46. “İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, " Size selâm olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir.” Evet iki taraf arasında yâni cennetliklerle cehennemliklerin arasında bir perde var. Evet toplandılar, karşılıklı konuştular ve Rab-bimiz bu iki gurubun arasına bir set, bir perde, bir hicap çekti. Bu ko-nu Hadîd sûresinin 13. âyetinde de anlatılır. Araf’ta da her iki tarafı da simalarından tanıyan bilen adamlar vardır. Evet Araf’ta bir kısım rical vardır ki bunlar her iki tarafı da cehennemlikleri de cennetlikleri de yüzlerinden tanımakta. Tabii ki bu ikisinin yüzleri simaları bir olmayacaktı. Cennetlik mü’minlerin yüzleriyle cehennemlik kâfirlerin simaları elbette bir olmayacaktı. Bir taraf cennette Rablerinin kendileri için hazırladığı gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, insanın kalbinden bile geçiremeyeceği envai çeşit nimetlere ermiş, hûrilere kavuşmuş, zevklerle kucaklaşmış olmanın sevinci içinde yüzleri parıl, parıl parlamaktadır, öbür taraftakiler ise cehennemin dayanılmaz azapları ve işkencelerinin altında iştahları kaçmış, yüzleri kederden kapkara kesilmiştir. Her iki tarafın da içinde bulundukları ortam yüzlerine aksetmiştir. Bu yüzdendir ki A’râf’taki-lerin onları yüzlerinden tanımaları zor olmayacaktır. Evet o Araf’taki adamlar her iki tarafı da yüzlerinden tanımaktadırlar. Araf; ya yüksek bir tepe anlamınadır. Ya da mârifet anlamına, irfan anlamına, mârifetullah anlamına gelmektedir. Arapça’da genel de yerden yukarıya doğru çıkan her yere, yâni yer yüksekliğine sahip olan her yere A’râf denilir. Öyleyse bu bölge ya cennetle cehennem arasında böyle her iki tarafı da görebilecek yüksekçe bir bölgenin bir tepenin adıdır. Bu yüksekçe bölgede bulunan bir kısım insanlar var ve onlar hem cennetlikleri hem de cehennemlikleri rahat bir şekilde görmektedirler. Bu Araf’takilerin kimlikleri konusunda iki görüş vardır. a: Ya bunlar günahları sevaplarına denk olup amelleriyle ne cenneti ne de cehennemi hak edememiş kimselerdir. Yâni ne iyi amelleriyle cenneti ne de kötü amelleriyle cehennemi hak etmemiş insanlardır bunlar. b: Ama aşağıdaki âyetlerin gelişinden bunların kesin cennete gidecekleri anlaşıldığı için bunların mârifete ermiş, irfan sahibi Peygamberler, şehitler ve sâlih kimseler olduğunu da söyleyebiliyoruz. Yâni bu zatların kesinlikle Allah’ın kendilerinden razı olduğunu bunun için de yüksek bir yerde, zirvede bulunduklarını söyleyebiliyoruz. Çünkü Arapça’da horozun ibiğinin en yüksek yerine “Urf” denilmektedir. Evet Araf’takiler cennet ashabına sesleniyorlar ve diyorlar ki: Esselâmu aleyküm! Ey Allah’ın cennetlik kulları! Allah’ın selâmı üzerinize olsun! Allah’ın selâmeti, esenliği, rahmeti ve bereketi sizlerin üzerinize olsun! Sizler selâmet ve esenlikte olunuz! Zaten burada selâmet güvenlik ve esenlik sizin hakkınızdır. Dünyada zaten sizler Allah’ın selâmeti üzere yaşadınız. Dünya Hayatınızda Allah’ın selâmı, Allah’ın selâmeti, esenliği ve huzuru zaten sizinle beraberdi. Siz zaten dünyada Allah’ın silmine girip Allah’ın İslâm’ıyla yaşadınız. Silme girdiniz, teslim oldunuz, Allah’ın teslimiyet dini olan İslâm’a girdiniz, iradelerinizi, boyunlarınızdaki ipin ucunu Rabbinize teslim ettiniz. Selâmete talip oldunuz, barıştan yana esenlikten yana oldunuz. Allah’ın rahmetini, Allah’ın inâyetini, Allah’ın esenliğini ve selâmetini hak edecek bir hayat yaşadınız. Bundan dolayıdır ki şimdi burada da Allah’ın selâmı ve selâmeti sizin üzerinize olsun diyorlar. Yâni sizler selâmet içinde, güvenlik içinde cennette yaşayın diyorlar. Ama: Henüz kendileri o cennete girmemişler de ona tamah etmektedirler, arzu etmektedirler. Çünkü bulundukları o yüksek makamdan cenneti ve cennetin içindeki nimetleri görüyorlar, mü’minlerin nasıl bir nimet ve emniyet icre olduklarını görüyorlar ve biliyorlar. Onları nimet icre gördükçe onların girdikleri ve henüz kendilerinin girmedikleri cennete bir an evvel kendileri de girmek için can atıyorlar tamah ediyorlar. Mü’minlerin girip de kendilerinin böyle bir görev ifa etme adına henüz girdirilmedikleri ama girmeyi ümit ettikleri cennete can atıyorlar. Sonra: