23. “Her ikisi, "Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize "merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz" dediler.” Ya Rabbi biz kendi kendimize zulmettik. Bulunmamamız ge-reken konumda bulunarak, yapmamamız gereken şeyi yaparak, dinlemememiz gereken varlığı dinleyerek, gösterdiği yolda yürümememiz gereken düşmanın yoluna tâbi olarak, dinlememiz gereken Rab-bimizin emirlerinden bir an gaflet ederek biz kendi kendimize zulmettik. Eğer bu yaptığımızdan dolayı bizi bağışlamaz biz affetmezsen biz hüsrana mahkum olanlardan oluruz. Biz rahmeti kaybeden, cehenneme yuvarlanan ve ebedîyen amelleri boşa gidenlerden oluruz. Öyleyse ne olur ya Rabbi bizi affet, bizi bağışla ve bize merhametinle muamelede bulun diyorlar. Daha önceki âyette de ifade ettiğimiz gibi suçlarını suçlu olduklarını itiraf ederek hemen tevbe ettiler Rablerine. Evet şeytan suçunu kabullenmedi, suçunu üzerine almadı, suç karşısında şeytanca bir tavır sergileyerek tevbe etmedi, suçundan vazgeçmedi, suçunu savunmaya devam etti ve rahmetten de cennetten de kovulmuş oldu. Ama Âdem (a.s) suçunu kabul etti, hemen arkasından tevbe edip o suçtan vazgeçti ve bu dönüşleri sebebiyle de Rableri onları affetti ve suçları sebebiyle çıkarıldıkları cennete tev-beleri sebebiyle yeniden dönme imkânı lütfetti Allah onlara. Demek ki bundan şunu da anlıyoruz ki şu anda dünyada işlediğimiz her bir günah bizi yavaş yavaş cennetten uzaklaştırmaktadır. Ama bir anlık bir gaflet sonucu işlediğimiz suçları kabullenir, suçumuzu itiraf eder, yaptığımıza pişman olur, gerek o suça devam ederek, gerekse savunmaya kalkarak devam ettirmez ve girdiğimiz şeytan yolundan hemen Rabbimizin yoluna dönüverir, hayatımızı düzeltir, halimizi ıslah eder ve Allah’ın istediği gibi bir kul olma kavgası verirsek o zaman bilelim ki biz de o zaman günahlarımız sebebiyle uzaklaşmakta olduğumuz cennete tevbelerimiz sebebiyle yeniden yaklaşma süreci içine girmiş oluruz. İşte Âdem’in yolu ve işte şeytanın yolu. Kim bir günah işler ve hemen arkasından tevbe ederek o günahı terk etme yoluna girerse o Âdem’in yolundadır, kim de işlediği günahına devam ederse o da şeytan yolunun yolcusudur. Âdem hatasını anladı ve hemen pişman oldu Allah da onu affetti. Demek ki tevbe kişinin Allah’la ilişkisini düzeltmenin adıdır. Bir insan için Allah’la yakın ilgiden mahrum oluş kadar daha büyük bir hüsran olamaz. Günah psikozu içinde yaşayıp, Allah’la diyalogunun kesilmesi kadar insanı kahreden başka bir şey düşünmek mümkün değildir. Bir de hata ferdidir, tevbe de ferdidir. Hıristiyanların iddia ettikleri gibi insan doğmadan önce günahkâr değildir. Hıristiyan yazarlar burada diyorlar ki efendim atamız Âdem’le anamız Havva bir suç işlediler. Cennette yenmemesi gereken meyveden yiyip Allah’a isyan ettiler. Böylece onların sulbünde dünyaya gelen her çocuk doğuştan günahkârdır. Her doğan kişi babamız Âdem’le anamız Havva’nın gü-nah lekeleriyle dünyaya gelmektedir. E ne olacak? İşte Kilisedeki mukaddes suyla yıkanacak ve böylece temizlenecektir. tâbi kiliseye gelir sağlama cambazlığından başka bir şey değildir bu. Çünkü Rabbimiz buyurur ki: "Herkesin kazandığı ancak kendi boynunadır. Hiç kimse kendi vebalinden başkasını yüklenemez." (En’âm: 164) Allah herkesi kendi günahından sorumlu tutmaktadır. Kimse kimsenin günahını yüklenemez. Hiç kimse kimsenin günahından dolayı sorumlu tutulamaz. Kimse kimsenin günah lekesini taşıyamaz. Hz. Îsâ hadisesi de böyledir. Diyorlar ki efendim bizim peygamberimiz İsa burada çarmıha gerilerek, kendini fedâ ederek tüm hıristiyanların günahlarına kefaret olmuştur. Bundan böyle istediğiniz kadar günah işleseniz de korkmayın! Çünkü tüm günahlarınızı Peygamberiniz sırtında alıp götürmüştür. İnsanları ferdiyetçi anlayıştan uzaklaştırıp günaha teşvik etme tuzaklarından biri. Hoş biz de kimileri kimilerinin günahlarını yüklenmekten sırtları kamburlaşmıştır. Yok sizin vazifelerinizi yaparken uykusuz kalıyorlarmış, yok kabir suallerinize bile onlar cevap vereceklermiş???