A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

168. Ayet

168A'râf Suresi

وَقَطَّعْنَاهُمْ فِي الْاَرْضِ اُمَمًاۚ مِنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذٰلِكَۘ وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّـَٔاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

Onları yeryüzünde topluluklar hâlinde böldük. İçlerinde salih kimseler olduğu gibi böyle olmayanlar da vardır. (Takva ve salihliğe) dönerler diye onları iyilik ve kötülükle imtihan ettik.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

168. “Biz onları yeryüzünde iyiler ve aşağılıklar olarak bölük bölük ayırdık; iyiliğe dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle sınadık.” Ve bir de biz onları yeryüzünde ümmetlere böldük, grup grup, hizip, hizip, bölük bölük yaptık onları. Dâvûd ve Süleyman (a.s) lar döneminde yeryüzünde izzetin zirvesini yaşayan bu insanlar, yeryüzünde İslâm sancağını taşımaya lâyık oldukları için Allah’ın en büyük ikramlarına ulaşan bu insanlar, daha sonra kitaplarına karşı takındıkları bu bozuk tavırlarından ötürü Allah’ın yasaları gereği yeryüzünde dağılıyorlar, parçalanıyorlar, parça parça hale geliyorlar. Her bireri değişik birer siyasî otoritelerin altında yaşamak zorunda kalıyorlar. Değişik değişik gruplar halinde yeryüzünün her tarafına dağılıyorlar ve kendilerinden olmayan insanların egemenliği altında bir hayatın mahkumu olmak zorunda kalıyorlar. Elbette İslâm’dan, Allah yasalarından uzaklaşan bir toplumun âkıbeti budur. İslâm’dan uzaklaşan toplum parça, parça olmak, bölük bölük olmak zorundadır. Çünkü İslâm düzeninde, İslâm toplumunda olduğu gibi hepsinin ortaklaşa kabul ettikleri, hepsinin birlikte baş vurdukları tek bir ölçü yoktur hayatlarında. Tüm kullarını aynı ölçüde ve aynı değerde kabul eden yaratıcı bir Rab tarafından konulmuş ve toplumda herkesin iman edip uymak zorunda olduğu değişmez kurallar yoktur onların hayatlarında. Yâni toplumda herkesin emrine boyun eğeceği, herkesin arzularına teslim olacağı bir İlahları yoktur onların. Aksine çok çeşitli İlahları çok fazla Rableri vardır onların. Hâkimiyetin, ulûhiyetin ve teşri hakkının kendilerinde olduğunu iddia eden bu sahte ilahlar, bu yapay tanrılar ve tanrıçalar insanları bölük, bölük bölmüşler ve her bir bölüğü kendi peşlerine takmışlar birbirleriyle savaştırmaktadırlar. İşte böyle bölük bölük olan müslümanlar birbirlerini yemekle meşguller. Onlar birbirlerini yemekle meşgul olunca da düzen yaşama imkânı buluyor ve böylece bir oyun devam edip gidiyor. Evet bu tür demokratik toplumlarda insanlar bölük bölüktür. Kimileri Rab kimileri kul, kimileri kanun koyucu, kimileri bunlara itaat edici, kimileri idare edici, kimileri idare edilen böyle Rabler ve kullar haline gelmişlerdir. İşte böyle hepsi insan oldukları halde, hepsi de kul oldukları halde, hepsi de birbirlerinden farksız âciz varlıklar oldukları halde kimilerinin Rab, kimilerinin kul konumunda olmaları toplumda fertlerin birbirlerine karşı kin, nefret, düşmanlık ve haset duyguları devam edip gitmektedir. Bir grup diğerine hükmetmekte bir grup diğerini ezmekte bir grup sürekli diğer bir gurubun acısını tatmakta, biri diğeri yüzünden azap çekmektedir. Elbette Allah’ın kitabını terk edip kendi hevâ ve heveslerine tâbi olan bir toplumun sonu işte böyle olacaktır. Ama Allah diyor ki; biz elbette ki onları iyiliklerle de kötülüklerle de denedik. Onlara zaman zaman iyilikler ve kötülükler göndererek onları biledik. Sık sık imtihanlardan geçirdik onları belki kitaplarına dönerler diye. Belki akıllarını başlarına alırlar da Rablerine kulluğa dönerler diye. Bakın şu anda bizler de parça parçayız. Bizler de şu anda bölük pörçük olmuşuz. Ümmet olarak parçalanmamız bir yana aynı ülkede, hattâ aynı şehirde yaşayanlar olarak bile parça parça olmuşuz. Bu parçalardan kimilerine iyilikler kimilerine de şu anda kötü-lükler gelmektedir. Bir bölgede oturan müslümanlar kendi durum-larının iyiliğine bakarak biz daha iyiyiz diyerek öteki kardeşlerini unu-tacak duruma gelmişlerdir. Halbuki bu durumda bizim yapmamız gereken şudur. Bizden daha kötü durumda olan coğrafyalardaki kardeşlerimizin yardımına koşmak zorundayız. Kendi coğrafyamızdaki kardeşlerimizin daha iyi müslüman olmaları, öteki coğrafyalardaki kardeşlerimizin de en azından bizim seviyemize gelmeleri için elimizden geleni yapmaya koşmamız gerekmektedir. Bunların içinden sâlihler de çıkmış. Allah’ın kitabına, Allah’ın dinine sahip çıkan ve hayat programı olarak onların uygulanması gerektiğine inanmış ve bu uğurda mücâdelelerini sürdürenler de çıkmış. Bir kısmı da az sâlihlerden olmuş. İnanmış ama bu imanlarını gündeme getirecek kadar salah ehli olamamışlar. Dilleriyle Allah’ın yasalarına iman ettiklerini söylemişler ama hayatlarıyla içinde bulundukları toplumun anlayışına karşı çıkamamış insanlar da çıkmış onların içinden. Ve işte böylece biz onları çeşitli dönemlerde tüm insanlığa yaptığımız gibi bazen iyilikler göndererek bazen da kötülükler göndererek imtihanlara tâbi tuttuk. Bu gönderilenler sayesinde belki dönerler Rablerine kulluk yaparlar diye.