19. “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zâlimlerden olursunuz.” Şeytanın kovulmasından ve rahmetten tart edilmesinden sonra anladığımız o ki arzda yaratılan Âdem’e arzda secde edilmiş, melekler ona yerde secde ederek imtihanı kazananlardan olurken, şeytan secde etmeyerek imtihanı kaybedenlerden olmuş ve hemen bundan sonra da Rabbimiz Âdem’i arzdan alıp cennete yükseltmiş. Ve bakın buraya kadar anlattıklarına Rabbimiz bir örnek verecek. Şey-tan dedi, şeytanın saptırmalarına dikkat dedi, aman düşmanınıza karşı âgâh olun, uyanık olun dedi, şimdi de bakın bu şeytan, insanları iş-te şöylece saptırır diyerek atamızın ve anamızın hayatından bize bir örnek sunacak. Bu melun düşmanın atamız ve anamıza nasıl yaklaşma imkânı bulduğunu, onları nasıl kandırdığını anlatarak bize bu konuda bir ibret levhası arz edecek, bir miras sunacak. Rabbimiz; ey Âdem sen ve zevcen cennette oturun. Evet sadece sen değil, zevcen de cennette olsun. Arkadaşlar, bizler sadece kendimiz cennete gitme kavgası vermeyeceğiz, zevcelerimizi de cennete götürme kavgası vereceğiz. Vah o müslümanlara ki hanımlarını eğitip, onları kitap ve sünnetle tanıştırıp cennete götürme derdinde değiller. Vah o kadınlara ki kocalarının koştuğu cennete gitme arzusu içinde değiller. Evet sen ve hanımın cennette oturun ve dilediğinizden yiyip için, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zâlimlerden olursunuz bu-yuruyor. Evet her şeyden yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın. Her şey serbest, ama hayatlarında bir yasak var. Bir ağaca yaklaşılmayacak. Bu yasak, Âdem ile Havva’nın iradeleridir. Bu yasak iradeyi anlatır. Yâni Âdem ile Havva’nın seçebilme özellikleri vardır. İyi ya da kötü, haram ya da helâl, hayır ya da şerden, iman ya da küfürden birini seçebilme, tercih edebilme özelliklerinin varlığını anlatır bu yasak. Esasen irade yasakla yeşerebilir. Eğer varlıkların hayatında yasak yoksa onların şahsiyetlerinin gelişmesi de mümkün değildir. Şahsiyetlerin gelişmesi için yasak lâzımdır. Meselâ her istediğini yapabilen bir çocuk düşünün, şahsiyeti gelişmez bu çocuğun. Bunların da şahsiyetlerinin gelişip yeşermesi için bir yasak var hayatlarında. Allah buyurdu ki; bir ağaca yaklaşmayacaksınız. Peki neydi bu ağaç? Ne bilmiyoruz, ama tadılan bir şey olduğunu, bir ağaç, yenen bir ağaç olduğunu biliyoruz. Ağaç yenmez de meyvesi yenir tabii. Mihnet ağacı demişler, buğday ağacı demişler, buğdaydan ağaç olur mu? Orasını bilmem, ama demişler işte. Zırvanın te’vili olmayacağından bunları geçiyorum. Bir ağaç var ve o yasak ediliyor, o kadar. Evet Âdem ve Havva cennetteler ve bir yasak var hayatlarında. Her şeyden dilediğiniz kadar yeyin için, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zâlimlerden olursunuz. Şimdi de öyle değil mi? Bütün meşrubatlar serbest, ama içki yasak. Bir çok hayvan serbest, ama domuz yasak. Evet Âdem ve Havva cennete ve hayatlarında bir yasak var. Burada bir soru hatırımıza geliyor. Arzda yaratılan, yeryüzünde yaratılan ve Bakara’da anlatıldığı gibi yeryüzünün halîfesi olarak yaratılan Âdem ve Havva acaba neden bir cennete konuluyor? Hz. Âdem ilk andan itibaren zaten dünyada yaşamak üzere yaratılmıştı: Âyeti bunu gösteriyordu. Peki neden direk yeryüzünde değil de başka bir yerde imtihan ediliyordu Hz. Âdem (a.s)? Veya neden böyle bir ağaçla imtihan ediliyordu? Bir de onun o imtihanı başarıp başarmayacağını, o ağaçtan yiyip yemeyeceğini ezelî ve ebedî ilmiyle zaten bilmiyor muydu Allah? Bunu bildiği halde Allah neden böyle bir imtihana konu kıldı? a: Bunun bilebildiğimiz kadarıyla birinci sebebi: Hz. Âdem’i yetiştirmek içindi. Yeryüzünde ileride halîfe olacak varlığın içinde giz-lenmiş olan kuvvetleri uyarmak, onu şeytanla savaşa hazırlamak, acıları tattırmak, pişmanlığı yudumlatmak, düşmanını tanıtmak ve düşman karşısında sığınağını bildirmek içindi. Böylece Hz. Âdem deneyim sahibi oluyordu. Benliğindeki zayıflıkların farkına varıyor, düşmanının aldatma yöntemlerini tanıyor ve öğreniyordu ki bundan sonra onunla daha etkili bir mücâdele verebilsin. b: İkinci olarak yanlıştan, hatadan dönmesi gerektiğini, hatadan nasıl dönmesi, nasıl tevbe etmesi gerektiğini öğretiyordu ona. c: Üçüncü olarak da, aynı zamanda nesli için de bir örneklik söz konusuydu. Kıyâmete kadar Âdem neslinden gelecek insanlara bu konuda ders veriyordu, düşmanlarını tanıtıyordu Rabbimiz. d: Dördüncü olarak da, Rabbimiz böylece atamız Âdem’e ve tüm soyuna bir hedef göstermiş oldu. Ey Âdem! İşte cennet budur. Dünyadaki tüm uğraşınızda hedefiniz burası olsun! Burasını kazanmak için çalışıp çırpının dercesine onlara cennetini gösteriverdi diyoruz. Allah sonucun böyle olacağını, onun o ağaçtan yiyeceğini bildiği halde niye böyle bir emirle karşı karşıya bıraktı onu? Emir veren: 1- Ya o emrin bizzat yapılmasını ister. Emri vermesindeki sebep bizzat o işin yapılmasıdır. 2- Ya da mesele o işin yapılması değil de emredilen varlığın samimiyet ve itaatini sınamak için böyle bir emir verilmiştir. O konudaki samimiyet ve imanının gücünü ortaya çıkarmak için emir vermiştir. Nitekim Cenâb-ı Hakkın Hz. İbrâhim’e "Oğlunu kurban et!" Emri bu türden bir emirdi. Bu sebeple de eylem gerçekleşmeden de Cenâb-ı Hak bu emri geri aldı. Baba ile oğulun teslimiyetlerini ortaya çıkarmak istiyordu. Veya bu konuda onların bu teslimiyetlerini insanlığa örnek sunmak istiyordu. Veya onları böylece eğitmek istiyordu Rabbimiz. Evet her ikisi de cennette ve karşılarında duran bir yasak var. İşte bu andan itibaren şeytan harekete geçer. Hani demişti ya Âdem’i ve neslini yoldan çıkaracağım. İşte bu sözünü gerçekleştirmek için ilk deneyimini vermek üzere şeytan harekete geçer. Âdem ve Havva'yı kandırarak hem onlara hem de kıyâmete kadar onların neslinden gelecek insanlara ilk numarasını, ilk kandırma tekniğini göstermek ister ve şöylece işe başlar: