A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

173. Ayet

173A'râf Suresi

اَوْ تَقُولُٓوا اِنَّمَٓا اَشْرَكَ اٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِنْ بَعْدِهِمْۚ اَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ

Ya da, “Babalarımız daha önce şirk koşmuştu. Biz ise onlardan sonra gelen (ve onları taklit eden) bir nesiliz. Batıl ehlinin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin?” dememeniz içindir.

Dipnot

Ruhlar âleminde insanlardan alınan bu söz, sözlerin en önemlisi ve en değerlisi olan tevhid misakıdır. İnsan yaratıcı, rızık verici, mülk sahibi, kainatın işlerini düzenleyen ve koyduğu yasalarla insanları terbiye eden bir Rab olarak Allah’ı (cc) tanıyacağına ve hiçbir varlığa bu yetkileri vermeyeceğine dair söz vermiştir. Ayet, tevhid misakının alınma nedeni olarak iki sebep zikretmiştir:

İlki, “Ben cahildim.”, “Habersizdim.”, “Duymadım.”, “Bilmiyordum.” gibi mazeretleri ortadan kaldırmaktır. Çünkü Allah (cc), insandan söz almakla kalmamış, onu tevhid fıtratı üzere yaratmıştır. (bk. 30/Rûm, 30) Ayrıca kâinat baştan sona Allah’ın (cc) varlık ve birliğine işaret eden ayetlerle donatılmıştır. (bk. 2/Bakara, 163-164) Tüm bunlara ilaveten resûller yollanmış ve insanları tevhide davet etmişlerdir. (bk. 4/Nisâ, 165) Bunca delile rağmen cehalet, yaratılış gayesi olan tevhid hususunda mazeret değildir.

İkincisi ise: “Babama, hocama, şeyhime, liderime uydum, taklit ettim.” gibi kişinin taklitçi olduğuna dair özrünü ortadan kaldırmaktır.

Allah’a (cc) şirk koşan kişinin taklidinin mazeret olmadığına dair bk. 2/Bakara, 166-167; 7/A’râf, 38-39; 14/İbrahîm, 21; 33/Ahzâb, 67-68; 34/Sebe’, 31-33

Kur’ân’ın mufassal/detaylandırılmış bir kitap olmasının hikmetleri için bk. 6/En’âm, 55

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

173. “Veya" Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin? " dersiniz, diyedir.” Yahut da bizim atalarımız şirk koşmuştur. Bizler de onlardan sonra gelen nesiller idik. Onlardan sonra geldiğimiz için onların dinlerini din zannetmişiz, onların yollarını yol zannetmişiz, onların hayat anlayışlarını biz de benimsemiş ve böylece hata etmişiz, yanlışa düş-müşüz. Onları doğru yolda zannedip onların peşinden giderek sapmış ve sapıtmışız diyerek yarın Rabbiniz huzurunda bir mâzeret ileri sürmeyesiniz diye bunu yaptık diyor Allah. Evet ya Rabbi! Bizler atalarımızdan sonra gelen nesillerdik. Onların hayatlarını kabullendik. Onların hayatlarını, onların yollarını ve dinlerini hiçbir zaman sorgulama gereği duymadık. Çünkü onlar bizim büyüklerimizdi. Onlar elbette her şeyin en güzelini, her şeyin en doğrusunu biliyorlardı ve hiçbir zaman onlara ve onların düşüncelerine karşı gelecek gücümüz de yoktu. Çünkü onlar bizim için kutsadığımız kutsal varlıklardı. Ne yapalım onların yoluna tâbi olmuştuk demeyesiniz diye bunu yaptık diyor Rabbimiz. Evet demek ki bu mantık yanlıştır. Atalara teslimiyet kesinlikle onların doğruluğuna ve yanılmazlığına itimat mantığı yanlıştır. Aksine geçmişin kitap ve sünnet doğrultusunda sorgulanması gerekmektedir. Ve unutmayalım ki geçmişteki yanlışların tekrarlanması onların üzerine bir yanlışın daha konulması demektir ki bu yanlışın daha da pekiştirilmesi ve ondan dönüşün artık zorlaşması demektir. Ancak geçmişi sorgulayalım derken kimilerinin iddia ettiği gibi geçmiştekilerin anlayışı kesinlikle bizi bağlamaz, onların yaptıklarının tamamı yanlıştır, onların tümünü silmemiz gerekir, demek istediğimiz anlaşılmasın. İnanıyorum ki geçmiştekilerin yaptıklarının pek çoğu doğrudur. Ama insan olmaları hasebiyle bu doğrularının yanın da yanlışları da vardır ve ola-caktır. Öyleyse elimizdeki kitap ve sünnetle bunlar yargılanmalı ve doğruları alınıp baş tacı yapılırken yanlışları da doğruymuş gibi tekrar edilmemelidir. Ama en çok bozulduğum konu da insan olmaları hasebiyle yaptıkları yanlışlardan ötürü de selefimize sövmeye kalkışılmamalıdır. Bugün bizim hata yaptığımız gibi insan olmaları sebebiyle on-lar da hata yapabilmişlerdir, bunu göz ardı etmemeliyiz. En güzeli ha-tada ısrar etmemek ve hata olduğunu anladığı andan itibaren ondan dönüp vaz geçebilmektir. Evet yarın böyle bir mâzerette bulunmamanız için ve yine Rabbiniz huzurunda mâzeretler ileri sürerek şöyle demeyesiniz diye: Ya Rabbi bâtılların, bâtıl ehlinin, bâtılcıların yaptıklarından ötürü bizi de helâk eder misin? Bizi saptıran bizden önceki babalarımız yüzünden, onların bize bıraktıkları bozuk mirası yaşamamızdan ötürü bizi de helâk eder misin? diyerek kendinizi temize çıkarma gayreti içine girmemeniz için bunu yaptık diyor. Elbette helâk eder Rabbimiz. Eğer ataları sapıklık içinde diye kendileri de onların yollarını sorgulamadan onlara tâbi olup aynı sapıklıkları yaşamaya kalkışırlarsa, elbette bu yüzden onları da helâk edecektir Allah. Onları da onların sapıklıklarını bilgisizce taklid edenleri de helâk edecektir. Bakıyoruz bugün de bu fıtratın açığa çıktığını görüyoruz. Yâni kör bir taklidin peşine takılıp, dinlerinin aslını araştırma gereği duymadan atalarından intikal edenin doğruluğuna güvenerek onların iz-lerini takip eden insanların çoğunlukta olduğunu görüyoruz. Ya da uy-dum cemaate diyerek çoğunluğun yaptıklarının doğruluğuna itikad eden ve hiç düşünmeden onların peşine takılan insanlar görüyoruz. Onların ne amel edecek kitapları var, ne kitaptan haberleri var, ne dayandıkları bir delilleri vardır. Onlar sadece cahil babalarının yoluna tâbi oluyorlar. Diyorlar ki biz atalarımızı bir sebil üzere bir yol üzere, bir mezhep üzere, bir tarz üzere bir hayat programı üzere bulduk biz de onların izleri üzerinde gitmekteyiz. Atalar dini. Atalar yolu. Bunların işi gücü kör taklittir. Dinin temel kaynakları olan kitap ve sün-neti tanıma ve amellerini onlara dayandırma zahmetinden kaçan bu taklitçiler, atalarının sünnetine tâbi olarak kolay yoldan doğru yolu bu-labileceklerini zanneden zavallılardır. Ataları da aynı şekilde davrandıkları, yâni melekleri mâbud edinip onlara tapındıkları için bunlar da aynı naneyi yiyerek doğru yolda olduklarını iddia etmeye çalışıyorlar. Halbuki Rabbimiz bizden bunu istemiyor. Rabbimiz bizden dinimizin temel kaynakları olan kitap ve sünnetle tanışmamızı ve dinimizi yolumuzu onlara dayandırmamızı istemektedir. Bizden önceki-lerden bize intikal edenleri bu iki kaynakla yargılamamızı ve doğru-larını alıp yanlışlarını atmamızı istemektedir. Bizim kendilerini örnek alacağımız seleflerimizden birisi bakın bu konuda gerçekten bize örnek olacak çok hoş bir söz söyler. Seleflerimizden İmam Mâlik Rasulullah efendimizin mübârek kabrinin başında der ki: İşte şurada yatan zat var ya bu zatın dışındaki insanlardan her ne sadır olmuşsa bunlar alınır da atılır da. Kabul da edilir, red de edilir. Ama sözleri reddelimeyecek bir tek zat var oda işte burada yatandır der. Ne hoş bir söz değil mi? İşte kitap ve sünnet bilgisine sahip gerçekten örnek alınacak bir insanın sözü. Öyleyse hiç bir zaman birileri Allah adına, din adına bir şeyler söyledi diye, hem de bu sözünün doğruluğunu ispat sadedinde Allah adına yemin de etti diye her söyleyenin sözünü din kabul etmeyeceğiz. Bunu bu zat söylediğine göre öyleyse vardır bir hikmeti diyerek alıp kabul etmeyeceğiz. Olur olmaz kitaplardan meselâ takvim yapraklarından din öğrenmeye kalkışmayacağız. Dinimizi menkıbelerden, menkıbe kitaplarından almaya kalkışmayacağız. İnsanlara hiç bir sorumluluk yüklemeyen sadece hoş hikâyelerle, filanların falanların sergüzeşti hayatlarıyla imanımızı itikadımızı oluşturmaya kalkışmayacağız. Çünkü bu tür şeylerle uğraşan insanların imanları, itikatları bunlarla oluşmaya başlayıveriyor. Dinimizi, itikadımızı dininin temel kaynaklarıyla oluşturmaya çalışacağız. Ve yarın; ya Rabbi bu bâtıl ehlinin yaptıklarından ötürü bizi de helâk eder misin diyenlerden olmayalım. Zaten böyle diyerek mâzeretler sürmeyesiniz diye Rabbimiz bunları anlatmaktadır. Ben babamın yolunu izledim, ben hocamın yolunu izledim ne yapayım hakkı bulamadım suç onlarındır, demeye hakkımız olmayacaktır.