26. “Ey insanoğulları! Ayıp yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süsleyecek elbiseler gönderdik. Takva örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır. Allah'ın bu âyetleri öğüt almanız içindir.” Rabbimiz şeytanın en çok yaklaşma noktasına parmak basıyor ve diyor ki ey atalarının başına gelenleri öğrenen ve düşmanlarını tanıyan Âdem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek ve sizi süsleyecek, sizin için ziynet olacak bir elbise, rîşâ gönderdik. Amma bilesiniz ki takva elbisesi bunlardan daha hayırlıdır. İşte bunlar Rabbinizin âyetleridir umulur ki öğüt alırsınız. Âyet-i kerîmede dikkat ederseniz üç elbiseden bahsediliyor. Bunlardan birincisi üzerinizi örtecek, sizin ayıp yerlerinizi örtecek bir elbise. İkincisi rîşâ, üçüncüsü de takva elbisesidir. Önce bir elbiseden söz etti Rabbimiz. Vücutlarımızı örtecek, bizi soğuktan sıcaktan ve dış etkenlerden koruyacak biyolojik bir ihtiyaç veya fiziksel bir gereksinim olarak üzerimize giydiğimiz bir elbise. Sonra bir de “Rîşâ” dedi Rabbimiz. Bu rîşâ ya kişilerin konumları, makamları ve sosyal statüleri gereği giydikleri elbisedir. İşte kompradorların, kralların, binbaşının, yüzbaşının vs. giydikleri özel elbiselerdir denmiş. Ya da birinci elbise içe giyilen elbisedir, bu ikincisi de dışa giyilen elbisedir denmiş. Sonra bir üçüncü elbise olarak takva elbisesinden söz etti Rabbimiz. Buyurdu ki takva elbisesi en hayırlısıdır, takva elbisesi daha hayırlıdır. Takva elbisesi giyinişteki niyeti anlatır. Yâni elbiseyi niçin giyineceğiz? Sadece biyolojik bir ihtiyaç ya da fiziksel bir gereksinim olarak mı? O tip bir elbise bize yakıştı diye mi? Onun içinde daha güzel görünüyoruz diye mi? Ya da âdetler böyle istiyor, toplum bundan razıdır diye mi? Hayır bunların hiç birisi takvaya götürücü değildir. Bu niyetlerle giyinişlerin hiç birisi takva giyinişi, bu elbiselerin hiç birisi takva elbisesi değildir. Elbise takvaya götürücü olacak. Elbise Allah’tan ittika adına, Allah öylece giyinmemizi istedi diye, Allah böylece giyinmemizden razı diye giyinilen elbise takva elbisesidir ve bu niyetle giyiniş de takva giyinişidir. İçinde bulunduğu aile, içinde yaşadığı toplum böyle istiyor diye giyinen, sonra o aileyi o toplumu değiştirdiği zaman da farklı giyinen kişi muttaki değildir ve onun örtünmesi de takvaya dayanan bir örtünme değildir. Bundan dolayıdır ki içinde bulunduğu toplumun baskısıyla örtünen bir kişi bu amelinin mükafatını da göremeyecektir. Çünkü bir amelin yaptırıcısı Allah değilse o amel boştur. Zaten toplumun baskısıyla örtünme, sürekli de olamaz. Söz konusu bu dış baskı biter bitmez örtünme de bitecektir. Bilhassa Suudi Arabistan vatandaşlarının ülkelerini terk etmek üzere uçağa bindikleri andan itibaren hemen başlarının açıldığını çoğunuz görmüşsünüzdür. İşte kanun baskısı, çevre baskısı buraya kadar dayanacaktır. Bu baskının yok olmasıyla örtünme de bitecektir. Bu tür giyinişler takva giyinişi değildir “Allah kapalı oldukları halde çıplak gezen kadınlara lânet etmiştir.” Buyuruyordu peygamberimiz. Peki ne anlayacağız bundan? Yâni hem kapalı hem çıplak. Bir adam ya kapalıdır ya da çıplaktır. Nasıl anlayacağız bu kapalı oldukları halde açık gezenler hadisini? Anlayabildiğimiz kadarıyla bunun birinci mânâsı eğer bir insan üzerine çok şeffaf, çok dar, dışardan bakıldığı zaman sanki tüm vücut hatlarını belli edecek bir elbise giyinmişse bu kapalı olduğu halde çıplak gezen birisidir ve Allah o kişiye lânet etmektedir. Öyleyse elbiseyi örtünmeyi emreden ve onun sınırlarını da belirleyen Allah’ın istediği biçimde giyinmek zorundayız. Sadece kadınlar değil erkekler olarak biz de Allah’ın istediği biçimde giyinip gi-yinmediğimize dikkat etmek zorundayız. Bu konuda nedense hep ka-dınlara yüklenilir. Peki erkekler için tesettür yok mudur? Elbette vardır. O halde düşünelim acaba şu bizim üzerimizdekiler Allah’ın istediği elbiseler mi? Şu kemana kılıf çeker gibi giyindiğimiz pantolonlar, şu yakalı yenli Frenk gömlekleri acaba Allah’ın razı olduğu elbiseler mi değil mi bunu düşünmek zorundayız. Evet kapalı oldukları halde çıplak gezenler ifadesini böyle anlamaya çalışıyoruz. Bunun bir ikinci mânâsı da bir insan ne için örtündüğünün şuurunda değilse, örtünmesinde temel hedefi Allah’ın rızasına götürücü, takvaya götürücü değilse, yâni o kişinin kafasının içi boşsa onun dışarıdan o kafayı örtmesinin hiç bir mânâsı yoktur. Adamın kalbinin içi boşsa dışardan o başı, o bedeni örtmesinin hiç bir mânâsı olmayacaktır. Allah’ın örtünme emrinden habersiz, kalbi ve kafasının içi bomboş ama çevresinin zorlamasıyla ya da işte âdet kabilinden başını ve vücudunu örten birisi kapalı olduğu halde çıplak gezen birisidir. Bir de Allah toplum içinde kadına da erkeğe de ayrı roller yüklemiştir. Kadın ya da erkek eğer Allah’ın kendisine yüklemediği bir rolü üstlenmiş veya Allah’ın kendisini görmek istemediği bir konumda, bir makamda boy göstermeye başlamışsa işte bu kişi kapalı olduğu halde açık gezen kişidir ve Allah’ın lânetine hak kazanmıştır. Evet kadınımız da erkeğimiz de takvaya götürücü olarak giyinmek zorundayız. Allah emretti diye ve Allah’ın emrettiği biçimde örtünmek zorundayız. Çünkü Rabbimiz bu kitabında ve Rasulullah efendimiz de hadislerinde ve bizzat hayatında örtünmenin pratiğini bize göstermiştir. Âyetlerde belki genel anlamıyla anlatılan örtünme konusu ayrıntılarıyla Rasulullah efendimizin hadislerinde ortaya konulmuştur. O halde bu konuda temel kriter Allah’ın kitabı ve onun pratiği mahiyetindeki Rasûlullah’ın sünnetidir. Birde Allah’ın istediği kulluğun en güzel biçimde örneklendiği sahabe uygulamaları bizim için en güzel ve vazgeçilmez örnektir. O halde bu konuda, her konuda Kur anda gördüğümüz genel ifadeleri Rasulullah efendimizin beyanları ve sahabenin tatbikatıyla birlikte anlamaya çalışacağız ki her hangi bir yanlış anlamaya ve hataya düşmeyelim. Bunun dışında indi kanaatlere, yüzeysel görüşlere, kâfir dünya karşısında düşülen aşağılık duygusu sonucu verilen fetvalara da asla itibar etmemeliyiz. Evet Rabbimiz bizi tekrar tekrar uyarıyor. Ey Âdem oğulları! Sakın ha eytan sizi de bir fitneye düşürmesin! Babanız Âdem’e ve anneniz Havva’ya bir dümen çevirip de onları bir vartaya düşürdüğü gibi, onları kandırıp cennetten çıkardığı gibi sakın size de bir oyun oynamasın. Onların avret mahallerini açtırıp, günahlarını açığa çıkarıp açık yerlerini onlara göstermek sûretiyle, zaaf noktalarını açmak ve önlerine koymak sûretiyle onları cennetten çıkarttığı gibi sizi de aynı noktaya getirerek size de cennetinizi kaybettirmesin. Sakın bu alçak sizi de soyup soğana çevirerek, çırılçıplak sokaklara dökerek cennetinize engel olmasın. Rahmetten kovulmanıza sebep olmasın. Evet demek ki şeytanın insana yaklaşabileceği en hassas nokta, en tesirli nokta işte buymuş. Ama maalesef Rabbimiz bizi uzun uzun atamızın başından geçenlerle uyardığı halde yine de şeytanın getirdiği şeytanca yorumlara kapılan insanlar soyunuverdiler. Moda dediler, sanat dediler, medeniyet dediler, toplum dediler, âdetler dediler, devrimler dediler ve en sonunda Rablerinin emrini çiğneyerek şeytanlara uyuverdiler. Rablerinin uyarılarına, peygamberlerinin soluklarına, fıtratlarının sesine kulak vermediler de şeytanların vesveselerine kulak verdiler. Allah vahyini dinlemediler de şeytan vahiylerine kulak verdiler. Önce şeytanın istediği gibi soyundular. Şeytanın adımlarına uydular. Çıplak bir toplum, çıplak bir cemiyet oldular. Sonra da şeytanın öteki vartalarına, zinaya, fuhşa ve ahlâksızlığa yuvarlandılar. Sonra yaşadıkları gibi inanmaya, yaşadıkları gibi düşünmeye başlayınca, imanlarını itikadlarını da kaybederek cehen-neme yuvarlanmaya lâyık bir toplum haline geldiler. Böyle bir milletin gideceği yer elbette uydukları, tâbi oldukları, adım adım kendisini takip ettikleri şeytanın gideceği yerdir. Alçak maalesef ebedî yurduna pek çok müşteri buldu. Orada kendisine arkadaşlık edecek yalnızlığını giderecek pek çok avene buldu kendisine. Evet bu alçak düşmana karşı dikkatli davranın çünkü: Evet o şeytan ve aveneleri, yaranları sizin onları görmediğiniz yerlerden sizi görmektedirler. Şeytan ve taraftarları sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanlara dost kılarız velî kılarız. Demek ki şeytan ve kabilesi bizi, bizim onları görmediğimiz yönlerden görmekte ve bize yaklaşmaktadırlar. Buradan şunu anlıyo-ruz ki şeytanın avenesi ve kabilesi de vardır. Hz. Âdem’in şahsında Allah’ın secde emrine karşı gelen şeytan bir taneydi ama kıyâmete kadar Rabbimizin kendisine verdiği izin gereği onun insanlardan ve cinlerden çömezleri aveneleri vardır. İnsanların saptırıcıları cinlerin kâfirleri hep onun emrindedirler. Öyleyse şeytanın ve dostlarının bize bizim göremeyeceğimiz, fark edemeyeceğimiz yerlerden yaklaşmalarına çok dikkat edeceğiz. Ama tedbirimizi alırsak hırsızın girebileceği tüm menfezleri kapatırsak, her yeri kilitlersek İslâm’ı en güzel bir biçimde yaşarsak, hayatımızın her bir biriminde Rabbimize kul olduğumuzu unutmazsak o zaman alçak nereden gelirse gelsin yapabileceği bir şey yoktur. Ama onu kâfirlerin velisi kıldık diyor Rabbimiz. Şeytan kâfirlerin velisidir. Kâfirlerin program yapıcısı, yaşam belirleyicisi şeytandır. Kâfirler onun kendileri adına aldığı kararları uygularlar. Şeytanın fısıltılarına, vesveselerine, vahiylerine teslim olurlar. Allah’ın yasalarını bırakıp şeytanın adımlarına tâbi olurlar, onun gösterdiği yoldan giderler. Allah’a kulluğu bırakıp şeytana kulluk yaparlar. Allah’ın belirlediği helâl haram sınırlarını tanımazlar da şeytanın gösterdiği fahşaları işlerler. Öyleyse hayrola ey müslümanlar? Size ne oluyor? Ben onu kâfirlere velî yapmıştım. Size ne oluyor da onu velî biliyorsunuz? Ben onu size velî kılmadığım halde siz niye şeytanın ve şeytan taraftarlarının kararlarını uygulamaya çalışıyorsunuz? Yakışıyor mu bu size?