A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

162. Ayet

162A'râf Suresi

فَبَدَّلَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ الَّذ۪ي ق۪يلَ لَهُمْ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا يَظْلِمُونَ۟

(Ancak) onlardan zalim olanlar, kendilerine söylenen sözü başkasıyla (“Günahlarımızı dök.” anlamındaki “Hıttatun.” kelimesini “buğday” anlamına gelen “hıntatun” ile) değiştirdiler. Biz de zulümlerine karşılık gökten bir azap saldık üzerlerine.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

162. “Onların zulmedenleri, kendilerine söylenen sözü başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zâlimlere, zulümlerinden ötürü gökten azap indirdik.” Âyetin ifadesiyle söyleyecek olursak bu hainler bedel getirdiler. Allah’ın dediklerine bedel getirip alternatif ortaya koydular. Allah’ın sözlerini, Allah’ın emirlerini değiştirdiler. Allah’ın yasalarını değiştirip başkalarının yasalarını koydular. Allah tarafından kendilerine denenleri yamulttular, kendilerine göre Allah yasalarına bir şekil verdiler. Allah’ın âyetlerini Allah’ın istediği ve Allah elçisinin anladığı gibi değil de kendi anlamak istedikleri gibi anlamaya kalkıştılar. Allah’ın âyetlerini kendi keyiflerine, kendi zevklerine, kendi hevâ ve heveslerine göre yorumladılar. Kendileri dine uyacakları yerde, dini kendi hayatlarına uydurmaya kalkıştılar. Böylece kendi nanelerine, kendi pisliklerine bir çıkış yolu aradılar ve buldular da tabii. "Ama o zâlimler kendilerine denilen sözü denilmeyene çevirdiler de." Kendilerine denileni, denilmeyenle değiştirdiler. Yıllarca Firavun siteminin zulmü altında kalmış, Firavun eğitiminin etkisi altında her şeylerini kaybetmiş ezilmiş şahsiyetleri silinmiş, tarihleri kaybolmuş, kültürleri yok olmuş, hafıza kaybına uğramış bir toplum olarak bu insanlar Allah’ın emrini değiştiriverdiler. Yâni Allah’ın kendileri için çizdiği programın dışına çıkıverdiler. Bunun bize şu mânâyı hatırlattığını unutmamalıyız: Allah bizden hangi lafızlarla, hangi stilde, hangi usulde bir kulluk istemişse aynen o şekilde uygulamak zorundayız. Bunu asla değiştirme hakkına sahip değiliz. Diyelim ki Allah bizden iki rek'at sabah namazı istiyor. Yahu iki rekat ne olur ki kılmışken dört kılalım, beş kılalım diyerek bunu fazlalaştırmaya kimsenin hakkı yoktur. İbadetlerdeki namazlardaki lafızları bir başka şekilde değiştirmeye kimsenin hakkı yoktur. Tesettür öyle, miras öyle, zekât öyle, kadın erkek ilişkileri öyledir. Allah, bizden ne tür bir kulluk istemiş ve onu ne tür uygulama-mızı istemişse; onu aynen Allah’ın istediği biçimde uygulamak zorundayız. Bunları değiştirmeye ya da yeni yeni tapını biçimleri ihdas etmeye, yeni yeni hukuk modelleri geliştirmeye, yeni yeni yasalar belirlemeye hakkımız yoktur. Ama bunlar değiştirdiler bakın. Bakara’da anlatıldığı şekliyle "Hıtta" yerine "Hınta" demek gibi. Yâni af ya Rabbi! Sübhanal-lah ya Rabbi! seni tüm noksan sıfatlardan tenzih ederim ya Rabbi! Demek gibi “Hıttah” yerine buğday demek mânâsına gelen “Hıntah” deyiverdiler. Ya da secde yerine arka kapıdan girmek gibi Allah’ın emirlerini değiştirdiler. Allah’ın istemediği bir eylemi gerçekleştirdiler. İnsanlar ne yaparlarsa yapsınlar. İsterlerse gökte yürüsünler Allah’ın kendilerinden istemediği bir kulluk türüyse bu yaptıkları boştur. Bakın Allah diyor ki onlar böyle yapıp Allah’ın âyetlerini değiştirince de: Bunların üzerlerine gökten bir murdarlık bir pislik, bir azap ve gazap gönderdik. Bizim yasalarımıza bedel getiren, bizim âyetlerimize, bizim kanunlarımıza alternatif getirip onlarla hayatlarını düzen-leme cinnetine kapılan bu insanların üzerlerine gökten bir pislik indiriverdik diyor Rabbimiz. Önce ne demişti Rabbimiz? Onların üzerlerine gökten bıldırcın eti ve kudret helvası gönderdik demişti değil mi? Şimdi ne oldu? Allah yasalarını, Allah’ın gökten indirdiklerini değiştirenlere karşı Allah’ta indirdiklerini değiştiriverdi. Elbette nimet isteyenlere nimetlerini artıran Rabbimiz pislikten hoşlananlara da pislik ve murdarlık gönderecektir. Çünkü onlar zâlim oldular. Allah’a karşı zulmettiler. Allah’ın âyetlerine karşı zulmettiler. Allah’ın âyetlerinin, Allah’ın yasalarının hakkını vermediler. Allah’ın âyetlerini gereken yerde kullanmadılar. Kendilerine de zulmettiler. Kendilerini olması gereken yerde tutmadılar. Kendilerini Allah’a kulluk makamından çıkarıp ona uydurdukları bedellerine, ona karşı uydurdukları yasalarına kulluk makamına indirgeyerek kendi kendilerine de zulmettiler. Allah’a kulluğu bıraktılar da Allah’tan başkalarının yasalarına itaat ederek onlara kulluk yaptılar. Çünkü küfür ve şirk yeryüzünde zulümlerin en büyüğüdür. Estağfirullah diyecekleri yerde sen bize dünyalık ver de gerisine karışma dediler. Ver de bizden isteme dediler. Sen bize dünyada ver de bizden kulluk isteme dediler. Sen bize bolca ver de bizler dünyada keyfimize göre bir hayat yaşayalım dediler. Yâni sana senin istediğin biçimde kulluk etmesek de, senin yasalarını çiğnesek de bize versen ne olur? dediler. Bizler içki içsek de, bizler zina etsek de, bizler senin hukukunu uygulamasak da versen ne olur? dediler. Bizler senin istediğin şekilde giyinmesek de versen ne olur dediler. Biz bu şirklerimize, bu zulümlerimize devam etsek de bize vermeye devam etsen ne olur dediler. Ne olur yâni versen? Neyin eksilir? dercesine hâşâ Allah’a kafa tutmaya kalktılar. Evet Rabbimizin vermesi elbette kendisine kulluğa bağlıdır ama bezen de böyle gazabından veriverir ki zâlimler cehennemi boylasınlar diye. Bundan sonra Rabbimiz yine İsrâil oğullarıyla alâkalı bir başka konuyu, İsrâil oğullarının Mûsâ toplumunun Yahudileşme sürecini, haktan sapma sürecini gündeme getirerek bize bu konuda çok önemli mesajlar sunmaktadır. İsrâil oğullarının bu Yahudileşme süreci bizim için gerçekten çok büyük önem arz etmektedir. İslâm ümmetinde de Yahudileşme eğilimlerine karşı üzerinde çok dikkatle durmamız gereken bir konudur bu. Rabbimiz bizim, İslâm toplumunun onların durumlarına düşmemizi istemediği için ısrarla bu konuda bizi uyarmaktadır. Bakın buyurur ki Rabbimiz: