194. “Allah'tan başka taptıklarınız putlar da, sizin gibi yaratıklardır. Eğer doğru sözlü iseniz, onları çağırın da size cevap versinler bakalım.” Sizin Allah dununda, Allah berisinde dua ettikleriniz, çağırdıklarınız, Allah yasaları dururken yasalarını çağrıştırdıklarınız, Allah berisinde kendilerinde bir nane var zannederek imdadınıza çağırdıklarınız, kendileriyle iletişim kurmaya çalıştıklarınız, kendilerine bel bağladıklarınız var ya. Kapılarında hukuk dilendikleriniz, eğitim konusunda kendilerine baş vurup istekte bulunduklarınız var ya onların hepsi de kuldurlar. Sizler gibi kuldur onlar. Allah’ın kulları ve mülkleridir onlar. Yaratılışları Allah’tan, rızıkları Allah’tan, hayatları ve ölümleri Allah’tan olan kullardır. Hepsi de çaresiz Allah yasalarına mahkumdur onların. Demek ki insanların putlaştırdıkları, hayatlarında söz sahibi kabul edip kendilerine bel bağladıkları varlıkların tamamı Allah’ın kuludur. tâbi tanrılaştırılan bu varlıklar her zaman taştan tunçtan olmayabilir. Bazen da insanlar putlaştırılır, kurumlar, müesseseler putlaştırılır. Allah diyor ki bunların hepsi güçsüzdür hepsi kuldur. Bunlara dua edilemeyeceği gibi bunların kendileri duaya muhtaçtır. Durum böyle olunca bu varlıklar nasıl putlaştırılabilir? Nasıl bu âcizlerin İlah diye arkalarından gidilip yasaları uygulanabilir? Evet onların hepsi de kuldur diyor Rabbimiz. Ama tâbi burada şunu söyleyelim: Allah’a iki tür kulluk vardır. Birincisi izdırari kulluk, ikincisi de ihtiyarî kulluktur. Veya bir başka deyişle Rabbimizin iki tür emri vardır, iki tür yasası vardır. Kevnî emirleri, kevnî yasaları, rubû-biyet yasaları ve şer’i yasaları. Kevnî yasaları konusunda hiç kimsenin Allah’a karşı koyması mümkün değildir. Yâni izdırarî kulluk konusunda hiç kimsenin Allah’a isyan edip o yasaların dışına çıkması mümkün değildir. Çünkü o konuda kimsenin elinde irade yoktur. Kâfiri de mü’mini de burada Allah yasasının dışına çıkamamaktadır. Meselâ Allah yeryüzünde kevnî bir yasa koymuştur ki insanlar havasız yaşayamazlar, susuz yaşayamazlar. Hayır biz susuz da hayatımızı sürdürebiliriz ya Rabbi! diyerek kimsenin bu Allah yasasına isyan etmesi mümkün değildir. Herkes bu konuda Allah’a kul olmak zorundadır. Yine meselâ Rabbimiz yeryüzünde ölüm yasasını koymuştur ki ister kâfir ister mü’min kimsenin buna itiraz hakkı yoktur. Hiç kimsede biz ölmeyeceğiz ya Rabbi! deme hakkı da gücü de yoktur. Bu konuda herkes Allah’ın ölüm yasasına teslimdir, mahkumdur ve kuldur. İşte bu anlamda herkes Allah’a kuldur ve teslimdir. Ama bir de ihtiyarî kulluk vardır. Yâni bir de Allah’ın şer’i yasaları vardır. Allah’ın şeriat emirleri dediğimiz kişilerin kendi iradeleriyle hayatlarını düzenleyecekleri emirleri yasaları vardır. Rabbimiz bu konuda insanlara seçme özgürlüğü vermiştir, irade vermiştir. Dileyen iman edip mü’min olur, dileyende inkar eder. Dileyen iman edip boynundaki kulluk ipinin ucunu Allah’a teslim eder ve hayatını onun yasalarıyla düzenler, dileyen de bildiği gibi bir hayat yaşayarak kâfir olur. İşte zaten birinci anlamda Allah’ın kulu olan bizlerden bu ikinci anlamda da kulluk istenmektedir. Bu iki kulluğu da gerçekleştiren kimselere müslüman denir. Evet o sizin çağırdıklarınızın hepsi de kuldur. eğer bunun aksini iddia ediyor ve hâlâ onlarda bir kısım güçlerin olduğunu iddia ediyorsanız haydi: Haydi çağırın onları da size icâbet etsinler bakalım. Başınız derde düştüğü zaman, sıkıştığınız zaman, büyük felâketlere maruz kaldığınız zaman, meselâ bir depremle, bir ölümle, bir kıtlıkla karşı karşıya kaldığınız zaman kime yalvarırsınız? Kimi çağırırsınız? Bunları mı yoksa Allah’ı mı? Haydi böyle içinden çıkamadığınız konularda çağırın o putlarınızı, çağırın o tâğutlarınızı da sizi kurtarsınlar bakalım. Çağırın bakalım da eğer onlar sizin gibi kullar değiller de tanrısal bir güçleri varsa size icâbet etsinler bakalım. Bunlarda İlahlık gören, tanrısal güç gören herkes yalan söylü-yor demektir. Çünkü bunların hiç birisi çağıranın çağrısına icâbet edemezler. Evet bu insanların Allah’ı bırakıp da kıyâmet gününe kadar kendilerine cevap veremeyecek, dualarına ve çağrılarına ebedîyen icâbet edemeyecek âciz varlıklara kulluk yapmaktadırlar. Böyle insanlardan daha zâlim kim vardır? Evet yeryüzünde hiçbir şey yaratmaya ve yapmaya güç yetiremeyen, kendi varlıkları konusunda bile Allah’a muhtaç olan, yoku var etmeye, varı yok etmeye, fayda sağlamaya ve zararı def etmeye kadir olmayan bir kısım âciz varlıklara dua eden kimselerden daha akılsız ve daha zâlim kim vardır. Allah’ı bırakıp da böyle dualarını bile duyamayacak, kendilerine icâbet edemeyecek kendilerinin imdadına yetişemeyecek varlıklara dua eden kimselerden daha şaşkın, daha sapık kim vardır diyor Rabbimiz. Çünkü onlar onların dualarından çığırtkanlıklarından gafildirler. Onlar ne hakkıyla işitebilirler ne de icâ-bet edebilirler. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten ve bilen sadece Allah-tır. Peki ne demektir hakkıyla işitmek. Hakkıyla işitmek işittiğine icâbet edebilmek demektir. Hakkıyla işitmek, işittiğinin derdine derman olabilmek onun imdadına yetişmek demektir. Allah işittiklerine icâbet etmek üzere işitir. Çağıranın elinden tutup onun derdine der-man olmak üzere işitir. Başka şeyler de işitir, başkaları da işitir belki ama hiç birisi icâbet edemezler. Allah’tan başka hiç kimse İşittiklerinin imdadına yetişemezler. Hani çağırın bakalım imdadınıza yetişen birilerini bulabilecek misiniz. Evet bu akılsız, bu zâlim insanların Allah’ı bırakıp da kendilerine dua edip yardım bekledikleri varlıkların hiç birisi kıyâmete kadar onları ne işitebilecek ne de onların imdadına yetişebileceklerdir. Kıyâmete kadar kapılarını dövdükleri bu âciz varlıkların onlara hidâyet sunmaları, onlara yol göstermeleri, onlara reçeteler sunmaları mümkün değildir. Kıyâmete kadar onları hakka ulaştırmaları mümkün değildir. İstedikleri kadar bu zâlimler onların önünde eğilip onlardan yar-dım beklesinler. İstedikleri kadar onları Rab bilip onlardan hayat programı istesinler. Aman bizi kurtarın! Aman bize güzel yasalar yapıp bizi sahil-i selâmete çıkarın! diyerek istedikleri kadar onlara yalvarıp yakarsınlar. Kıyâmete kadar onların bunlara bir fayda sağlamaları mümkün olmayacaktır. Çünkü isteyenler de zayıf istenenler de âcizdir. Onların hakka ulaşmaları asla mümkün olmayacaktır. Öyle değil mi? Hani şu ana kadar bu âciz insanlardan hangisinin insanlığa sunduğu sistem, hangisinin insanlığa sunduğu reçete insanları huzur ve sükuna kavuşturabilmiştir? Dünya açısından bu böyle olduğu gibi âhiret açısından da böyledir. Dünyada bir fayda sağlayamadıkları gibi âhirette de insanları Allah’ın azabından kurtaramayacaklardır bu varlıklar. İşte görüyoruz bu âcizlerin elinde dünyamız kan gölüne döndürülmüştür. Tek İlah Odur, tek Rab Odur, tek Mâbud Odur. Allah’ı bırakıp da onun berisinde Rab, İlah edindikleri kuldan başka bir şey değildir; buyurduktan sonra Rabbimiz onların hiç birisinin İlah olmadıklarının gerekçelerini anlatmaya devam ediyor.