A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

55. Ayet

55A'râf Suresi

اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةًۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَۚ

Rabbinize gönülden (yalvara yakara) ve gizlice (için için) dua edin. Şüphesiz ki O, (duada) haddi aşanları sevmez.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

55. “Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez” İşte böyle bir Rabbe gönülden ve gizlice dua edin. Böyle bir Rable iletişim içine girin. Daraldığınız zaman, çıkmaza girdiğiniz zaman, bunaldığınız zaman, sıkıntıya düştüğünüz zaman isteyeceklerinizi Ondan isteyin. Problemlerinizi O na havale edin. Çözümü Ondan isteyin ve bekleyin. İrtibatınız sürekli Onunla olsun. Kur’an-ı Kerîm biliyoruz ki Rabbimizin kelâm sıfatının tecelli-sidir. Allah’ın Resûlü Efendimiz de bu kelâmın bize ulaştırılmasında vasıtadır. Rabbimiz merhameti gereği, rahmeti gereği kitabı vasıtasıyla dünyada ne yapacağımızı, nasıl davranacağımızı, nasıl bir hayat yaşayacağımızı kurallar halinde bize bildirmiştir. İnsanı insan etmenin, insanı mutlu etmenin kuralları diyoruz bunlara. Âdem ve nesli dünyaya gelmiş. Peki bu varlık geldiği bu hayatta ne yapacak? Nasıl yaşayacak? Nasıl bir hayat programı takip edecek? Onların bocalamalarına imkân vermeden Rabbimiz hemen vahyini gönderir. Ve Rabbimiz yeryüzünü bir an bile vahiysiz bırak-maz. İnsanlar buna lâyık mıdır değiller midir buna hiç bakmaksızın sürekli Rabbimiz vahyini gönderir. İşte insanın dünyada hayatını tanzim adına, amel etmesi adına gelmiş bir âyet, bir kural. Rabbinize dua edin gönülden ve gizlice. Rabbimiz rahmetinin eseri olarak bizim kendisine dua etmemizi istemektedir. Başka bir âyetinde Rabbinizin esmâsıyla Rabbinize dua edin buyurur. Yâni dualarımızın kabul yöntemini de gösterir bize. Başka bir yerde “Deki felakın Rabbine sığınırım...” Bazen de peygamberler ve sâlih mü’minler şöylece dua ederler, şöylece dua ettiler diyerek bize dua modelleri öğretir. Dua,dua edileni büyük tanımak, büyüklük mevkiine oturtmak, büyüklüğünü, gücünü kuvvetini kabul etmektir. Dua acziyetin ifadesidir. Dua âcizin, güçsüzün güçlüye teslimiyetinin ifadesidir. Öyleyse dua eden kişiyi bu duası Allah’ın her an Rabbi ve koruyucusu olduğu ve bu Rabbi karşısında her an ona muhtaç olduğu şuuruna götürecektir. Öyleyse Rabbimize dua edeceğiz. Ama bakın burada Rab-bimiz duanın usulünü de öğretiyor bize. Gizlice ve yalvarıp yakararak dua edeceğiz. Kendi küçüklüğümüzü, kendi fakirliğimizi, âcizliğimizi, çaresizliğimizi, mahcubiyetimizi Rabbimizin de büyüklüğünü, zenginliğini, güçlülüğünü itiraf ederek dua edeceğiz. Bir de gizlice dua edeceğiz. Bağırıp çağırarak dua etmeyeceğiz. Sanki Allah bizim istediklerimizi vermek zorundaymış gibi bir pozisyonda bağırıp çağırarak dua edilmez. Çünkü biliyoruz ki: 1- Allah bize bizden, bize her şeyden daha yakındır. Bize şah damarımızdan daha yakındır Allah. "Biz insana şah damarından daha yakınız." (Gâf 16) Âyeti bunu anlatır. Buna göre madem ki Allah bize bu kadar yakındır o halde: a: Allah’a dua ederken onu uzakta bilip, işitmez zannedip ba-ğırıp çağırmanın, hoplayıp zıplamanın anlamı yoktur. Nitekim birilerinin böyle yüksek sesle, bağırıp çağırarak dua ettiklerini gören Allah’ın Resulü: "Sizler sağıra ve gaibe dua etmiyorsunuz. Her halde işiten ve yakın olan birine dua ediyorsunuz." Buyurmuştur. b: Madem ki Allah bize bizden ve herkesten yakındır, o halde duada birilerinin aracılığına ne gerek var? Aracı kullanmaya da gerek yoktur. Bir kere Rabbime ben kendim bizzat dua edebilmeliyim. Birilerinin gölgesinde, vasıtasında dua ederek şahsiyetimin ezilmesine, silinmesine gerek yoktur. Bundan sonra kime boyun eğecek de mümin? Kimden korkacak da? Kime sığınacak da? Allah kendisine o kadar yakın ki; ya Rab! Dediği anda telsizsiz, telefonsuz, aracısız anında duyan bir Allah’la karşı karşıyaysa mü'min aracılara ne gerek var da. Hiç kimse kişiye Allah kadar yakın olmadığına göre aracılar kullanarak şirke düşmesinin de anlamı kalmamıştır. İşte illâ da efendim aracılara ihtiyaç vardır, baksanıza bir mü-dürün yanına bile aracılar kullanarak yaklaşılmaktadır diyenler galiba Allah’ı insan gibi düşündüklerinden şirkin daniskasını gerçekleştirmektedirler. Tamam belki müdüre birileri vasıtasıyla yaklaşılabilir, ama Allah, o müdür gibi gafil biri değil ki. Evet dua edeceğiz, davetiye göndereceğiz Rabbimize ama dâvetiyenin üzerine başkalarının ismini yazmayacağız. 2- Günahsız bir ağızla dua etmeye çalışmalıyız. Allah’ın Re-sulü Tirmizi’de: "Kişi günah işleyip sılayı rahmi kat etmedikçe, ve de acele etmedikçe Allahu Teâlâ onun duasını Reddetmez." Buyurur. Helâl gıda çok önemlidir dua için. Allah’ın Resulü bir adamdan söz eder. Adam Allah için yollara düşmüş. Cihada, sefere çıkmış, ilay-ı kelimetullah adına çıkmış, Allah’a dost kazandırmak, tebliğ yapmak, emri bil maruf yapmak için veya savaşarak Allah düşmanlarının işini bitirmek üzere yola çıkmış. Bu yolda büyük sıkıntılar çekmiş, büyük zorluklara katlanmış, yüzü gözü toza toprağa batmış ve bu haldeyken el kaldırıp: "Ya Rab! Ya Rab! Diyerek Allah’a dua ediyor, bir şeyler istiyor Allah’tan. Çocukları için istiyor, ülkesi için istiyor, memleketinde ittifaktan dem vurarak is-tiyor, devlet istiyor, düzen-dirlik istiyor Bosna’dakiler, Çeçenistanda-kiler için istiyor, istiyor. Ama Allah’ın Resulü buyuruyor ki bu adamın yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haram, özü haram, sözü haram nerede kaldı Allah bunun duasını kabul edecek. 3- Duada bir de acele etmeyeceğiz. Allah’ın Resulü: "Sizden biriniz acele etmedikçe Allahu Teâlâ duanızı kabul buyurur." Duada acele etmek, dua ettim de Allah kabul etme-di demektir. (Buhârî, Müslim) Dua ile istenen ihtiyacın karşılanması hemen de olabilir, bir müddet sonra da olabilir, bazen de istenen şey âhirete kalabilir. Bazen de bizim hakkımızda hayırlı olan şey bizim istediğimizin dışında bir şey de olabilir. Öyleyse olmadı! Dua ettim de kabul edilmedi! Diye acele etmeyelim Allah istediği zaman istediği biçimde bizim duamızı kabul edecektir. Ve bazen bizim daha çok dua etmemizi istediği için Rabbimiz istediğimiz şeyleri geç verebilir. Bu durumda kesinlikle ümitsizliğe düşmemeliyiz. Değilse yâni Allah’ın mülkü yanında bizim istediklerimiz ne kadar olabilir de? Bütün dünya insanlığı birleşse, herkes isteyebileceğinin en son sınırını istese Allahu Teâlâ’nın mülkünden bir şey eksilir mi? Öyleyse bizim istediklerimizi geciktirmesinin sebebi bizim biraz daha dua ederek kulluğumuzu artırmamızı istemesinden başka bir şey değildir. 4- Şurası da unutulmamalıdır ki: "Dua bir ibadettir." (Ebu Dâvûd, Tirmizi, İbni Mâce) 5- Dua ederken Allah’tan istenmesi gereken, istenmesi caiz olan şeyleri istemeliyiz. Harika, mûcize, nübüvvet ve haramları istemek gibi caiz olmayan şeyleri istemeyeceğiz. 6- Oruçlu dua etmeye çalışacağız. Hele hele iftar vakti yapılan duanın reddedilmeyeceğini söyler Allah’ın Resulü: "Oruçlunun iftar vakti yapmış olduğu duası mutlaka kabul olur." "İftar zamanı oruçlunun duası reddedilmez ." Yine Ebu Hureyre’nin rivâyet ettikleri bir hadislerinde Allah’ın Resulü şöyle buyurur: Üç kimsenin duası asla reddedilmez. 1- Âdil devlet reisinin duası. 2- İftar edinceye kadar oruçlunun duası. 3- Zulme uğrayan mazlumun duası. Bu üç kişinin duasının asla reddedilmeyeceğini anlatıyor Allah’ın Resulü. Evet Allah bizden dua etmemizi istiyor. Duaya o kadar önem verelim ki öyle bir dua hayatı uygulayalım ki artık bizim hayatımız hep dua olsun. Yâni Allah’la ilişkimizi hiç kesmeyelim. Çünkü dua sürekli Allah’la ilişki içinde olmaktır. Her zaman ona dua edelim. Hem de is-teklerimiz meşru olduğu sürece utanmadan isteyelim ondan. Bu da istenir mi? Demeyelim. İstenilen kim? Allah. Yâni anamız değil, babamız değil, ağamız, patronumuz değil. Üstelik biz yalvardıkça bizi seviyor. Biz ona yöneldikçe o bizim kendisine yönelmemizden mem-nun oluyor. Öyleyse hemen yalvaralım, hemen yakaralım. Karnımız acıktı yalvaralım, susadık yalvaralım, ayakkabımız kayboldu yalvaralım, ayakkabımız bulundu yalvaralım, sıkıntımız var yalvaralım, cennet istiyoruz yalvaralım, cehennemden korkuyoruz yalvaralım, yal-varalım,yalvaralım... Ve Kur’an’daki dua modellerini de iyi belleyelim. Kur’an’daki dua modelleri yanında bir de Resulü Ekrem Efendimizin dua usullerini, ezkarını iyi belleyelim. Bizim toplumun en büyük hastalıklarından biri de duayı bilmemeleridir. Gerçi mekânik bir hayatımız var. İşte imam bize namazı kıldırırken duayı bile biz ona yaptırırız ve biz arkasında amin deriz. Yâni şimdi duayı bir başkasına ettirip ben de arkasından amin dedikten sonra benim dua yeteneğim kayboluyor demektir. Hacca gidiyor müslümanlar, başlarında birileri var duayı ona yaptırıyorlar. Kişi kendisi yapmalı aslında duayı. Hani İsrâil oğullarının hastalığıdır bu. Ağzı kurumuş sanki insanların da kendileri dua ede-miyor hep başkalarına dua ettirmeye çalışıyorlar. Aslında müslüman kendi duasını kendisi yapmalıdır. Ya Rabbi! Bana özgürlük ver! Ya Rabbi bana hürriyet ver! Ya Rabbi benim ülkeme dirlik düzenlik ver! Ya Rabbi bana cennet ver! Diyemez mi bunu müslümanlar? Elbette herkes söyleyebilir bunu, ama yine de alışmış insanlar ille de birileri dua edecek onlar da amin diyecekler garip bir şey. Allah korusun da Hristiyanlıkta olduğu gibi namazını birileri kı-lıverecek, orucunu birileri tutuverecek, hatmini, Kur’an’ını birileri oku-yuverecek, duasını birileri yapıverecek, haccını birileri yapıverecek tamam. Hristiyan dünyada olduğu gibi birileri papaz olacak ötekiler ümmî olacaklar, günahı oldu mu onun yerine para verecek, namazını kılamadı mı onun yerine para verecek birileri hallediverecek Allah korusun da böylece din kaybolup gidecektir. Halbuki dua bizim Allah’la ilişkimizi sağlayan ve hiç bitmeyen, tükenmeyen bir ibadettir. Dua etmeyi bilmeyen kişi kullukta yapamaz. İşte namaz bir duadır, hac bir duadır. Evet duanız da olmasa Rabbiniz sizi ne yapsın?