3. “Rabbinizden size indirilen Kitaba uyun, O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.” Rabbinizden size indirilen bu kitaba tâbi olun ve sizi nereye götürüyorsa oraya gidin. O kitap size nasıl bir yol tarif ediyorsa o yolda yürüyün. Rabbinizden size ne gelmişse, Rabbiniz size ne göndermiş-se, ne indirmişse ona uyun, ona tâbi olun. Ondan başka dostlar, veliler edinerek onlara uymayın. Ne kadar da az öğüt dinliyorsunuz siz? Evet uymamız gereken, tâbi olmamız gereken tüm hayatımızda rehber kabul etmemiz gereken imamımız, önderimiz, rehberimiz, yasamız bellidir. Risale-i Hamidiyye ile amel oluna değil. Veya işte topluma uy, çevreye uy, yönetmeliklere uy, âdetlere uy, gazeteye, mecmuaya, filan zâta, falan kişiye, babana, anana, devletine, amirine, müdürüne, ağana, patronuna uy, onlara tâbi ol değil. Eğer onlar sana vahyi ulaştırıyorlarsa tamam onlara da uy. O zaman zaten sen onlara değil vahye uymuş olursun. Onlar vahyin tercümanı oluyorlarsa tamam onlara da uyabilirsin, ama onlar vahye değil de kendi hevâ ve heveslerine tâbi olmuşlarsa kesinlikle onlara uymayacağız. İşte Rabbimizin en güzel ve en net ifadesi. Tâbi olun ona. Uyun bu kitaba. Onu anlayın ve sizden ne istiyorsa öylece yapın. Ye-mek yemeniz konusunda, meslek seçmeniz konusunda, kazanmanız harcamanız konusunda, çocuklarınıza isim vermeniz konusunda, almanız-vermeniz konusunda, küsmeniz-barışmanız konusunda ve hayatınızın her bir konusunda size ne tarif ettiyse, nasıl yapmanızı tarif buyurduysa uyun ona. Hemen hemen Kur’an’ın her bir sayfasında Rasulullah efendimize Kur’an’a tâbi olma ve ondan başkalarına uymama talimatı ve-rilmektedir. Tabii ki Rasûlullah’a vahye tâbi olma emri onun şahsında aynı zamanda bize de bir emirdir. Gerçi buradaki âyet-i kerîmesinde Rabbimiz hepimize hitap ediyor. Öyleyse biz de Allah’ın indirdiğine tâbi olmak zorundayız. Biz de sadece Allah’ı dinlemek ve hayatımızı Allah’a sorarak yaşamak zorundayız. Fakat şu anda içinde yaşadığımız toplum, hayatın her bir kademesinde Allah’ın kendilerinden istediklerini bilmedikleri için, yâni Allah’ın kitabını tanımadıkları için, kitaplarından habersiz yaşadıkları için hayatlarını sadece Allah’ın kitabına sorup yaşamaları gerekirken başkalarını da dinlemeye, başkalarını da memnun etmeye çalışan bir toplumdur. Bu durumda kişi günahkâr olur. Yâni Allah’ın o konuda kendisinden ne istediğini bilmeyen bir kişi meselâ modanın, meselâ âdetlerin istediklerini gerçekleştiriyorsa günahkâr olur. Ama Allah’ın kendisinden ne istediğini bildiği bir konuda onun tamamen zıddını isteyen modayı, âdetleri, tâğutları dinler ve onların arzularını gerçekleştirmeye çalışırsa o zaman bu kişi müşrik olur. Meselâ:Bir kızcağız evlenirken gelinlik giymemesi, vücudunu bu şekilde el âlemin gözleri önünde teşhir etmemesi gerektiğini, Allah’ın bunu yasakladığını bilmeyerek gelinlik giymeye çalışırken, bu kızcağız bu hareketiyle günah işliyor demektir. Ama bu kızcağıza Allah’ın bu konudaki yasağı hatırlatılınca, Allah’ın bu konudaki isteğini bilince, yine de bu tür bir elbiseyi giymeye kalkışırsa o zaman bu kızcağız müşrik demektir. Ama hayır ben bunu bilmiyordum. Ben Rabbimin benden isteğinden yanayım diyerek böyle bir elbiseyi giymekten vazgeçerse bu da mü'mindir. Evet Allah buyuruyor ki ey peygamberim ve ey peygamber yolunun yolcuları, Rabbinizden size ne indirilmişse sizler ona tâbi olun, ona uyun. Biliyoruz ki Allah’ın Resûlü Allah’tan kendisine gönderilen vahyi gece kendisi okuyor, o vahye kendisi tâbi oluyor ve kendi kendine vahyi tekrar ediyordu. Yâni Allah’ın Resûlü her gece vahyi kendisine indirgiyordu. Şimdi ona emredilenin aynısıyla sorumlu olan bizlere soruyorum. Acaba her gece bize de vahiy geliyor mu? Her gündüz bize de vahiy geliyor mu? Biz de tıpkı Allah’ın Resûlü gibi her gece ve her gündüz vahiyle beraber miyiz? Vahyin gözetiminde ve Kur’an’ın kontrolünde bir hayat yaşayabiliyor muyuz? Yâni şu anda bize vahiy geliyor mu? Ve gelen vahye tâbi olabiliyor muyuz? Ya da isterseniz biraz farklı sorayım. Sizler şu anda, gecenizde, gündüzünüzde kimin vahyine tâbisiniz? Kimden vahiy alıyor ve hayatınızı onunla düzenlemeye çalışıyorsunuz? Diyecek-siniz ki Allah vahyinden başka vahiyler mi var ki onlardan beslenelim? Evet daha önce onu Rabbimiz kitabının başka yerlerinde anlatmıştı, bir Rahmânın vahyi, bir de şeytan vahiylerinden söz etmişti. Öyleyse bizler kimin vahyine teslim oluyoruz? Yoksa gecemiz gündüzümüz hep başkalarının vahyine mi teslim olmuş? Yoksa şeytan vahiyleriyle mi besleniyoruz? Yoksa biz başkalarının vahiylerinin kontrolünde bir hayat yaşıyoruz da müslümanız diye bir de kendi kendimizi mi aldatıyoruz? Yoksa Allah’tan başka şeytan vahiyleriyle meşgul olup da hayatımızı onlarla mı düzenlemeye kalkıyoruz? A.B.D den, Avrupa’dan, yahudi dünyadan, hıristiyan âlemden, Zerdüştlerden gelen vahiylere mi tâbi oluyoruz? Bu vahiyleri dinliyor da hayatımızı onlar kaynaklı mı düzenlemeye çalışıyoruz? Bunu çok iyi düşünmek ve anlamak zorundayız. Başka çaremiz yok, her gün bize vahiy gelmelidir. Her gece, her gündüz biz Allah’ın vahyiyle beraber olmalıyız. Her gece ve gündüz bize Bakara, bize Âl-i İmrân, bize Nisâ, bize En’âm inmelidir. Her gece ve gündüz bu Allah vahyiyle beraber olmak zorundayız. Beraber olmak zorundayız ki bizler bu vahye uyabilelim. Bize her gece ve her gündüz vahiy gelmeli ki biz hayatımızı onunla düzenleyebilelim. Gecemizi, gündüzümüzü, işimizi, aşımızı, hayatımızı onunla düzenleyebilelim. Değilse Allah vahyiyle ilgimizi kesersek Allah korusun o zaman şeytan vahiyleri gündeme gelir ki biz onlarla hayatımızı düzenlemek zorunda kalırız. Eğer hayatımızı düzenlemek üzere Allah’tan gelen vahiyler hayatımıza hâkim olmazsa, eğer bu vahiyler bize inmeye devam etmezse, eğer gece gündüz kitapla beraber olamazsak o zaman onlar bizim hayatımıza egemen olamaz, kitabın âyetleri bizim hayatımızda bize yol gösteren imamımız olamaz ve biz onların egemenliği altında bir hayat yaşayamayız. Başka vahiyler bizim hayatımıza hâkim olur ve biz başkalarının kulu kölesi olmaktan kendimizi hiçbir zaman kurtaramayız Allah korusun. Âyetin devamında şöyle buyurur Rabbimiz. Bu kitaba tâbi olun ve de sakın ha Onun dışında kendinize veliler bularak onlara uymayın. Çünkü göklerde ve yerlerde yegâne İlah olan da, boyunlarınızdaki kulluk iplerinin ucu elinde olan ve sadece kendisini dinlemeniz gereken de Odur. Öyleyse ey peygamberim ve ey peygamber yolunun yolcuları, Allah’tan başkalarından yüz çevirin. Sakın Allah’tan başka kendinize veliler bularak onlara itaat etmeyin. Tüm müşriklerden, tüm putçulardan ve put sistemlerinden yüz çevirin. Onların inanışlarından, onların hayatlarından, onların anlayışlarından, onların tarzı telakkilerinden, onların programlarından, onların âdetlerinden, onların vahiylerinden, onların vahiy kaynaklarından yüz çevirin. Unutma ki sizin onlar gibi inanmaya, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi düşünmeye, onlar gibi giyinip kuşanmaya asla hakkınız yoktur. Hayatınızı onlara sormaya, onları örnek alıp onların istediği gibi yaşamaya, onlardan vahiy alıp onlardan bilgilenmeye, onlara kulak verip onlara meyletmeye hiçbir zaman hakkınız yoktur, ihtiyacınız da yoktur. Çünkü sizler onların kulu değilsiniz. Sizi onlar yaratmadı. Öy-leyse sizler de terk edin onları. Dinlemeyin onları. Tâbi olmayın onların yasalarına. Sizler sadece Rabbinizin bilgisine, Rabbinizin vahyine kulak verip, sadece Onun âyetlerini dinlemek ve o âyetler istikâmetinde bir hayat yaşamak zorundasınız. Bunu yaptığınız andan itibaren, Rabbinizden gelen vahye tâbi olduğunuz andan itibaren artık sizin başka hiçbir bilgiye, başka hiçbir yardımcıya, hiçbir desteğe ve örneğe ihtiyacınız olmadan yeryüzünde aziz olacak, yeryüzünün en âlimi, yeryüzünün en bilgini, en yanılmazı ve en yenilmezi siz olacaksınız. Yeryüzünün en şereflisi ve en üstünü siz olacaksınız. Yeryüzünde insanlığın, adâletin, eşitliğin ve özgürlüğün garantisi siz olacaksınız. Yeryüzünde küfrü, şirki, bozgunculuğu, zulmü, karanlığı kaldırma gücüne sahip olan yine ancak sizler olacaksın diyor Rab-bimiz.