164. “Aralarından bir topluluk: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir millete niçin öğüt veri-yorsunuz?" dediler. Öğüt verenler: "Rabbimize hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar" dediler.” Evet bu iki grup arasındaki diyalog budur: Allah’ın kendilerini helâk edeceği ve şiddetle azaba uğratacağı bu insanlara niçin nasihat ediyorsunuz? demişlerdi. Yâni bu Allah’ın kalplerini mühürlediği, Allah’ın kendilerine azap edeceği bu insanları neden uyarıyorsunuz? Niye yoruyorsunuz kendinizi? Niye vaaz ediyorsunuz bu adamlara? Bunlar adam olmaz! Bunlar yola gelmez! Boşuna niye uğraşıyorsunuz? Demişlerdi de bakın öteki müslümanlar şöyle diyorlardı: Rabbinize karşı bir mâzeretimiz olsun diye, bir de belki sakınırlar diye biz onlara nasihat ediyoruz dediler. Rabbimize karşı bir mâzeretimiz olsun diye bunu yapmaya devam ediyoruz! Yarın soracak Rabbimiz: Ey kullarım! Yanı başınızda günah işleyen insanları görüyordunuz da ne yaptınız? Onları uyardınız mı? Onlara hakkı duyurdunuz mu? diye sorduğu zaman: Evet ya Rabbi sen şahitsin ki biz vazifelerimizi yaptık! diyebilelim diye bunu yapıyoruz bir, bir de bilmiyoruz ki belki bugün olmazsa yarın adam olurlar! Bugün dinlemezse yarın dinlerler diye bunu yapıyoruz! Diyor-lar. Evet elimizde bir liste yok ki! Kimler adam olacak, kimler olmayacak? Kimlerin kalbi mühürlenmiş asla yola gelmeyecek? Kimler de yarın dönecek? Bunu bilmiyoruz ki! Onun için belki adam olurlar diye bu görevi yapmaya devam ediyoruz dediler. Çünkü Rasûlullah’ı öldürmeye giden Ömer’in dirileceğini kim bilebilirdi? Nerden bilebilirsiniz ki Ebu Süfyan yirmi yıllık bir uğraşının sonunda müslüman olacaktı? Öyleyse hele bir uğraşalım, hele bir çabalayalım belki adam olurlar diyorlardı. Biz uğraşalım belki de en zâlim, en kâfir insanların içinden samimi müslümanlar çıkacaktır diyorlardı. Bir de diyorlardı ki uğraştık, uğraştık farz edelim ki sonunda bunlar adam olmazlarsa bile biz kendimiz adam oluruz. Bugün yahu bırakıver bu vaz u nasihati! Senden başka adam yok mu? diyenlere bunu söylemek zorundayız işte. Bunlar adam olmasalar bile biz adam olmak için bu görevimize devam ediyoruz. Çünkü eğer bir toplum içinde kötülükler işleniyorsa, zulümler, günahlar, ahlâksızlıklar işleniyorsa unutmayalım ki sadece o toplum içindeki günahkârları değil toplumun öteki üyelerini de hesaba çekecektir Rabbimiz. Birilerine niye bu günahları irtikap ettiniz diye, ötekilere de niye bu insanları uyarmadınız? Neden onlara Allah’ın âyetlerini duyurmadınız? Neden onları İslâm’la tanıştırmadınız? Neden onlara cenneti ve cehennemi anlatmadınız? diye hesap soracaktır. Rabbimizin bu suali ve sorgulaması karşısında ya Rabbi sen şahitsin ki ben bana düşeni yapmıştım, ben elimden geldiği kadar bu insanları uyarmıştım, becerebildiğim kadarıyla bu insanlara senin kitabını duyurmuştum diyebilecek duruma gelmek zorundayız. Rabbimiz huzurunda mazur hale gelmek zorundayız bunu hiç bir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız. Sonra şunu da unutmamalıyız ki bizim görevimiz zorla bu insanları müslümanlaştırmak, bu insanların kalplerine zorla İslâm’ı sokmak değildir. Bizim böyle bir sorumluluğumuz yoktur. Bizim gö-revimiz bildiğimiz Allah âyetlerini bu insanlara ulaştırmak ve bu in-sanları Allah’ın âyetleriyle uyarmaktır. Bu işi yaparken de evvel emir-de kendi sorumluluğumuzu yerine getirmektir. Bunun içindir ki dikkat ediyorsanız Rabbimiz âyet-i kerîmesinde bu mâzeret konusunu öne almıştır. Bu adamların yola gelmesi konusunu daha sonra zikretmiştir. Evet biz, bize düşeni yaptığımız zaman Allah’ın yasalarına göre mazur olacağız. Çünkü biliyoruz Allah’ın nice kutlu elçileri vardır ama; yanında kendisine iman etmiş tek insan bile yoktur. Peygamber vardır 950 sene insanları hakka dâvet edip büyük eziyetlere göğüs gerdiği halde yine de çevresindekileri müslüman edememiştir. Ama ne gam, onlar yapmaları gerekeni yapmışlar ve Rableri katında mazur sayılmışlardır.