77. “Ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Sâlih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.” Evet Allah’ın âyetini, deveyi biçtiler. tâbi büyük bir deve olduğu için ayaklarından biçip öldürdüler. Bu devenin bir özelliği vardı, bir gün toplum kuyulardan su içmeyecek ve sadece bu deve su içecek ve ikinci gün de içtiği bu suyu süt olarak kavme ikram edecek ve tüm kavmi doyuracaktı. İkinci gün de bu deve su içmeyecek ve kavim kuyulardan su içecekti. Yâni Medayin-i Sâlih’in beş yüz bin civarında nüfusu olan bir şehir olduğunu düşünürsek bir tek deve beş yüz bin insanı sütle doyuracaktı. Gerçekten büyük bir mûcizeydi bu deve. Gerçekten de toplum için mahza hayırdı, hayırlıydı, bereketliydi bu deve. Ama kâfirler Allah’ın bu âyetine tahammül edemediler. Allah’ın âyetini ortadan kaldırmaya yöneldiler. Allah’ın yasasını ortadan kaldırmaya yöneldiler. Allah’ın arzında Allah’a hayat hakkı tanımadılar, Allah’ın âyetine hayat hakkı tanımadılar ve kendileri için mahza hayır olan, tek suçu kendilerine süt verip onları beslemek olan bu deveyi ayaklarından biçerek öldürüverdiler. tâbi büyük bir deve olduğu için ayaklarından biçip onu öldürüverdiler. Evet kâfirlerin fıtratında, küfür tabiatında faydalıyı ret vardır. Kâfir kesinlikle hayra, hakka dayanamaz. Kâfirin hayra hayırlıya bereketliye tahammülü yoktur. Bakın bu deve mahza kendileri için hayırlıydı, mahza bereket kaynağıydı. Bu devenin bir tek suçu vardı o da süt vermek. Süt verip bu insanları doyurmak. Bunun dışında başka bir suçu yoktu bu devenin. Ama kâfirin mantığı ters çalıştığından bu hayra tahammül edemedi. Tıpkı şu anda yeryüzünde tek suçu süt vermek olan ürettikleriyle tüm dünyayı doyurmaktan başka bir suçu olmayan müslümanları öldürmek için günümüz kâfirlerinin soyundukları gibi. Ben müslümanları Sâlih (a.s)’ın devesine benzetirim. Şu andaki müslümanların yeryüzünde varlıkları da insanlık için mahza hayırdır. Bugün müslümanların bir tek suçu var. O da tıpkı Sâlih (a.s)’ın devesi gibi süt vermek. Yâni ürettikleriyle tüm dünyayı beslemek. Ama bugünkü kâfirler de tıpkı dünün kâfirleri gibi bu hayra tahammül edemiyorlar. Bu hayrın varlığına tahammül edemiyorlar da yeryüzündeki tüm müslümanları yok etmek için çırpınıyorlar. Yeryüzünde Allah’ın âyetine, Allah’ın arzularının görüntülenmesine, Allah’ın yasalarının temsil edilmesine tahammül edemiyorlar. Çünkü kesin biliyorlar ki bu kâfirler yeryüzünde müslümanlar var oldukları sürece, yeryüzünde müslümanlar Allah’a kulluğu sergiledikleri sürece bâtılların bâtıllıkları anlaşılacak sapıkların sapıklık noktaları açığa çıkacak ve kendilerine hayat hakkı kalmayacaktı. Evet kâfirin mantığı ters işlemektedir. Şaşı gözlüdür kâfir. Her şeyi ters değerlendirir. Hakkı bâtıl, bâtılı hak görür, hayrı şer, şerri hayır görür, temizi pis, pisi temiz görür. Sanki namusluluğu namussuzluk, namussuzluğu namusluluk bilir. Meselâ bir okulda iki bin öğrenciden sadece iki tanesi kapalı olsa küfrün buna tahammülü yoktur. Neden? Çünkü o iki tane örtülünün varlığı örtüsüzlerin varlığını açığa çıkarıyor da ondan. Koskoca bir dairede rüşvet yemeyen iki tane memurun varlığına tahammülleri yoktur. Neden? Çünkü o iki tane mü’minin varlığı ötekilerin pisliğini açığa çıkarıyor da ondan. Evet Sâlih (a.s)’ toplumu peygamberlerinin buna dokunmayın dediği deveyi Allah’ın âyetini ortadan kaldırıverdiler. Şu anda da son elçi Hz. Muhammed (a.s)’ın bunlara dokunmayın dediği yeryüzünde Allah âyetlerini, Allah sistemini kaldırmaya çalışıyorlar. Evet deveyi öldürdüler. Peki acaba niye öldürmüşlerdi bu de-veyi? Çünkü bu deve Allah’ın âyetiydi ve karşılıksız süt veriyordu top-luma. Bu devenin varlığı, misyonu toplumda menfaatperestlerin huzurunu kaçırıyordu. Karşılıksız bir şey yapmayı bilmeyenlerin pisliğini açığa çıkarıyordu bu deve. Peygamber de böyleydi. Rabbimiz Müd-dessir sûresinde peygamberine şöyle diyordu: “ Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.” (Müddessir 6) Daha iyisini beklediğinden dolayı sen insanlara iyilikte bulunayım deme. