A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

6. Ayet

6A'râf Suresi

فَلَنَسْـَٔلَنَّ الَّذ۪ينَ اُرْسِلَ اِلَيْهِمْ وَلَنَسْـَٔلَنَّ الْمُرْسَل۪ينَۙ

Andolsun ki kendisine (peygamber) gönderilenlere de (peygamber olarak) gönderilene de soracağız.(Hepsini hesaba çekeceğiz.)

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

6. “Andolsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız.” Hani ben sana bunun hesabını sorarım. Sana bunun hesabını soracağım denir ya. İşte Rabbimiz diyor ki her iki tarafa da bunun hesabını soracağım. Kendilerine peygamber gönderilen toplumlara da soracağım, o toplumlara gönderdiğim peygamberlere de. Her ikisinden de hesap soracağım diyor Rabbimiz. Rabbimizin elçilerine soracağı soru Mâide sûresinde anlatıldığı gibi bir sorudur: “Allah peygamberleri topladığı gün, “Size ne cevap verildi?” der; onlar, “Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak Sensin” derler” (Mâide 109) Evet işte peygamberlere sorulacak soru budur. Diyecek ki onlara Rabbimiz: Ey peygamberlerim! Sizler gönderildiğiniz toplum-larınız tarafından nasıl karşılandınız? Size ne cevap verildi? Nasıl bir mukabele gördünüz? Veya gönderildiğiniz toplumlarınıza karşı vazifelerinizi yaptınız mı? Benim âyetlerimi onlara anlattınız mı? Benim mesajımı onlara duyurdunuz mu? Benim insanlardan istediğim kulluk konusunda onlara örneklikte bulundunuz mu? Onlara gösterdiniz mi? Aslında Rabbimiz peygamberlerinin tümünün mâsum olduğunu, vazifelerini bi hakkın ifa ettiklerini, onların yeryüzünde tüm yalanlamalar, tüm eziyetlere ve sıkıntılara rağmen yılmadan, bıkmadan, usanmadan görevlerini yerine getirdiklerini bilmektedir. Bunu bilmediğinden, ya da onlardan şüphe ettiğinden değildir bu soru. Çünkü Allah kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu bilmektedir. Suçluları da, suçsuzları da bilmektedir Rabbimiz. Bunu Kur’an’ın değişik yerlerinde görüyoruz: “ O gün ne insana ve ne cine suçu sorulur.” (Rahmân 39) “ Suçluların suçları kendilerinden sorulmaz.” (Kasas 78) Evet suçlular ve suçsuzlar yüzlerinden belliyken, acaba bunlar suçlu mu? Suçsuz mu? Diye suçlular hakkında sormaya gerek ol-madığı gibi, suçsuz oldukları kesin olan peygamberler hakkında Rab-bimizin onlardan da soracağım buyurmasının mânâsını şöyle anlamaya çalışıyoruz: Peygamberlere karşı gelmiş, onları yalanlamış, on-lara zulmetmiş zâlimlerin bizzat peygamberler huzurunda, onların gözleri önünde açığa çıkarılacak ve rezil edilecekleri vurgulanarak böylece bir tehdit unsuru oluşturulsun istenmiştir. Evet peygamberlerin sorusu böyle. Bir de o peygamberlerin kendilerine gönderildiği toplumlarına soracak Rabbimiz. Onlara sorulacak soruları da yine Kur’an’ın pek çok yerinde görüyoruz. “O gün Allah onlara seslenir: "Peygamberlere ne cevap verdiniz?” der.” (Kasas 65) Evet o gün şöyle nida olunacak onlara ve denilecek ki Peygamberlere nasıl icâbette bulundunuz? Neler dediniz onlara? Ne cevap verdiniz? Peygamberlere ne cevap verdiniz? Onları nasıl karşıladınız? Nasıl muamele yaptınız onlara? Bilemiyorum da, ya Rabbi onlar bize bir şey demedi ki biz onlara ne diyelim? diyeceğiz her halde. Yâni ya Rabbi peygamberin bize namaz kılın dedi biz de kıldık, oruç tutun dedi tuttuk, zekât verin dedi verdik, çocuklarınızı sünnet ettirirken yemek verin dedi biz de yaptık. Eh bunun dışında bize başka bir şey demedi ki peygamberin biz ona cevap verelim. Yâni din diye ne anlattı bize peygamber? İlmihal bilgileriydi her halde, onu da Tavaslı mı anlattı bazen? Ya da Ömer Nasuhi mi anlattı? İşte namaz hocaları, mızraklı, kamalı, süngülü namaz hocaları öyle dediler biz de icâbet ettik diyeceğiz her halde. Peygamberle, peygamberin sünnetiyle, peygamberin hadisleriyle ilgilenmeyen, peygamberden ve onun hayatından habersiz yaşayan bir adamın elbette diyebileceği işte budur. Halbuki Peygamber elli bin, atmış bin söz söyleyen amel eden varlıktır. Yâni tespit edilen hadisleri 50, 60 bin kadar olan bir örnektir. Evet atmış bin civarında söz söyleyen bir peygamber. Onlardan ne kadar haberdarsak bizde o kadarı var demektir. Meselâ bir araba 6000 parçadan oluşuyorsa, sizde kaç parça varsa, arabanızda o kadar parça var demektir. Her halde bir direksiyon, bir de dört teker varsa elinizde ona benim arabam var filan demiyorsanız, o zaman 60 000 de,kaç hadis varsa sizde o kadar hadis var demektir ve sizin peygamberle ilginiz o kadar demektir. Kaç hadisiniz varsa üzerinde kafa yorduğunuz, hayatınızı onunla düzenleyeceğiniz o kadar müslü-manlığınız var demektir. Allah korusun haberdar olduğunuz zaten yok da, bir de üstelik onlara cevabınızı düşünün. Meselâ 60 000 odalı bir saray gezecektiniz ve değerlendirmenize göre de size mükafat verecektiler. İki oda, üç oda, beş oda gezdiniz ve orada oyalandınız, durdunuz artık. İşte kumar oynama, zina etme, sağa bakma, sola gitme, dükkana git, tezgaha git, yat, uyu tamam. Geri kalan odalarda çok güzel şeyler vardı belki, onlardan da haberdar olacaktınız da öyle yorumlayacaktınız, cevap verecektiniz. İcâbet edecek, amel haline getirecektiniz. Öyle değil mi? Eğer sadece namaz, oruç, hac, zekât, kelime-i şeha-det insanı cennete götürecekse Kur’an’dan diğer bölümleri alalım, çıkaralım din bozulmayacaktır o zaman. Dinde hâşâ fazlalık olur o zaman. Veya işte birkaç hadis bırakalım hayatımızda gerisini tümden yok farz edelim, eğer din bozulmuyorsa o zaman hâşâ boşuna bu kadar söz söyleyendir peygamber. Hayır hayır kitabın da peygamberin de bizim hayatımızdaki fonksiyonu bu kadar basite indirilemez. Unutmayalım ki bu kitabı tanıdığımız kadarıyla, peygamberin sünnetini tanıdığımız kadarıyla müslümanız ve Rabbimizin sorularına cevap vereceğiz. Diğer kitapları tanımasak da olur, diğer liderleri ve efendileri ve onların uygulamalarını tanımasak da olur, ama bu kitabı ve peygamberin sünnetini tanımak zorundayız. Yeryüzündeki tüm kitaplar, kitapçıklar, ister daha önce Allah-tan gelmiş, ama sonradan insanların tahrif ettikleri kitaplar olsun, is- terse insanların kendi elleriyle Allah’ın indirdiği kitaplardan esinlenerek yazdıkları, oluşturdukları kitaplar olsun fark etmez, beşerin elinin değdiği, kâleminin işlediği hiçbir kitap, bu kitabın yerine geçemeyecektir. Hiçbir kitap bu kitaptan öne alınamayacak, önde tutulamayacak ve yeryüzünde hiçbir lider, hiçbir önder de Hz. Muhammed (a.s) ın önüne geçemeyecektir. Yarın mezara girilince de insanların tümü bu kitaptan hesaba çekileceklerdir. Kitabın nedir? Sualiyle bu kitabı tanıyıp tanımadığımızdan, bununla ilgilenip ilgilenmediğimizden, bunu diğer beşer kitaplarının önüne geçirip geçirmediğimizden, buna en üstün payeyi verip hayatımızı sadece buna sorup sormadığımızdan, yâni bununla amel edip etmediğimizden hesaba çekileceğiz. Kesinlikle bilesiniz ki insanların yazdıkları kitaplardan hesaba çekilmeyecektir insanlar. Soru bu kitaptan çıkacak, hesap bu kitaptan verilecektir. Hayatınızın hesabını bu kitaba göre vermek zorunda kalacaksınız. Ve yine kesinlikle bilesiniz ki lider olarak, imam olarak, önder olarak insanlık Hz. Muhammed (a.s)' dan hesaba çekilecektir. Kime uymuştunuz? Kimi örnek almıştınız? Kimin peşindeydiniz? Amellerinizi kimden almıştınız? Kimi gündemde tutmaya çalışıyordunuz? Kimi tanıyıp onun gibi olma savaşı veriyordunuz? Kimin anma törenlerini düzenleme savaşı veriyordunuz? Peygamber mi yoksa başkaları mı? Kimin sözlerini öğrenmeye, Kimin sözlerini ısrarla öğretmeye çalışıyordunuz? Kimin sünneti, kimin modeli kafalarınızda canlıydı? Peygamberinkiler mi? Yoksa başkalarınınkiler mi? Bundan hesaba çekileceğiz yarın.