50. “Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkârcılara ikisini de haram etmiştir" derler.” Bu bölümde de cennetliklerle cehennemliklerin karşılıklı diya-logları anlatılıyor. Cennetlikler cehennemlikleri, cehennemlikler de cennetlikleri görmektedir. Cenâb-ı Hak her iki tarafı da birbirine göstermektedir. Daha önce cennetlikler cehennemliklere seslenmişlerdi. Araya Araf’takiler girmiş, onların her iki tarafa da hitapları söz konusu olmuştu. Şimdi de Araf’takilerin sözü bitince cehennemliklerin cennetliklere sözü başlamış oluyor. Evet cehennemlikler cennetteki mü’minleri pınarlar başlarında hûriler eşliğinde, ellerinde şaraplarla, birbirlerine girmiş, girift olmuş muz bahçeleri arasında, çağlayanların ortasında, baldan ırmakların, sütten nehirlerin kenarlarında zevki sefa içinde birbirleriyle kadeh alış verişlerini görünce bakın diyecekler ki: Ey mü’minler! Ey Allah’ın rahmetine ermişler! Ey yaşamaya hak kazanmışlar! Ne olursunuz, Allah aşkına şu içtiğiniz sularınızdan, şaraplarınızdan, şu içine gömüldüğünüz rızıklarınızdan, ballarınızdan, sütlerinizden, şaraplarınızdan, şerbetlerinizden, meyvelerinizden, üzümlerinizden, incirlerinizden, muzlarınızdan, elmalarınızdan, portakallarınızdan, bıldırcınlarınızdan, helvalarınızdan biraz da bizim tarafa gönderseniz, biraz da bizim tarafa dökseniz olmaz mı? Yandık, öldük, bittik, mahvolduk diye yalvaracaklar. Kolay değil; gerçekten dayanılmaz bir azabın içindeler adam-lar. Bazen yakan bazen donduran korkunç bir azabın içindeler. Gölge olarak yalnız dumanın bulunabileceği, yiyecek olarak dari dikeni, irin, cehennemliklerin göz yaşları, içecek olarak da hamim, maden eriyiği bulunabilen bir azap düşünün. Bir damla suya muhtaç, bir gram oksijene hasret dayanılmaz bir azabın içindelerken cenneti görüyorlar, cennetlik müslümanların nimetler içinde yüzdüklerini görüyorlar ve yalvarıp yakarmaya başlıyorlar. Ne olur bu nimetlerinizden bizden ya-na da gönderseniz diyorlar. Mü’minler diyecekler ki onlara: Size onlar haram kılındı. Allah bu yiyecekleri, bu içecekleri, bu rızıkları kâfirlere haram kıldı. Dünyadayken sizler bu nimetlerden mü’minleri mahrum etmiştiniz. Ele geçirdiğiniz şeylerin hepsinin kendinize ait olduğunu zannediyordunuz. Bir türlü doymak bilmeyen bir tavırla mü’minlerin ellerindekileri de midenize yuvarlama çabası içindeydiniz. Kan emmeye bir türlü doymuyordunuz. Dünyanın nimetlerini sömürmek için savaşlar yapmıştınız. Emperyalist ve sömürgeci emeller peşinde koşmuştunuz. İnsanların haklarına, insanların doğal servetlerine ipotekler koymuştunuz. İnsanlara zulmetmiş, işkenceler yapmıştınız. Dünyada insanların ölmesi, insanların aç kalması sizin için hiç önemli değildi. Yeter ki bizim karınlarımız şişsin, yeter ki biz yiyelim, yeter ki biz doyalım diyordunuz. Dünyada insanları bu nimetlerden mahrum bırakan sizlere Allah bu nimetleri haram kılmıştır. Bizim bu nimetleri size verme hakkımız yoktur. Çünkü Rabbimiz bunu bize yasaklamıştır diyecekler. Evet dünyada bu nimetler herkese serbesttir. Konumu gereği, imtihan gereği Rabbimiz bu nimetlerini dünyada herkese sunmuştur. Peki acaba bu adamların bu mahrumiyetlerinin sebebi ne? Neden bu adamlara bu nimetler haram kılınıyor? Bakın bundan sonraki âyet-i kerîmesinde Rabbimiz bunun sebebini şöyle anlatıyor: