75. “Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, aralarından iman eden ve bu sebeple hor gördükleri kimselere, "Sâlih'in Rabbi tarafından gönderildiğini sahiden biliyor musunuz? "dediler, onlar da, "Doğrusu biz onunla gönderilene inanıyoruz" dediler.” Müstekbirler, kibirlenenler, Allah’a ve elçisine kafa tutanlar, mallarına makamlarına, servetlerine, konumlarına, evlerine, köşklerine güvenerek Allah’a da Allah’ın âyetlerine de Allah’ın elçilerine de değer vermeyenler, devletin nimetlerinden en fazla istifade eden, kan emen, toplumda peygamber mesajının hâkim olmasıyla tüm menfaat hortumlarının kesileceğinden ve mevcut düzenin yaşamasından yana olanlar, müstekbirler mus’taz’aflara, ezilenlere, horlananlara, ikinci, üçüncü sınıf vatandaş görülenlere şöyle diyorlardı: Yâni şimdi sizler gerçekten Sâlih’in Rabbinden bir mürsel olduğunu, Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu biliyor musunuz? Onun gerçekten bir peygamber olduğunu mu düşünüyorsunuz? Onların bu sorularına karşı Sâlih (a.s)’ma iman etmiş mü’minler de diyorlar ki: Biz Sâlih (a.s)’ın bir peygamber olduğuna da onun Rabbinden getirdiklerinin tümüne de iman ettik. Biz onun getirdiklerinin tümüne inandık. Dikkat ederseniz kâfirler siz onun bir peygamber olduğunu biliyor musunuz? Belki de o sizi kandırmıştır şeklindeki sorularına kar-şılık mü’minlerin verdikleri cevap gerçekten çok manidardır. Kâfirlerin sorularını düzelterek diyorlar ki sadece bilmek yetmez. Biz sadece işi bilmekle bırakmadık bu bildiklerimizi imana dönüştürdük. Mücerret bilgi bir işe yaramaz ki. İman için elbette iman edilecek şeyler bilinmeliydi, bilinmeyen şeye iman söz konusu olamazdı ama bu bilgi hemen imana dönüşmeliydi. Ve işte bakın diyorlar ki bilmek de ne demek? Bilmenin de ötesinde biz onun getirdiklerinin tümüne iman ettik. Allah’ın elçisinin Rabbinden getirdiklerinin hepsini kabul ettik. Onun Rabbinden getirdiklerinin tümü bizim başımızın üzerindedir dediler ve imanlarını kâ-firlerin yüzlerine haykırdılar. Bakın anlaşılan o ki Sâlih (a.s) toplumunu Allah dâvet eder. Her toplumda olduğu gibi Sâlih (a.s)’ın toplumun içinden de sadece zayıf olanlar, fakirler ve garibanlar bu dâvete icâbet ederler. Varlıklılar, yöneticiler, topluma egemen olanlar iman etmezler. Ve bunlar, bu kâfirler o toplumda kendilerine ters olan bu insanları ikinci, üçüncü sınıf vatandaş görerek, müs’taz’af görerek imanlarından dolayı onları sorgulamaya çalışıyorlar. Şu andaki müstekbirlerin imanlarından dolayı aşağı gördükleri müslümanları sorgulamaya çalıştıkları gibi. İmanlarından dolayı mü’minleri mahkum etmeye çalıştıkları gibi. Gelin bakalım bizim iznimiz olmadan sizler nasıl inandınız? Bizler bu işe okey demeden nasıl örtündünüz? Bizlerin müsaadesi olmadan şunları, şunları nasıl yaparsınız? dedikleri gibi onları da sorgulamaya ça-lışıyorlardı kâfirler. Ve işin en enteresan tarafı da düne kadar tükürüklerini bile lâyık görmedikleri bu ayak takımını, bu kölelerini imanlarından ötürü artık kale almaya ve onları kendilerine muhatap kabul etmeye başlıyorlardı bu kâfirler. Öyleyse şunu hiç bir zaman unutmayalım ki bizler de bugün bu kâfirlerin karşılarına net ve açık müslümanlar olarak çıkarsak, kendilerinden farklı bir kimlikle onların karşılarına çıkabilirsek o zaman bizi bu imanlarımızla değerlendirecekler. Yoksa bu adamlar bizi neyle değerlendirecekler? Atla mı? Arabayla mı? Servetle mi? Parayla mı? Biz bunlarla bu adamların karşısına çıkmaya çalışırsak unutmayalım ki ebedîyen dünyaya tapınan bu adamların elindekilere ulaşamayacağımıza göre, bizim elimizdekiler hep onlarınkinden az ola-cağına göre yine bir değerimiz olmayacak demektir. Başka neyle çı-kabileceğiz bu adamların karşısına? Demokrasiyle mi, laiklikle mi, İs-lâmi olmayan sosyal yapılanmalarımızla, eğitim anlayışlarımızla mı? Bu adamlar bizim artıklarımızla geçinen, bizi taklit eden, bizi efendi görüp bizimkileri kapmaya çalışan köleler diyecekler. Peki o zaman neyle çıkacağız bu adamların karşısına? İmanla çıkacağız, Kur’an’la çıkacağız, bunlardan farklı bir hayat anlayışıyla, bunlardan farklı bir kimlikle müslüman kimliğiyle çıkacağız işte o zaman bu adamlar bizi muhatap kabul edecekler başka çaresi yoktur bunun. Evet mü’minler kâfirlerin karşılarına müslüman kimliğiyle dikilince bakın onlar ne dediler: