190. “Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortak koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.” Allah o ikisine eli ayağı düzgün nûr topu gibi bir çocuk verince, bu sefer de o çocuk konusunda Rablerine şirk koşmaya başlayıverdiler. Âyet insan hayatındaki bozulmaları, yanılgı noktalarını anlatıyor. Az evvel kendilerine henüz o çocuk verilmeden önce o çocuğun da tüm rızıkların da kendilerine Allah tarafından verildiğini ve tüm bu rızıkları verene karşı teşekkür tavrı takınılması gerektiğini söylemişlerdi. Yâni hayatın sahibi olarak Allah’ı tanımışlar ve Ona iman etmişlerdi. Lâkin çocukları olduktan sonra, Allah’la işleri bittikten sonra, bu işi garantiye aldıktan sonra Rablerinin kendilerine lütfettiği bu çocukları konusunda Ona şirk koşmaya başlıyorlar. İşte biz filan hocaya falan türbeye gitmiştik de bizim çocuğumuz onun için eli ayağı düzgün dünyaya geldi. Falan yerde dua ettiğimiz, filan yerde kurban kestiğimiz için bu çocuk bize verildi. Veya işte sürekli filan doktorun kontrolü altındaydım da onun için böyle sağlam bir çocuğa kavuştuk diyerek onu o şekilde takdir buyurup kendilerine lütfeden Rablerine şirk koştular. Yâni böyle çocuğun sıhhatli doğuşunu, düzgün oluşunu Allah’tan başkalarına izâfe ederek Allah’a şirk içine girdiler. Tabi burada anlatılan Hz. Adem (a.s) ve Havva anamız değildir. Burada genel insanlar anlatılmaktadır. Bir de bu konuda anlatılan bir rivâyet vardır. Biz insanların böyle bir rızık karşısında hayatımızdaki bozukluğu anlatan bir rivâyet. Bir karıkoca Allah’a dua dua yalvararak eli ayağı düzgün bir çocuk isterler. Allah da onların bu arzularını yerine getirip onlara istedikleri gibi bir çocuk ihsan eder. Rablerine şükür adına o çocuğun adını Abdullah korlar. Ama göz bebekleri olan bu çocuk yaşamayıp kısa bir zaman sonra vefat eder. Böyle bir kaç kez tekrar eder ve sonra şeytan o karı kocaya vesvese vererek eğer doğan çocuğunuzun adını Abdullah değil de Abdul Haris koyarsanız bu çocuk kesinlikle ölmeyip yaşayacaktır der. Şeytanın bu vesvesesini yerine getirirler ve gerçekten o çocukları ölmeyip yaşar. Haris kelimesi hars yapan, ekip-diken anlamına bir kelimedir. İnsan hayatına, insanların hayatına, bilgiler, kültürler, gelenekler, ka-nunlar, yasalar koyanlara, ekip-dikenlere haris denir. Kültürler ortaya koyanlara haris denir. İşte Abdulharis de kültür ortaya koyan, yasa ortaya koyanların kulu demektir. Çocuklarını işte böylelerinin kulu bildiler, onlara adadılar. Yâni kendilerine böyle eli ayağı düzgün bir evlât veren Rablerini unuttular da, o çocuğu kendilerine Allah’ın verdiğini ve bu lütfundan ötürü o çocuğu verene kulluğa yönelterek sahibine kulluk yolunda eğitecekleri yerde tuttular da Allah berisinde bir takım harislerin, bir takım kanun koyucuların, bir takım kültür belir-leyicilerin, insanların hayatına bir şeyler ekip-dikmeye çalışan bir takım harislerin kulu kölesi yapıverdiler. Evet işte şu anda görüyoruz ki nice müslüman ana ve babalar çocuklarını onları kendilerine lütfeden Rablerine kulluğa yönlendirecekleri yerde Allah berisinde, Allah eğitimini reddeden, Allah’a kulluk eğitimini reddeden, nice harislere teslim etmektedirler. O çocuklarını kendilerine veren Allah’ı unutan, O Allah’ın istediği kulluk eğitimini, İslâmi eğitimi reddeden nice aileler görüyoruz bugün. Çocukları olmadan dua dua Allah’a yalvardıkları halde çocukları olur olmaz, Ondan böyle eli ayağı düzgün bir çocuk koparır koparmaz artık Allah’ın işini bitiren ve bizim çocuğumuz tek yönlü bir eğitim almamalıdır. Sadece din eğitimi almamalıdır. Bizim çocuğumuz böyle mistik, gerici ve tutucu değil, çağın tüm kültürel eğitimlerinden haberdar olmalıdır. Çağdaş toplumuzda her türlü kültür ekicilerin emrine teslim edilmelidir. Çağdaş eğitim veren kurumlara teslim edilmelidir. Bizim çocuklarımızı çağa ayak uydurabilecek biçimde onlar yetiştirmelidir. Çocuklarımızı çağa ayak uyduramayan Kur’an kursları, Medreseler, İmam Hatipler, İlahiyat Fakülteleri değil çağdaş eğitim ve kültür kurumları yönlendirmelidir diyerek çocuklarını Allah’ın istediği biçimde değil de başkalarının istediği eğitime teslim eden nice ana babalar vardır bugün. Yâni bu adamlar çocuklarını onları kendilerine lütfeden Allah’ın eğitimine teslim etmiyorlar. Çocuklarının eğitimini Allah’a bırakmıyorlar. Allah’a sormuyorlar. Aksine Allah’ı reddeden kimselere teslim ediyorlar. Çocuklarını Allah’a ve Allah’ın dinine yatırım yapmıyorlar. Paraya, pula, makama, mevkie, istikbale, diplomaya yatırım yapıyorlar. Bilelim ki bunu bilerek gönüllü yapanların tamamı bundan sorulacaklardır yarın. Razı olarak çocuklarını Abdul haris yapanların tamamı sorumludur. Ama razı olmadığı halde, istemeyerek köleliği yüzünden çocuklarını müşrik sistemin eğitim kurumlarına gönderenlerin günahkâr oldukları kesin ama bu günahlarının boyutunu bilmiyorum. Yâni çocukları dünyaya gelmeden önce dua dua Allah’a yalvarıp ya Rabbi ne olur bize eli ayağı düzgün bir çocuk dedikleri halde çocukları dünyaya geldikten sonra da ya Rabbi tamam, senin işin buraya kadardı, istediğimizi yerine getirdin ve işin bitti. Artık onun bundan sonraki hayatını, eğitimini sen bilemezsin. Biz onu nasıl eğiteceğimizi, nasıl yetiştireceğimizi senden daha iyi biliriz diyerek çocukları konusunda bana şirk koştular diyor Allah. Bunu dille söylemeseler bile fiilen pek çok müslümanın yaptıkları bundan başka bir şey değildir. Tavır olarak, fiil olarak bugün müslümanlar bunu sergiliyorlar. Ya Rabbi sen onun kalbini yarattın işin bitti. Artık onun kalbini neyle dolduracağımızı biz biliriz. Biz onu senden daha iyi bilenlere teslim ediyoruz onlar nasıl isterlerse, nasıl münâsipse o kalbi doldururlar diyorlar. Söz olarak demeseler de tavır olarak diyorlar bunu. Halbuki: Allah onların ortak koştuklarından yücedir, uzaktır, müstağnîdir.