199. “Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.” Ey peygamberim ve ey peygamber yolunun yolcuları! Bu tür insanlara karşı af yolunu tut, affet onları ya da onlara örf yolunu tut, örfle muamele et onlara, emr-i bil’ maruf yap. Allah peygamberinden ve onun şahsında bizlerden bu tür duymazlara karşı af yolunu istemektedir. Af insanların bir kısım kusurlarını, eksikliklerini görmemek, kaale almamak, görmezden gelmek demektir. E zaten az evvel özellikleri anlatılan insanların her ta-rafı kusurdur, her tarafı hatadır. Ne Allah’ın dâvetini, ne insanların hi-dâyete çağrısını duymayarak, duymazdan gelerek insanlık özelliklerini kaybedip hayvanlardan daha aşağı bir duruma düşmüş insanlardır bunlar. Ancak bu adamlar ne kadar da insanlıktan çıkmış olurlarsa olsunlar, ne kadar da tefessüh etmiş olurlarsa olsunlar yine de unutmamalıyız ki bunlar içinde adam olabilecekler her zaman mevcuttur. Onları insanlıktan çıkaran tâğutların ellerinden, nefislerinin ve şeytanlarının etkilerinden kurtarıp Allah’a kulluğa sevk edebilmek, insanlığa ve cennete kazandırabilmek için mü’minlerin onlara karşı son derece sabırlı, tahammüllü ve fedâkar bir tavır takınmaları gerekmektedir. Allah bizden bunu istiyor. Ama tabii bu onlara sabır göstermek, onların kusurlarını gör-memek onlara hüsnü kabul göstermek, onları olduğu gibi kabul et-mek ve tüm pisliklerini onaylamak anlamına gelmemektedir. Onlar-dan mü’minlerin şahıslarına yönelik gelebilecek olumsuz bir kısım tavırları onların ilerde adam olabilecekleri ümidiyle görmezden gelmek, affetmek anlamınadır. Bizler onlara yapabileceğimiz din duyurmamız hatırına onların bizim şahsımıza yönelik kusurlarını görmeyiverecek, affedivereceğiz. Çünkü onlar acınacak varlıklardır. Önceki âyetlerde anlattı Rabbimiz bunlar hayvandan daha aşağı, ne yapacaklarını bilmeyen şaşkın varlıklardır. Lehlerini ve aleyhlerini bilemediklerinden akıllarına esen her şeyi yapan varlıklardır. Allah tanımaz, peygamber tanımaz, din, cennet, cehennem tanımaz insanlardır onlar. Onun için onlara yapacağımız tebliğ hatırına, onları dine kazandırma hatırına şahsımıza karşı yaptıklarını görmezden gelivereceğiz. Ama şahıslarımıza yaptıklarını affedeceğiz de bu arada onlara hakkı tavsiye etmekten, onlara emr-i bil’maruf yapmaktan, onların hayatlarını sorgulamaktan da vaz geçmeyeceğiz. Onlara örfle muamele etmekten örfü tavsiye etmekten de vazgeçmeyeceğiz. Örf bilinen tanınan şey demektir. Yâni örf kitap ve sünnet demektir. Kitap ve sünnet bilgisi demektir. Çünkü bakıyoruz Kur’an-ı Kerîmde Rabbimiz peygamberine ve onun şahsında bizlere cahillerden, Allah’ı, Allah’ın kitabını ve Resûlünün sünnetini bilmeyenlerden yüz çevirin buyurmaktadır. Ama hemen âyetin devamında onlara hakkı duyurmamızı, onların cehaletlerini gidermek için onlara İslâm’ı, Allah’ı ve kitabı ulaştırmamızı emretmektedir. Evet cahillerin cehaletleriyle mücâdele edeceğiz. Çevremizdeki insanlara Allah’ın kitabını, Resûlünün sünnetini ulaştırmaya çalışacağız. İnsanların dirilişi adına her şeyimizi, malımızı, zamanımızı hattâ gerekirse canımızı bile fedâdan çekinmeyeceğiz. Ama şurası da çok önemlidir: İnsanlara din ulaştırmak için elimizden geleni yapacağız da ama tüm derdimiz de bu olmamalıdır. İnsanların imdadına koşarken kendimizi de ihmal etmemeliyiz. Başkalarını kurtaracağız diye kendimizi ihmal etmemiz asla caiz değildir. Kendimiz de okuyacağız kitabı, okuyacağız sünneti, okuduklarımızı anlayacağız, okuduklarımızı içimize sindirecek, onlarla dolup taşıp insanlara gideceğiz. Yâni kendimizi unutmayacağız. Onun içindir ki: