56. “Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi davrananlara yakındır.” Evet ıslahından sonra, yeryüzünü Rabbiniz ıslah ettikten sonra da orada düzeni bozmayın. Yeryüzünde fesat çıkarmayın. Kitaptan vahiyden uzaklaşmak sûretiyle, kitabın dediklerinin dışında bir hayat yaşamak sûretiyle yeryüzünün düzenini dengesini bozmayın diyor Rabbimiz. Peki düzen bozmak ne demektir? Düzen ne demektir? Bu ko-nuda tek cümleyle özetlersek: Allah’ın düzen dediği şey düzendir, düzensizlik dediği de düzensizliktir. Düzen ya da düzensizlik, fesat ya da sulh, ifsat ya da ıslah.. Bunlardan biri mü'minin tavrı, diğeri de münafığın tavrıdır. Veya değişik söyleyelim: Bunlardan biri imanın sonucu, diğeri de küfrün sonucudur. İnancın gereği olan amel, ameli sâ-lihtir. İmansızlığın gereği olan amele de ameli gayri sâlih denir. Fesat; Islahtan sonra yapılan şeydir. Yâni fesat; bozmadır, düzeni bozmak demektir. Allah: Ben arzı ve ondakileri düzenledikten sonra sakın onu bozmayın diyor. Allah düzenlediği arzda bir vakte kadar bizim oturmamızı istemiş ve onun ıslahı ve fesadından bizi sorumlu tutmuştur. Öyleyse işimiz küfür ve şirk değil iman, isyan değil itaat, bozmak değil yapmak, ihtilal değil intizam, zulüm değil adâlet, fesat değil ıslahtır. Allah arzı yarattı düzene koydu, Âdem’i ve soyunu gönderdi. Âdem (a.s) dünyaya geldiği zamanlar düzen devam ediyordu dünyada. Meselâ bir eve yeni bir gelin gelir. Evin sahibi ona bir düzenden söz eder: Bu minder burada olmalı! Bu sürahi buraya konmalı! Buraya ekmek konmamalı sofra şuraya serilmeli! gibi. İşte gelin bu denenler konusunda öyle yapmalı ve düzeni bozmamalıdır. Ama bu gelin denmeyenler konusunda da serbesttir ya. İşte Cenâb-ı Hak da Hz. Âdem (a.s)'a yeni getirdiği bu evde bir kısım düzenlerden söz etti: Kan dökmeyin! Adam öldürmeyin! Zina etmeyin! Küfretmeyin! Münâfıklık etmeyin! Namaz kılın! Oruç tutun! buyurmuş ve böylece yeni geldikleri bu evin düzenini bildirmişti. Bir süre yeryüzünde Allah’ın koyduğu bu düzene riâyet edildi. Ama Hz. Âdem’in oğlu Kabil bu düzeni bozuverdi. Adam öldürdü. Sonra her düzen bozulduğu dönem Allah Peygamber gönderdi bu bozulanlara çeki düzen vermek için. Bir Nûh gönderdi düzeldi ama arkasından yine bozuldu. Sonra bir Peygamber daha gönderdi düzeldi arkasından yine bozuldu yine Peygamber gönderdi. Sonra Hz. Îsâ’yı ve en sonra da Hz. Muhammed (a.s)'ı gönderdi. İslâm’dan sonra özellikle bu iş geçerlidir. Çünkü artık başka Peygamber gelmeyecektir. Yeryüzünde Allah’ın koyduğu düzenini bozmak demektir. Allah’ın isteklerinin dışına çıkmak, Allah’ın istediklerinden farklı yaşamak demektir ve bu münâfıkların işidir. Dönüyoruz şimdi kendimize: Elektrik kabloları, lavabo muslukları da dahil olmak üzere evimizdeki tüm eşyaları sokağa dökelim. Evi yeniden düzenlemek için yeniden yerleştirelim. Eğer İslâm o yerleştirmeye düzen demiyorsa bozgunculuk demektir bu. Yâni İslâm onlara ihtiyaç demiyorsa, tamam bu da olmalı! Bu da ihtiyaçtır! Evde bu da bulunmalı! demiyorsa, biz Allah’a ve Peygambere sorarak düzen yapmadığımız için bizimki de bozuk demektir ve biz de düzen bozucuyuz demektir. Çocuğumuza aktardıklarımız, kendi kafamıza yerleştirdiklerimiz eğer Allah ve Resulüne sorulmadan yapılmışsa biz de düzen bozuyoruz demektir. Biz de ifsad edenlerdeniz demektir. Kafamızı şöyle bir keselim içindekileri bir masanın üzerine boşaltalım ve çağıralım kitap ve sünneti. Diyelim ki ya Rabbi, ya Rasulallah işte ben bilir bilmez bütün bunları doldurmuşum kafamın içine ama anladım ki bunu size sormadan yapmışım şimdi pişman oldum. Bunlardan lâzım dediklerinizi, kalsın dediklerinizi tekrar koyacağım ve gereksiz bulduklarınızı atacağım! desek acaba neler kalır oraya koyabileceğimiz bir düşünün. Bu Allah’ın verdiği kafanın düzenini bozmak değil de nedir ya? Ama kendi arzumuzla kafamıza yerleştirdiklerimizi kastediyorum tabii. Yoksa biz istemeden gardiyanların okuduklarından öğrendiklerimiz değil tabi. Hani gardiyanlar sürekli bir şeyler okurlar da mahkumlar da mecburen öğrenirler ya o ayrı. Ben onları kastetmedim. Soralım Rasûlullah’a: Ya Rasulallah bilir bilmez bir sürü şey yerleştirmişim ben bu kafaya gel şunları yeniden bir yerleştirelim! diyelim. Nerede kullanacağımıza göre yerleştirmeliyiz ama. Meselâ adam Bakara öğreniyor para kazanmak için, Âl-i İmrân öğreniyor do-çent olmak için, Nisa öğreniyor kitap yazmak içinse bu da bozuk düzen olacaktır elbette. Bunun dışında meselâ şehri yeniden düzenlemek için başa geçirelim birini veya adam işte okulda düzen için kurallar koyuyor, fabrikada kurallar koyuyor, evde kurallar koyuyor düzen için. Eğer Allah onun koyduğu kurallara düzen demiyorsa bizim koyduğumuz kurallara düzen demiyorsa o zaman biz de düzen bozuculardanız de-mektir Allah korusun. Meselâ hanımın şöyle davranması için bir kural koymuşuz. Eğer buna İslâm düzen demiyorsa düzen bozmadır bu. İstediğimiz kadar düzen diyelim. Perdenin şeklini şöyle yaptın, döşemenin biçimini böyle yaptın, eğer İslâm buna izin veriyorsa tamam. Değilse efendim burada kastedilen itikadî düzensizlik değil mi yâni? Bu anlattıklarınızla ne ilgisi var? Filan diyorsanız iyi de her amel bir imandan kaynaklanmıyor mu? Yâni yeryüzünde görüntülenen bir bozukluktan bahsediliyor burada. Amele dönüşmüş bir bozuk inançtan bir bozuk imandan söz ediliyor âyet-i kerîmede. Yâni fesat kişinin hayatında görüntülenen bozukluğudur. Meselâ ikinci kat mesabesinde bir ev yapıyordu sahabe de Allah’ın Resulü razı olmuyordu buna. Çünkü imanın dışta görüntüsüydü bu ve düzeni bozmaktı. Veya Hz. Ömer Efendimiz şehir planının kurallarını koyuyordu ve kim onu bozarsa bozguncu oluyordu tabii. Demek ki biz bulunduğumuz bölgenin düzenini Allah’a sorup yapacağız. En küçük biriminden en büyük birimine kadar. Meselâ kazanma ve harcama düzenimizi, cüzdan düzenimizi Allah’a sorup yapacağız. Aksi takdirde biz de bozguncuyuz Allah korusun. Meselâ insanın eğitiminde düzen ke-sinlikle Allah’a sorulmadan yapılmamalıdır. Birileri bir düzen koymuş ortaya ve demişler ki işte efendim önce şunlar şunlar öğretilmelidir, önce şunlar şunlar okunmalıdır. Eğitimde şunlar şunlar önceliklidir. Eğer bütün bunlar Allah’a ve Resulüne sorulmadan yapılıyorsa, Allah’ın öncelik tanıdıklarını sonraya almak şöyle dursun, adına bile izin verilmiyorsa bozmadır bu. Evet böyle yeryüzünde düzen bozucular olmayın. Sonra korku ve ümit arasında Rabbinize dua edin. Rabbinizin dayanılmaz elim cehenneminden korkarak azabına düşmekten ürpererek ve de cennetini, rahmetini ümit ederek Rabbinize dua edin. Rabbimize korku ve ümit içinde dua edeceğiz. Çünkü biliyoruz ve iman ediyoruz ki Rabbimiz Ğafururrahimdir ama aynı zamanda Şe-did’ül ikabdır da. Rabbimiz cennet sahibidir ama bir de öyle bir ce-hennemi var ki onu kimse dolduramayacaktır. Yâni sanki bir tek kişi gidecek oraya ve o giden de sanki biziz. Rabbimizin cennetine de sanki bir tek kişi gidecek ama sanki o biziz. Yâni öyle bir Allah’a inanacağız ki o Allah Rahmândır, Rahîmdir, Gafurdur, affedicidir, yer dolusu, gökler dolusu günahlarınız da olsa affedecek, cennette siz razı oluncaya kadar size verecek bir Allah ama cehennemi de olan, Cebbâr olan, Kahhâr olan, Mütekebbir olan bir Allah. Evet işte duamız tavrımız bu ikisinin arasında olacak. Ne o ağır basacak ne bu ağır basacak. İşte bizden böyle bir tavır isteniyor. Rabbimizin cehenneminden korkacak tir tir titreyecek ve cennetine karşı da içimizde bir tamah bir arzu olacak. Yâni cennet, cehennem hep gözümüzün önünde duracak. Sonra bilelim ki bilin ki Allah’ın rahmet ve merhameti muhsinlere çok yakındır. Allah’ın rahmeti muh-sinlerle beraberdir. Zaten bu hale gelen kişi sürekli kendisini kul, Allah’ı Rab makamında bilen, kendisini âciz Rabbini büyük bilerek ona dua eden, Rabbinin cennetini umarak ve cehenneminden ona sığınarak yaptığı amellerini onun huzurunda ve ona lâyık yapmaya çalışan bir kişi ihsan makamında olan bir kişidir ki o Allah’ın rahmetine hak kazanmıştır. Allah’ın rahmeti o kişiye yakındır. Evet ihsan Allah’ı görüyormuşçasına Ona kulluk yapmaktır. İhsan her an Allah huzurunda olduğunun şuurunda olmaktır. İhsan hayatı Allah için yaşamaktır. Allah kitabında kendisinden nasıl bir kul-luk istiyorsa öylece yaşayan kişi muhsindir. Yâni sürekli Allah kontrolü altında olduğunu unutmadan bir hayat yaşayan ve yaptıklarını Allah’a lâyık yapmaya çalışan kişi muhsindir. Tüm hayatında Allah’ı hesaba katan, O’nun kulu ve kölesi olduğunun bilincinde olan kişi muhsindir. Bunu elde etmenin yolu da sürekli Allah’ın kitabı ve Resûlünün sünneti rehberliğinde bir hayat yaşamaya bağlıdır. Öyleyse bizler de Allah adına ve Allah’ın istediği biçimde yaşayalım ki Rabbimizin rahmeti bizimle beraber olsun. Değilse Rabbimizin rahmeti olmadan da hiç bir zaman cennetin yolunu bulamayız.