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez deme. Ben bunu bir kere arabama bindirirsem bu bana araba hediye edecek deme. Hareketlerini buna bina etme peygamberim. Yaptığın işi çok görerek başa kakma. Veya sen çok iyiliğe lâyıksın zannederek hareketini öylece düzenleme. Veya karşındakini minnet duygusu altında tutma. Yâni Az verip çok şey bekleme. Hem toplumsal planda, hem de Allah’a karşı görevlerinde öyle davranma. Meselâ namazımızı kılıyoruz, abdestimizi alıyoruz, elbette Allah bizi cennete koyacaktır değil mi? diyerek az yaptığın kulluğun karşılığında tam kulluğun gereği olan cenneti bekleme. Bir böyle. Bir de sosyal ilişkiler içinde karşındakine iki âyet anlattın diye iki çay içirmesini bekleme. Ya da aferin demesini bekleme. Veya tebliğ ettim, duyurdum diye hemen hayatını değiştirmesini bekleme. İşte Allah peygamberinden bunu bekliyordu. Şimdi böyle bir peygamberin varlığına kâfirler, toplumda menfaatlerini birinci planda tutan zâlimler tahammül edebilirler mi? Devletse tebaasını, talebeyse hocasını, hocaysa talebesini, müdürse okulunu ve talebelerini, sa-tıcıysa müşterilerini, müşteriyse satıcıyı düşünen birisini gördüklerinde elbette zâlimlerin iştahı kaçacaktı. Bu tipte bir tek adamın varlığına bile tahammül edemezler. Onu yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Kendilerinin yanlışlığını ortay koyan kıstası yok etmek için yapamayacakları yoktur bu adamların. İşte Semûd da böyleydi. Kendilerinin iyiliğini isteyen, yaptıkları karşılığında kendilerinden bir ücret istemeyen fedâkarlık sembolü kardeşleri Sâlih’in varlığına dayanamadılar. Mahza kendileri için hayır olan, bereket olan devenin varlığına tahammül edemediler. Allah’ın âyetine tahammül edemediler de deveyi öldürüverdiler. Aslında deveyi boğazlayanlar bir kaç kişiydi, ya da onların da içinden bir tanesi bu işi gerçekleştirmişti ama dikkat ederseniz Rab-bimiz bu işi toplumun tümüne teşmil ediyor. Tüm toplumu suçlu kabul ediyor. Neden? Çünkü devenin öldürülme konusunda ötekiler de ona yardımcı oldular veya ötekiler de onun bu eylemine ses çıkarmadılar, engel olmadılar, karşı koymaya çalışmadılar. İçlerinden bir şakinin Allah’ın âyetini kaldırmasına göz yumdular. İşte onların bu tavrı o şakîye en büyük destekti ve Rabbimiz bu konuda onların tümünü bu suça ortak kabul ediyor. O deveyi hep beraber boğazladılar, Allah’ın âyetini hep beraber ortadan kaldırdılar diyor. Yâni bir toplum içinden bir şaki çıkıp Allah’ın sistemini kaldırırsa toplumun diğer üyeleri on bu işten engellemeye çalışmazsa tüm toplum suçludur diyor Rabbimiz. Evet toplum içinde şirke, toplum içinde ahlâksızlığa, toplum içinde İslâm dışı uygulamalara ses çıkarmayan herkes ondan sorumludur. Evet deveyi öldürdüler Sonra da küstahlıkları içinde dediler ki bakın: Allah’ın elçisine meydan okuyarak dediler ki ey Sâlih! Biz ya-pacağımızı yaptık, haydi sen de o bize vaadettiğin azabı getir de gö-relim. Ey Sâlih gerçekten peygambersen haydi ne getireceksen getir de görelim dediler. Hakikaten Allah’a ve onun elçisine kafa tutmada çok ileri gittiler. Çünkü Sâlih (a.s)’a meydan okumaları demek Allah’a meydan okumaları demekti. Yâni âyetin ifadesinden de anlıyoruz ki aslında bu adamlar Allah’ın azabını hak ettiklerini, Allah’ın azabının mutlaka kendilerine geleceğini bildiler de yine de kuyruğu dik tutmaya çalıştılar. Yâni onu öldürünce rahatları kaçtı. Çünkü önceki toplumlara Allah’ın yaptıklarını bildikleri için artık kesinlikle kendilerine Allah’ın azabının geleceğini anladılar. Rivâyetlere göre bu deveyi öldürmelerinden sonra Rabbimiz onlara üç gün müddet tanıdı. Üç gün kendi memleketinizde faydalanın dedi. Haydi üç gün daha yaşayın dedi. Yine rivâyetlere göre bu üç günün birinci gününde, yüzleri sarardı, ikinci gün yüzleri kızardı, üçüncü gün de yüzleri kap kara kesildi. Daha sonra: