A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

21. Ayet

21A'râf Suresi

وَقَاسَمَهُمَٓا اِنّ۪ي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِح۪ينَۙ

Ve “Şüphesiz ki ben, sizin iyiliğinizi istiyorum/size nasihat veriyorum.” diye o ikisine yemin etti.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

21. “Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim" diye ikisine yemin etti.” Vallahi de billahi de ben sizin kötülüğünüzü değil, iyiliğinizi düşünmekteyim. Vallahi ben sizin için hayırhah bir nasihatçiyim. Benim bu işte en küçük bir menfaatim yoktur. Eğer kendim için isti-yorsam, kendi menfaatimi düşünüyorsam namerdim. Ben sizin iyiliğiniz için, sizin menfaatiniz için çırpınıyorum. Bütün derdim sizin şu söylediğim nimetlere ulaşmanızdır. Benim bundan başka bir derdim yoktur diyerek onlara Allah adına yeminler etti şeytan. Bu sözleriyle Âdem ve Havva’yı kandırmaya çalıştı. Bakın soruyu kendilerine ilk sorduğunda Âdem ve Havva’da bir iman vardı. Hani şeytan onlara; ey Âdem ve ey Havva! Allah bu ağacı size niye yasakladı biliyor musunuz? dediğinde Hz. Âdem’de ve Hz. Havva’da bir iman vardı ki bu ağaçtan yenmemeliydi. Nedenini, niçinini düşünmemişlerdi bile. Çünkü Yasaksa yasaktır, haramsa haramdır diyorlardı. Allah demişse ki bu yasaktır, tamam artık o yenmemeliydi. Allah demişse ki bu haramdır, tamam o haramdır, ne-denine niçinine gerek yoktu. Çünkü Allah kullarından teslimiyet ister. Kulluğun mantığı teslimiyettir. Allah ne demişse, neleri emretmiş ve neleri yasaklamışsa o konuda kullarından itirazsız teslimiyet ister. Nedenine niçinine yönelerek yapılan kulluk Allah’ın istediği kulluk değildir. Meselâ şu anda içkiyi içmiyoruz neden? Siroz hastalığına yakalanırız diye mi? Hayır Allah yasak kıldı diye. Domuz etini yemiyoruz neden? İçinde trişin tenya var diye mi? Hayır Allah yasak kıldı diye. Namaz kılıyoruz neden? Diz kireçlemelerini önlemek için mi? Hayır Allah emrettiği için. Oruç tutuyoruz neden? On bir ay yorulan midelerimizi dinlendirmek için mi? Sıhhat için, perhiz için mi? Hayır Allah emrettiği için. Değilse emir ve nehiyleri tıbbi mahzurlar veya bedensel faydalar mülahazasıyla icra etmek, esasen nefisperestlik ve menfaatperestliktir. Allah için mütedeyyin olanlarla menfaatleri için mütedeyyin olanların ayrıldıkları kesin çizgi de işte buradadır. Evet Hz. Âdem ve Havva hiç düşünmemişlerdi bile. Yasaksa yasaktır ve bu ağaçtan yenmemeli diyorlardı o ana kadar. Ama şimdi bir şeytan yorumuyla, bir şeytan mülahazasıyla karşı karşıya bulunuyorlardı. Meselâ namaz konusunda insanda bir kanaat vardır ki namaz mutlaka kılınmalıdır. Nerden geldi bu kanaat? Allah’ın kitabından ve Resûlünün sünnetinden biliyoruz ki namaz farzdır ve mutlaka kılınmalıdır. Ama bu emir konusunda insanın bilinç altında ikinci bir kanaati, ikinci bir imanı daha vardır. Yâni bu namaz kılınmasa da olabilir, geçenlerde sabah namazını kılmadım da gök kubbe başıma mı yıkıldı sanki? Bak piyasada namaz kılmayan yığınlarla insan var, ne olmuş yâni? Onlar da gül gibi yaşayıp gidiyorlar diye insanda ikinci bir kanaat daha vardır. İşte insandaki bu birinci kanaat, ikinci kanaate galip geldiği zaman kişi mutlaka namazı kılacaktır. Ama insanın bilinç altındaki bu ikinci kanaat, birinci kanaate galip geldiği zaman kişi namazı kılmayacaktır. Tüm emir ve yasaklar için bu böyledir. İşte insan fıtratını çok iyi bilen şeytan insandaki bu birinci kanaati törpüleyip zayıflatmak ve ikinci kanaati kuvvetlendirip açığa çıkarmak üzere insana yaklaşır. Çeşitli yorumlarla, yan ürünlerle bu ikinci kanaati güçlendirip birinci kanaati zayıflatıp insanı emirler ve yasaklar konusunda gevşekliğe sürüklemek ister. İşte Hz. Âdem’le Havva’da var olan bu ağaçtan yenmemeli şeklindeki birinci imanı, birinci kanaati zayıflatıp, onların bilinç altındaki yendiği zaman da bir şey çıkmaz, üstelik yendiği zaman şu şu menfaatleri vardır şeklindeki ikinci zayıf kanaatlerini güçlendirip açığa çıkarmaya çalışıyordu şeytan. Bakıyoruz bugün de şeytan ağızlılar aynı ağzı kullanıyorlar. Emirler ve yasaklar konusunda insanların birinci imanlarını zayıflatıp ikinci kanaatlerini açığa çıkararak güçlendirmeye çalışıyorlar. İnsanların yasağa karşı ayakta duran imanlarının karşısına bir takım şeytanî yorumlar getirerek çözülmelerini sağlıyorlar. Bir takış şeytanî gerekçeler getirerek günahları hoş göstermeye ve insanları haramları işleme konusunda cesur hale getirmeye çalışıyorlar. Haramları güzel göstererek, ya da her bir haram karşısında bir mantık geliştirerek onu insanlar nazarında basitleştirmeye çalışıyorlar. Meselâ kumarın adını milli piyango, yahut oyun, çıplaklığın adını sanat, fuhşun adını bilmem ne koyarak cazip göstermeye bu işi insanlara yaptıracak bir kısım gerekçeler bulmaya çalışıyorlar. Veya meselâ ev yaptırmak için alınacak fâiz konusunda bu ev kredisidir efendim zaruret miktarı almanın ne mahzuru olabilir? Veya işte çocuklarımın hakkından gelemedim efendim ne yapalım barı pavyonu evin içine taşımak zorunda kaldım dedirterek her birine kılıflar bulduruyor şeytan. Evet şeytan atamıza ve anamıza böyle yorumlar yaparak, kılıflar bularak ve üstelik de Allah adına yeminler ederek yaklaşıyordu. Saf ve temiz bir biçimde Rablerine kulluk yapmaya çalışan, Rablerinin emir ve yasaklarına riâyet etmeye çalışan babamız ve anamız henüz şeytanı da tanımıyorlardı. Kendileri temiz oldukları için herkesi temiz zannediyorlar ve şeytan da dahil hiç bir varlığın kendilerini yaratan Rableri adına yemin edemeyeceğini, yeminle teyit ederek yalan söyleyemeyeceğini zannediyorlardı. Bundan dolayı da şeytanın yeminlerine ve tatlı sözlerine kanıverdiler. Çünkü onlar Allah’a inanıyorlardı, şeytan da onları Allah’la kandırıyordu. Zira mü’mini Allah’la kandırma yöntemi en kolay bir yöntemdir. Şu anda da şeytan taraftarları, şeytanî güçler, şeytan ağızlıların kullandıkları en etkili yöntem budur. Onun içindir ki hem şeytana ve hem de şeytanî güçlere karşı dikkat çeken Rabbimiz Kur’an’ın pek çok yerinde bizi bu konuda ısrarla uyarır. “Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın.” (Lokman 33) Evet sakın ha ey kullarım! aldatıcılar sizi Allah’la aldatmasınlar buyuruyor Rabbimiz. Peki aldatıcılar Allah’la nasıl aldatırlar insanı? Allah bir şey indirmedi diye aldatırlar. Allah hayata karışmaz diye aldatırlar. Bu kadar yüce bir Allah’ın işi yok da bizim pis işlerimizle mi ilgilenecek? diye aldatırlar. Allah dünyayı yaratmış ama onunla ilgilenmek istememiştir, öyleyse hayatımızı biz belirleriz diye aldatırlar. Allah’ı yanlış tanıtarak aldatırlar. Allah’ın sıfatlarını Allah dışında birilerine vererek aldatırlar. Meselâ Allah kılık kıyafete karışmaz! Allah düğününüze-der-neğinize karışmaz! Allah kazanmanıza-harcamanıza karışmaz! Allah mesleklerinize karışmaz! Düğünde bu kadar olur canım! Allah bu kadarına da karışacak değil ya! Evinizi nasıl döşeyeceğinize, çocuklarınızı nasıl giydirip ne şekilde eğiteceğinize, hangi mekteplerde okuyacağınıza, sabah kaçta kalkacağınıza, sofranızda nelerin bulunup nelerin bulunmayacağına da Allah karışacak değil ya canım diyerek Allah’la aldatırlar. Veya Allah Kerîm be! derler. Yığınlarla günah işlesen de, ken-disine kulluk yapmasan da Allah kerim! Allah Gafururrahim! Affedecektir diyerek aldatırlar. Veya işte Allah’ın kitabı böyle okunur diyerek aldatırlar. Anlamadan da okusan fark etmez diyerek aldatırlar. Sırf affeden, ama hiç azap etmeyen, sırf cenneti olan, ama asla cehennemi olmayan bir Allah tanıtarak aldatırlar. Öyle bir Allah tanıtırlar ki Kur’an’ın hiç bir yerinde tanıtılmayan bir Allah’tır bu. Kendi kafalarından şekillendirip biçimlendirdikleri bir Allah imajıyla insanları aldatırlar. Başta şeytan olmak üzere Allah’la aldatan piyasada pek çok iki ayaklı şeytanlar vardır. Onun içindir ki Rabbimiz Kur’an’ın pek çok yerinde bizi bu konuda ısrarla uyarmaktadır. Aldatıcılar sizi Allah’la aldatmasınlar, zira aldatılmanın en kötüsü ve en tehlikelisi budur. Onun içindir ki bugün piyasada Allah'tan, Allah’ın dininden haberdar olup da Allah’ın dinini kazanç metaı yapan, menfaatlerinden ötürü Allah’ın dinini yamultmaya çalışan, Allah’ın dinini yanlış aktaranlar, kitaba dayalı din anlatmayanlar, efsaneleri ve bir kısım kişileri kitabın önüne geçirerek din anlatmaya çalışanlar insanları kandırmaktadırlar. Sanki bu toplum peygamberi tanımış da sıra başkalarını tanıtmaya gelmiş gibi, sanki bu ümmet kitaplarını tanımışlar da başka kitaplara sıra gelmiş gibi anlatımlarında kitaba ve sünnete yer veremeyecek kadar başka şeyler anlatmaya çalışanlar bu ümmeti aldatmaktadırlar. Yâni kimseyi itham etmek istemiyorum, ama ne yazık ki içinde biz de olmakla beraber bu toplumu hocalar kandırmaktadır. Ya da dinden habersiz oldukları halde, kitap ve sünnet bilgisinden mahrum oldukları halde din bilirmiş gibi bu toplumun önüne geçen insanlar kandırmaktadırlar. Ya böyle zır cahil yobazlar, ya da dini bildikleri halde, din tahsili, medrese tahsili yaptıkları halde makam-mevki endişesiyle, para- pul endişesiyle bildikleri dini anlatmayarak, ya da yanlış anlatarak insanları aldatanlar ki bunlara kitabımız “Bel’am” diyor. Göz diktikleri makamlara ulaşmak için, hedefledikleri ikballere kavuşmak için, ya da içine gömüldükleri makamlarını, yapıştıkları koltuklarını muhafaza edebilmek için dini eğerler, bükerler. Allah’ın dediklerine demedi, de-mediklerine dedi derler. Allah’ın âyetlerine amirlerinin, müdürlerinin, ağalarının, patronlarının, tâğutlarının istediği gibi anlamlar vermeye çalışırlar. Allah’a baş kaldıran resmî ideolojilerin istedikleri doğrultusunda, onların hevâ ve hevesleri doğrultusunda, onların sistemlerinin devamı doğrultusunda âyetleri yorumlayarak onlar hatırına mü’min-leri kandırırlar. Tabii ki ilim ehli olduklarından, diploma sahibi olduklarından, halkın gözünde kariyer sahibi bulunduklarından bunların insanları kandırmaları da çok kolay olmaktadır. Öyleyse yapılacak şey, bizler birinci elden dinimizi öğrenmek zorundayız. Dinimizi ondan bundan değil direk Allah’ın kitabından ve Resûlünün sünnetinden öğrenmek zorundayız. Bize Allah’ın kitabını anlatan, Resûlünün sünnetini bilen temiz selefimizin ağzından dinimizi öğrenmek zorundayız. Değilse bakın atamız Âdem ve anamız Havva bile böyle Allah adına kendilerine yaklaşan, Allah adına yeminler eden Allah düşmanına aldanmaktan kurtulamıyorlardı. Biz de bu tür aldanmalardan kurtulamayacağız demektir. Eğer dinimizi iyi bilirsek, kitabımızı ve onun pratiği olan peygamberimizin sünnetini iyi bilirsek, o zaman bi-ze din duyurmaya çalışan ve Allah adına yeminler söyleyerek bize yaklaşmaya çalışanların sözlerini vururuz kitaba, vururuz sünnete saf altınsa, sahte para değilse, doğruysa, uygunsa alırız; değilse reddeder ve dinimizi kurtarmış oluruz. Kim söylerse söylesin, isterse insanların en âlim bildikleri de söylese o zaman hiç fark etmeyecek kitaba ve sünnete aykırıysa reddederiz olur biter. Bizim kendilerini örnek alacağımız seleflerimizden birisi bakın bu konuda gerçekten bize örnek olacak çok hoş bir söz söyler. Seleflerimizden İmam Mâlik Rasulullah efendimizin mübârek kabrinin başında der ki: İşte şurada yatan zat var ya; bu zatın dışındaki insanlardan her ne sadır olmuşsa bunlar alınır da, atılır da. Kabul da edilir, redde edilir. Ama sözleri reddelimeyecek bir tek zat var o da işte burada yatandır der. Ne hoş bir söz değil mi? İşte kitap ve sünnet bilgisine sahip gerçekten örnek alınacak bir insanın sözü. Öyleyse hiç bir zaman birileri Allah adına, din adına bir şeyler söyledi diye, hem de bu sözünün doğruluğunu ispat sadedinde Allah adına yemin de etti diye her söyleyenin sözünü din kabul etmeyeceğiz. Bunu bu zat söylediğine göre öyleyse vardır bir hikmeti diyerek alıp kabul etmeyeceğiz. Olur olmaz kitaplardan meselâ takvim yapraklarından din öğrenmeye kalkışmayacağız. Dinimizi menkıbelerden, menkıbe kitaplarından almaya kalkışmayacağız. İnsanlara hiç bir sorumluluk yüklemeyen sadece hoş hikâyelerle, filanların falanların sergüzeşti hayatlarıyla imanımızı itikadımızı oluşturmaya kalkışmayacağız. Çünkü bu tür şeylerle uğraşan insanların imanları itikatları bunlarla oluşmaya başlayıveriyor. Dinimizi itikadımızı dininin temel kaynaklarıyla oluşturmaya çalışacağız. Evet işte böyle şeytan onlara yaklaştı ve: