim! Ben bu kadarını yapabildim! Ötesinde beni affet dememizi istiyor. Affet! Sen büyüksün! dememizi istiyor. Ama bunda da samimi olmamızı istiyor. Ama bakın bu adamlar Allah’ın dediklerini dinlemediler. Allah’tan af dileme ve ona secde etmeye yanaşmadılar.