36. “Âyetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlar, işte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.” Ama ikinci bir grup da olacak insanlardan. Benden bir hidâyet rehberi, benden bir yol gösteri, benden bir vahiy ve Peygamberle karşı karşıya geldiklerini de ikinci bir grup insan da şöyle davranacaktır: Böylece âyetlerimizi yalanlayanlar veya amelen onları küf-redenler yalan sayanlar var ya. Meselâ biliyor adam, anlıyor âyetlerin ne dediğini ama bilgisini amele, imanını eyleme dönüştürmüyorsa, inandığı bildiği âyetlere imanını amele dönüştürmüyorsa işte bu da ayrı bir küfür çeşididir. Dikkat ederseniz inkâr edenler, küfredenler denmiyor da yalan sayanlar deniyor. Çünkü yalan saymak inkardan farklıdır. Adam duyuyor, anlıyor, hattâ inanıyor ama gereğini yerine getirmiyor. Yâni diliyle inandığını iddia ediyor ama hayatıyla, hayat programıyla yalanlıyor. Meselâ adama soruyorsunuz: Arkadaş ölecek misin? Evet. Dirilecek misin? Evet. Hesap kitap var mı? Tamam. Peki Allah Kâdir mi? Yapar mı bunu? Tamam. Hepsine inanıyor adam. Ama bakıyoruz bu tamam saydığı, bu inandığı konulara aldırış etmeden yaşıyor. Yaşadığı hayatta bu inandığı şeylerin kokusunu bile görmek mümkün değil. Yâni öyle bir hayat programı var ki adamın bu inancının hiç mi hiç etkisi yok. Yâni imanının inandım dediği şeyin gereğini yapmıyor. Veya imanını amele dönüştürmüyor adam. Çok korkunç bir suç değil mi bu? Namaz kılması gerektiğine inanıyor ama kılmıyor. Örtünmesi gerektiğine inanıyor ama örtünmüyor. Kur’an’ı, Sünneti tanımadan Müslümanlık olmayacağına inanıyor ama farklı yaşıyor. Çoluk çocuğunu eğitmesi gerektiğine inanıyor ama yanaşmıyor. Duyar İslâm’ı, okur Kur’an’ı; doğru yahu, yapmak lâzım, etmek lâzım, vah, tüh der ama döner gider eski haline. Hiç değişme olmaz hayatında. Unutur gider bu duyduklarını. İşte yalan sayma budur ve gerçekten çok büyük bir suçtur. Biliyor, inandığını iddia ediyor, ama bunu kendi hayatına indirmiyor. İşte bu şekilde Allah’ın âyetlerini yalan sayanlar, küfredenler, kamufle etmeye çalışanlar, toplumun gündeminden düşür-meye çalışanlar ve de âyetleri kaale almayarak, âyetlerin imanını gündeme getirmeyerek onlara karşı müstekbirce, kibirlice, ihtiyaçsızca, eyvallahsızca bir tavır takınan cehennemdedirler. Allah’ın âyetlerine karşı büyüklenenler, Allah’ın âyetlerine karşı müstekbir davrananlar, Allah’ın âyetlerine karşı, Allah’ın sistemine karşı kendilerini müstağnî görenler, ihtiyaçsız kabul ederek, eyval-lahsız bir tavır sergileyerek onu kabule tenezzül etmeyenler. Allah’ın âyetlerinden daha güzelini biz de söyleriz, Allah’ın sisteminden daha güzelini biz de vaz edebiliriz, Allah’ın yasalarından daha güzelini biz de koyabiliriz diyenler. Allah’ın âyetlerini beğenmeyenler. Allah’ın miras hukukunu beğenmeyip kendi hukuklarını onun yerine ikâme etmeye çalışanlar, kısas âyetleri bu devirde geçersizdir, te-settür âyetleri demode olmuştur diyenler. Allah’ın kullarının hayat yolları üzerine yerleştirdiği işaret levhalarını örttükleri için, âyetleri gizleyip kamufle ettikleri için ısrarla kendi hayatlarını, kendi anlayışlarını savunuyorlar. Âyetlere karşı, o âyetleri kendilerine sunan Allah elçilerine karşı kendi hayat felsefelerini gündeme getiriyor ve onu savunuyorlar. Âyetleri görmezden geliyorlar, duymazdan geliyorlar, yok etmek istiyorlar, örtmek istiyorlar. İşaret levhalarını örttükleri için de ne yaptıklarını ne-reye gittiklerini kestiremeyecek bir duruma düşmüşlerdir. "İşte bunlar cehennem ashabıdır. Ve onlar orada ebedîyen kalacaklardır." Bunlar cehennemle ateşle sohbet edeceklerdir. Ateşle sohbetçilerdir bunlar, ateşin arkadaşlarıdır, orada sohbet edecekler, orada oturup kalkacaklar. "Ebedîyen orada kalacaklar." Üstelik hiç çıkmamacasına. Efendim kimi âyetler cennetle ilgilidir. Cennetle ilgili olanlar öyledir ama acaba cehennemden çıkış var mıdır? Diye kimileri cehennemlikleri zorla oradan çıkarmaya ça-lışmışsa da, Kur’an’ın genel mânâsına göre ebedîyen cehennemde kalanlar olacaktır. Bu konuda benim anladığım budur. Bunu önceki derslerimde detaylıca demeye çalıştım.