33. “De ki: " Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmanızı, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” Evet fahşayı, fuhşiyatı yasaklamış Rabbimiz. Fahşanın gizlisini de açığını da haram kılmıştır Rabbimiz. Fahşanın, fuhşiyatın gizlisine de açığına da yasaklamıştır. Fahşa, fuhuş; aşırılık demektir, haddi aşmak demektir. Hangi konuda? Maddî manevî her konuda. Meselâ eşya talebinde aşırılık, mal talebinde aşırılık, rızık talebinde aşırılık, bilgi toplama konusunda aşırılık, mesken konusunda aşırılık, sevgi saygı konusunda insanları putlaştıracak biçimde aşırılık, on ki-şiyle devlet kurma hayallerine kapılarak hedefte aşırılık. Babaya, anaya karşı ya onların meşru isteklerini dinlememe hususunda aşırılıklar, ya da onların Allah’la çatışan her arzularını yerine getirerek on-ların putlaşmalarına imkân hazırlamak türünde çizgiyi aşma aşırılıkları. Veya rızık konusunda Allah’a güvenmeyerek çocukları öldür-me aşırılıkları. Allah’ın yasak kıldığı kılık kıyafetler konusunda aşırı-lıklar, şeytanın süslü gösterdiği tesettürsüzlük aşırılıkları, ya da kadın erkek ilişkilerinde zina dediğimiz aşırılıklar. Bu aşırılıkların tümünden sakının diyor Rabbimiz hepsini yasak kıldım diyor. Bilhassa kadın er-kek ilişkileri konusunda aşırılık hususunda çok yanlışlarımız var. Meselâ bizim toplumda şu anda bu aşırılıkları kadınlar yaptığı zaman onlara fahişe denirken aynı şeyleri erkekler yaptıkları zaman onlara hiç bir şey denmiyor. Halbuki bunları yapan kadına da erkeğe de fuhuş sahibi yâni fahişe denir Bugüne kadar sadece fahşa, fuhuş denildiği zaman sadece kadın erkek ilişkilerinde aşırılık, haddi aşma anlaşılmaktadır. Halbuki sadece bu konuda değil her konuda aşırılıktan men ediyor Rabbimiz. Hem de aşırılığın, fahşanın gizlisinden de açığından da sakınmamızı istiyor. Peki acaba fahşanın, aşırılığın gizlisi ve açığından ne anla-yacağız? İnsanlar arasında açıktan açığa işlenen fahşalara da yak-laşmayın kimsenin göremeyeceği bir tenhada işlenenlerinden de sakının. Veya metres hayatı gibi, dost tutma gibi toplumun yasallaştırdığı, insanların kurumlaştırıp haram ve yasak görmediği fuhuşlardan da sakının insanların toplumun hoş görmediği aşırılıklardan da sakının. Toplumun onayıyla, insanların izniyle yapılanlarından da sakının toplumun kınadıklarından da sakının. Meselâ nasıl? İşte toplumun yasallaştırdığı ve ruhsat çıkardığı genel evlerde yapılanlardan da sakının. Veya işte diyorlar ki bir kadınla yaşayacak-sın. Nikâhın bir kadınla olacak ama bin kadınla ilişki kurabilirsin bu normaldir. Ama toplumun koyduğu bu kuralın dışına çıkar da ikinci bir kadınla nikâhlı bir beraberlik kurmaya kalkışırsan o zaman bu fuhuştur, bu ilişki zinadır. Yâni yaşadığın ülkede veya dünya üzerinde egemen güçlerin yasak dedikleri şeyler yasak ama yasak demediği şeyler serbesttir ya. Halbuki Allah’ın haram dedikleri haram helâl dedikleri de helâldi. Öyleyse insanlar ister meşrulaştırsınlar, ister haram deyip yasaklasınlar bizim için bunun hiç bir önemi yoktur. Bizim için Allah’ın yasak dedikleri yasaktır yasak değil dedikleri de yasak değildir. Kur’an’da pek çok yerde: "Bunlar Allah’ın hudutlarıdır ve bunları asla aşmayın!" şeklinde biz kullarını uyardığını biliyoruz. Günahı ve haksız yere tecavüzü de Allah yasaklamıştır. Peki haklı yere tecavüz caiz mi? Elbette hayır. Ama buradaki ifade aslında haksızlık yapanlar kendileri de bilmektedirler haksız yere zulmettiklerini, kendileri de farkındadırlar haksız ve zâlim olduklarını da bile bile haksızlık ve tecavüz etektedirler anlamınadır bu. Sonra: Hakkında Allah’ın hiç bir delil indirmediği şeyi Allah’a şirk koş-manızı ortak koşmanızı da Allah yasaklamıştır. Allah’ın hakkında hiç bir belge indirmediği şirk de haramdır. Peki acaba Allah’ın hakkında delil indirdiği de olur mu bu konuda? Elbette meselâ Allah mü’minlere halîfeyi dinleyin demiş, babayı dinleyin demiş kocayı dinleyin demiş. Bunları da dinleyeceğiz ama bunları dinlememiz Allah’a şirk konusu olmayacak demek ki. tâbi bunların bizden istedikleri Allah ve Resûlünün arzularıyla çatışmayacak. Çatışırsa elbette onları da dinlemeyeceğiz. Müslümanın müslüman olabilmesi için önce şirkten kurtulması gerekmektedir. İslâm’a girişin ifadesi olan kelime-i tevhidde bunu gö-rüyoruz. Allah’tan başkalarını reddedecek kişi sonra da İslâm’a girecektir. Ancak sadece şirkten kurulmak da yetmez yâni sadece la demek de yetmez hemen arkasından illallah denmelidir. İkisini birlikte düşünmek zorundayız. Şirk ulûhiyet ve rubûbiyette Allah’a ortaklar bulmak, Allah gibi başka varlıklar kabul ederek onlara ibadet etmek veya onların ka-nunlarına, arzularına ve yasalarına itaat etmek demektir. Şirk Allah’ı tanımakla beraber, Allah kulluk yapmakla beraber onu eksik tanımak, onu onun kendisini bize tarif buyurduğu sıfatlarından bazılarını reddetmektir. Şirk Allah’a ait olan sıfatlardan bazılarını Allah’tan başkalarına vermek, Allah’tan başkaları üzerinde düşünmektir. Meselâ Rab sadece Allah iken Allah’ın bu sıfatını Allah’tan başkalarına da vererek ondan başka da kanun koyucuların varlığına inanmak veya şafi sadece Allah iken, Allah’tan başka şifa verici yok iken sadece Allah’a ait olan bu sıfatı Allah’tan başkalarına da verip onların da şifa verebileceklerine inanmak şirktir. Rabbimizin tüm sıfatları için aynı şey geçerlidir. Şirk yirmi dört saatin tümünde Sadece Allah’ı Rab kabul edip onun arzularını gerçekleştirmek gerekirken bu zamanın her hangi bir biriminde arzuları Allah’ın arzularıyla çatışan bir varlığın arzularına itaat etmek de şirktir. Şöyle giyineceksin, şurada okuyacaksın, şunu anlatacaksın, şu kadar anlatacaksın, şunu yapacaksın, bunu yapmayacaksın gibi arzuları emirleri Allah’ın arzularıyla çatışan bir varlığı dinlemek de şirktir. Allah’ın haramlarını helâl, helâllerini haram kabul etmek de şirktir. Adam namaz kılar, oruç tutar ama tesettürü modası geçmiş bir emir olarak görürse veya İslâm’ın orucunu, haccını kabul eder ama ekonomisini reddederse bu da şirktir. Veya Allah’ın gökler de hâkimiyetini kabul eder ama yerde hâkimiyetini reddederse bu da şirktir. Eğer ölümde söz sahibi Allah ama düğünde söz sahibi top-lumsa, bu tümüyle Allah’ı inkâr değildir. Eğer namaz konusunda söz sahibi Allah ama hukukta söz sahibi başkalarıysa, oruç konusunda söz sahibi Allah ama eğitimde, siyasal yapılanmada, ekonomik düzenlemelerde söz sahibi başkalarıysa bu tümüyle Allah’ı inkâr değildir ama şirktir. Yâni düğünde toplumun hâkim oluşu, ya da hukukta Allah’tan başka birilerinin hâkim oluşu veya hayatın bazı birimlerinde Allah’tan başkalarının söz sahibi oluşu o başkalarının Allah oluşu mânâsına gelmemektedir. Ancak Allah’ın bir sıfatı bölünüp parçalanıp bir başkalarına verilmesidir ki işte bu şirktir. İnsanlar zannediyorlarsa ki şu şu konularda Allah hayatımızda söz sahibi değildir. Bu konularda toplum, şu konularda moda, şu konularda devlet şu konularda çevre söz sahibidir diye düşünmeye ve kabul etmeye başladı mı artık onun hayatında şirk başlamış demektir. Dünün müşrikleri Allah’a inanıyorlardı ama onun hayata karışacağını reddediyorlardı. Müşrikler de göklerin ve yerlerin sahibi Allah’tır, severiz sayarız o Allah’ı, gökleri ve yerleri ona verelim ama o Allah bizim hayatımıza karışamaz diyerek Allah’a şirk koştular. Kendi hayatlarına Allah’tan başka karışacak Rabler bularak Allah’a şirk koştular. Dediler ki o Allah bizim hayatımıza karışmaz, karışamaz. Çünkü bizim pis işlerimiz var, dalavereli işlerimiz var, basit işlerimiz, karanlık işlerimiz mafya işlerimiz var. Ekonomik işlerimizde bizim ne yapacağımız belli olmaz, meslek hayatımızda ne yapacağımız belli olmaz, siyasî işlerimizde nasıl dalavereler yapacağımız belli olmaz. Hukuk işlerimizde içimizde kimi güçlüler var, biz onlara garibanlardan farklı hak tanımak zorundayız. İçimizde dokunulmazlar var, siyasîler var, azizler var, imtiyazlılar var, para babaları var onlara ayrıca hak tanımak zorundayız. İçimizde güçlüler var, egemenlik sahipleri var, onlara mallarımızdan belli bir hisse ayırmak zorundayız. İçimizde etkili yetkili kimseler var bizler zaman zaman onlara da dua yapmak zorundayız, dualarımıza onları da karıştırmak zorundayız, onlara da sığınmak, onlardan da yardım istemek zorundayız. Yâni bizim böyle pis işlerimiz var, kirli işlerimiz var. Ya Rabbi sen yücesin, seni böyle pis işlere karıştırmak istemiyoruz. Sen göklerinle ilgilen, diğer varlıklarınla ilgilen, yerinde dur, bizim işimize karışma, bırak bizi kendi halimize de ne halimiz varsa görelim, diyerek Allah’a şirk koştular. Kâfirler, müşrikler ne derlerse desinler nasıl inanırlarsa inansınlar biz sadece ona kulluk ederiz. Bizim Rabbimiz tekdir. Bizim hayat programımızı tespit eden Rabbimiz bir tanedir. Biz onunla beraber program yapmada ortaklar kabul etmiyoruz. Onunla birlikte kanun koyma hakkına sahip ortaklar bilmiyoruz. Onunla birlikte arzularına uyacağımız, rızasını kazanmaya çalışacağımız, yasalarını uygulayıp talimatlarını yerine getireceğimiz başka Rabbimiz, başka ilahlarımız yoktur. Hüküm onundur, hâkimiyet onundur, yaratan odur, hayat veren odur, öldüren odur, rızık veren doyuran odur, kanun koyan odur, hüküm vaz eden odur. Bizler onunla beraber başkalarını da dinleyerek şirk koşmayız. Biz sizin anlayışlarınızdan beriyiz. Evet Allah’ı küstürmek adına başkalarını razı etmek şirktir. Al-lah’ı küstürmek adına babamızı, anamızı, karımızı, liderimizi, efendimizi, zevklerimizi razı etmek şirktir. Allah’ı küstürmek adına başkalarının arzularını yerine getirmek şirktir. Allah’ı küstürmek adına başkalarının kılık kıyafet anlayışını kabul etmek şirktir. Allah’ı küstürmek adına başkalarının alfabesini kabul etmek, Allah’ı küstürmek adına başkalarının hayat tarzını kabul etmek şirktir Allah korusun. Ve yeryüzünde en büyük zulüm Allah’a ortaklar bularak onlara da kulluk yapmaktır. En büyük zulüm kişinin kendisini yaratan Allah’a kulluk makamında tutması, sadece onu dinleyip sadece onu razı etmesi gerekirken o makamdan indirip Allah’la birlikte başkalarına da kulluk etmesidir. İşte Allah bunu da yasak kılmıştır. Allah hakkında veya Allah adına bilmediği şeyleri söylemeyi de Allah yasak kılmıştır. Adam Allah'tan söz eder ama Allah’ın kitabını ve Resûlünün sünnetini bilmediği için yalan yanlış şeyler söyler. Adam dinden diyanetten bahseder ama İslâm’ın i’sinden bile haberi yoktur. Anadan babadan veya gazeteden, dergiden, takvim yaprağından duyduğunu İslâm diye ortaya koymaya çalışır. Allah hakkında konuşur ama Allah’ı tanımadıklarından söylediklerinin tamamı iftiradır. Allah’a yalan iftirada bulunmak demek Allah’ın zatıyla alâkalı, sıfatlarıyla alâkalı yalan söylemek, sıfatları konusunda onu eksik ta-nımak, onun bu eksikliğini yerdekilerle tamamlama cihetine gitmek, onda olan sıfatları başkalarına vermek, başkalarının da onun sıfatlarına sahip olduğunu iddia etmek demektir. Yâni yeryüzünde ondan başka program yapıcı, kanun koyucu bir kısım Rablerin de olabile-ceğine inanmak ve bu kişilerin kanunlarına da uyulması gerektiğini iddia etmek, bunların da yeryüzünde etkili yetkili varlıklar olduklarını söylemek, yalnız Allah’a ait olan hâkimiyet hakkını bu varlıklara da vermek, ya da yeryüzünde Allah’tan başka şifa dağıtıcıların da var-lığına inanmak, yeryüzünde Allah’tan başka rızık dağıtıcıların da varlığına inanmak, kendilerine sığınılacak, kendilerine dua edilecek, yardıma çağrılacak Allah’tan başka varlıkların da bulunduğunu iddia etmek işte bütün bunlar Allah’a yalan iftirada bulunmak demektir. Veya Allah’ın zatıyla alâkalı Allah evlât edindi, işte Îsâ Allah’ın oğludur, Üzeyr Allah’ın oğludur, melekler Allah’ın kızlarıdır biçiminde Allah’a yalan iftirada bulunmak. Veya Aristo’nun dediği gibi Allah hayata karışmaz, Allah dünyayı yarattı ve işi bitti. Allah bir şey indirmemiştir, Allah bize âyet göndermemiştir, Allah bizim hayatımızla ilgilenmez şeklinde Allah’a yalan iftirada bulunmak. Ya da hayatı ilgilendiren konularda Allah ve Resûlüne rağ-men, Allah ve Resûlünün buyruklarına rağmen veya onlara binaen söylenen yalanlar da Allah yalan iftiradır. Yâni Allah ve Resûlünün sözlerini başka bir şekle getirerek söylenen yalanlar. Allah’ın dediklerini demedi, demediklerini de dedi şeklinde yalan iftirada bulunmak. Efendim zaten Allah da bundan yanadır, Allah da bunu istemektedir diyerek Allah’ın istemediklerini Allah isti-yormuş pozisyonunda insanlara sunmak Allah’a yalan iftirada bulun-mak demektir. Efendim Allah da demokrasiden yanadır, İslâm da lâ-ikliği önermektedir. Efendim Kur’an’da kesinlikle cihad yoktur. Allah böyle bir şeyi emretmemiştir. Bu çağda, bu devirde kesinlikle böyle çağdışı bir şeyi Kur’an emretmez! El kesme, göz çıkarma kesinlikle Kur’an’a yakışan şeyler değildir bunlar. Baş örtme de yoktur efendim! Nerden çıkarıyorlar bunu? Kur’an’da kesinlikle böyle bir emir yoktur. Kur’an mahza bir ahlâk kitabıdır! Kur’an da demokratik bir sistem öneriyor efendim! Kur’an bundan başka bir şey demiyor ki! diyerek, kimileri de bugün Allah’ın dediklerini demedi, demediklerini de dedi demeye çalışıyorlar veya dedirtmeye çalışıyorlar Allah’a, Kur’an’a. İşte bu da Allah’a yalan iftiradır. Efendim ben Kur’an’ı başından sonuna kadar taradım orada baş örtmeye dair bir tek emir bile bulamadım diyen kişinin iftirası. Veya ben bu insanların kurtuluşu için bir tek yol biliyorum o da demokrasidir, bunun dışında başka sıhhatli bir çıkış yolu bilmiyorum diyen adamın iftirası. Bütün bunlar Allah adına beyan ve Allah adına Allah’a yalan iftiralardır. Ya da yahudi ve hıristiyanlar, müşrikler bir hayat yaşıyorlardı ki baştan sona İslâm’dan uzak, ama diyorlardı ki işte bu yaşadığımız hayat Allah’ın istediği hayattır. İşte Allah’ın razı olduğu hayat budur, Allah kullarından böyle bir hayat ister. Bizler şu anda Allah’ın razı olduğu hayatı yaşıyoruz. Bizler Allah’ın elçisi Mûsâ’nın yolundayız, Îsâ’nın yolundayız, veya bizler hanifleriz, yâni İbrâhim’in yolundayız diyorlar ve Allah’a yalan iftirada bulunuyorlardı. Halbuki yaşadıkları bu hayat ne Allah’ın istediği bir hayattı, ne de bu sözünü ettikleri Peygamberlerle ilgisi olan bir hayattı. İşte bu da Allah’a yalan iftirada bulunmaktır. Tıpkı bugün yaşadıkları hayat İslâm olmayan müslümanların biz İslâm’ı yaşıyoruz, bu yaşadığımız hayat Allah’ın istediği hayattır demeleri gibi. Halbuki namazımızdan tesettürümüze kadar, siyasal yapılanmamızdan ekonomik sistemlerimize, hukuk tarzımızdan kılık-kıyafet biçimimize, mücâdele metodumuzun meşruluğundan düğün-dernek anlayışlarımıza, beşerî ilişkilerimizden soframıza kadar, çocuklarımızın eğitimine kadar yaşadığımız hayat Allah’ın istediği hayat değildir. Bakın Bakara sûresinde de Rabbimiz, Allah hakkında insanları kandırmaya ve saptırmaya çalışan şeytanı dinlemememiz gerektiğini anlatırken şöyle buyurur: "Muhakkak ki o şeytan size kötülük ve fahşa emreder. Size ahlâksızlığı emreder. Ve de Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder." (Bakara 169) Bana göre Allah böyle olmalı, bana göre Allah böyle demeli, bana göre şöyle dememeli, bana göre cihadı emretmemeli, bana göre tesettürü istememeli, bana göre bu devirde kısası emretmemeli, bana göre namaz olmamalı diyerek sizin Allah hakkında düşüncelerinizi bozmaya çalışıyor şeytan. Allah karşısında bilgi iddiasına, Allah karşısında, güç iddiasına götürür sizi. Ne yâni Allah bilirse ben de bilirim, Allah’ın gücü kuvveti varsa benimde gücüm kuvvetim vardır demeye götürür. Allah kanunlarına muhalif kanunlar yapmaya yönlendirir sizi. Allah yasalarını dinlememeye, beğenmemeye götürür. Öyleyse kesinlikle şeytan vahiylerini dinlemeyeceğiz, hep Allah’ın vahyini dinleyeceğiz. Ne şeytan vahiylerini ne de yeryüzündeki iki ayaklı şeytan vahiylerini dinlemeyecek sadece Rabbimizin vahyine kulak verecek ve Rabbimiz kitabında ve Resûlünün sünnetinde kendisini bize nasıl tanıtmışsa, hangi sıfatlarla muttasıf, hangi sıfatlardan münezzeh tanıtmışsa o şekilde ona iman edecek ve başkalarına ku-lak vermeyeceğiz. Allah doğru söyler, Allah güzel sözler diyeceğiz ve şeytana uymayacağız.