24,25. “Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz. Orada yaşar, orada ölür ve oradan dirilip çıkarılırsınız" dedi. İnin birbirinize düşman olarak. Sizin için orada, yeryüzünde belli bir süre geçimlik vardır. Orada belli bir vakte kadar yaşayacak ve geçimlik temin edeceksiniz. İşte yaşıyoruz bu hayatı, herkes için ayrı mesken var, herkes için ayrı mülkler var, herkesin ayrı ayrı yerleri, yurtları vardır. Bir de herkesin ayrı ayrı ömürleri zamanları vardır. Bir de bu ifade tüm insanlar içindir. Bu söz sadece Hz. Âdem’e değil bize de deniyor aynı zamanda. Yâni buradaki birbirinize düşman olarak inin sözünü kimileri işte Âdem’le Havva’nın ve şeytanın birbirlerine düşman olacakları şeklinde anlamaya çalışmışlar. İşte kadınla erkek sürekli birbirinin düşmanıdır filan demeye çalışarak kadınla erkeği birbirlerine düşman etmeye çalışmışlarsa da bunun aslı yoktur. Kadın erkeğin, erkek de kadının düşmanı değildir. Bu iki varlık birbirlerini tamamlamak için yaratılmış varlıklardır. Ve hiç bir zaman da Âdem Havva’ya, Havva da Âdem’e düş-man olmamışlardır. Bu konuda onların birbirlerine düşman olduklarına dair hiç bir tarihî belge yoktur. Buradaki ifade yeryüzünde Âdem, İblis arasında, Havva, iblis arasında, mü’min, kâfir arasında, mü’min, müşrik arasında sürekli düşmanlıklar olacaktır anlamınadır. Mal düşmanlığı, makam-mevki düşmanlığı, saltanat düşmanlığı, gelin-kay-nana düşmanlığı, kurt-kuzu düşmanlığı, tilki-tavuk düşmanlığı, mü’-min-kâfir düşmanlığı vs. vs. Öyleyse bu düşmanlıkları anlatma adına ve esasen bize gerçek düşmanımızı tanıtma anlamınadır. Değilse yâni bunu bana ne için anlattı Allah? Benim imtihanım için anlattı elbette. Bak şu anda sen, senin atan şeytanın fısıltılarına kulak verdiği için buradasın! Âdem böyle, böyle yaptığı için sen şu anda dünyadasın! Bunu unutma! Eğer sen de şeytanın fısıltılarına kulak verir, onun iğvalarına kapılırsan sen de cennete giremezsin! Aranızdaki düşmanlığı unutma deniliyor. İşte bu andan itibaren yeryüzünde Allah’a isyanın temsilcisi olan İblis’le, Allah’ın yeryüzündeki halîfesi olan insan arasında kıyâmete kadar sürecek düşmanlık başlıyordu. Bu savaş imanla küfür, hak ile bâtıl, hidâyetle-dalâlet arasında devam edecek bir savaştır. Ve anlıyoruz ki artık hiçbir zaman İblis bizimle barış masasına oturmayacaktır. Hiçbir zaman bizimle sulha yanaşmayacak ve sürekli bizi yoklayacak zayıf anımızı bulmaya çalışacaktır. Öyleyse yeryüzünde mutlaka iki cephe, iki kutup olacaktır. İman cephesi- küfür cephesi, secdeliler cephesi- secdesizler cephesi, Âdem’in cephesi- şeytanın cephesi. Bu iki cephe arasında kıyâmete kadar düşmanlık devam edecektir. Şeytan ve taraftarlarıyla, şeytanî güçlerle savaşımız kıyâmete kadar sürecektir. Bakıyoruz ki şu anda dünya siyasetine hâkim olan şeytanî güçler sürekli savaşı körüklüyorlar. Her toplantıda barıştan söz edilir ama bir türlü barış gerçek-leşmez. Barıştan bahsedenler hep müslüman kanı akıtmamadan ya-nadırlar. Barış sözleri bile müslümanları yok etme planlarıdır. Hayır hayır müslümanlar bu sözlere aldanmamalıdır. Rabbi-miz buyuruyor ki siz silahlarınızı terk etseniz bile onlar asla sizin varlığınıza tahammül etmeyecekler ve kıyâmete kadar bu savaşı sürdüreceklerdir. Bunların sizin karşınızda barış havarisi kesilmelerine sakın aldanmayın ey müslümanlar. O halda sizler de hakkın savaşını vermeye, hak adına ve hak safında onlarla karşılaşmaya hazır olun diyor Rabbimiz. Öyleyse bu âyetlerle bizden istenen iman cephesinde, Âdem cephesinde yerimizi almak, safımızı iyi belirlemek, Allah’ın düşmanlarını düşman bilmek dostlarını dost bilip hayatımızın sonuna kadar böyle bir şuurla yaşamaktır. Hayatımızın sonuna kadar şeytanla ve şeytan taraftarları ve Allah düşmanlarıyla savaşta olduğumuzu unutmamaktır. Bu dünyada geçici bir geçimlik için ve imtihan için bulunduğumuzu unutmamak ve sonunda hesap vermek üzere gideceğimiz âhireti bir an bile hatırımızdan çıkarmamaktır. Evet Âdem ve Havva yeryüzüne indiriliyor. Bir de Hristiyanla-rın iddia ettikleri gibi Hz. Âdem (a.s) işlediği bu suçun cezasını çek-mek üzere yeryüzüne indirilmemiştir. Bakara sûresindeki âyet-i kerîmesinde Rabbimiz onun yeryüzüne halîfe olarak indirildiğini anlatır. Hz. Âdem yeryüzüne halîfe olarak indirilmiştir. Yeryüzünü idare etmek üzere. Yeryüzünde Allah’ın yasasıyla bütün varlıklara hükmetmek, yeryüzünde Allah’ın egemenliğini gerçekleştirmek ve yeryüzünde efendilik yapmak yeryüzünde Allah’ın hâkimiyetini gerçekleştirmek üzere indirilmiştir. İmtihan için indirildiğimiz bu yeryüzünde bizim için karar kılınacak bir yer ve belli bir yaşam süresi vardır. Yâni elimizde olmadan getirildiğimiz bu hayatta bizim her birerimiz için takdir edilmiş bir zaman ve mekân dilimi vardır. İşte bu zaman ve mekân diliminin kesiştiği noktayı biz bizi buraya getirene kullukla doldurmak zorundayız. Bu hayatı onu bize lütfeden varlık adına yaşamak zorundayız. Çünkü Rabbimiz diyor ki orada yaşayacak, hayatınızı orada sürdürecek, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız. Orada size ta-nınan zaman ve mekân içinde yaptıklarınızın tümünün hesabını vermek üzere Rabbinizin huzuruna getirileceksiniz. İşte hayatınızı yaşarken bir an bile bunu hatırınızdan çıkarmamanız gerekmektedir. Ve bundan sonra da şeytanın insana yaklaşabileceği noktaları anlatarak Rabbimiz şöyle buyurur. Sanki atamızın başından ge-çenleri anlattıktan sonra bundan bizim alabileceğimiz dersleri anla-tıyor. Şu anda da bizim karşımızda duran ve tıpkı atamıza yaptıklarını bize de yapmak için fırsat kollayan şeytanın hilelerine dikkatimizi çekiyor. Şeytanın stratejileri konusunda bize bilgi vererek onun olası hücumlarına karşı açıklarımızı kapatmamızı istiyor. Bakın ne diyor: