A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

88. Ayet

88A'râf Suresi

قَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ قَالَ اَوَلَوْ كُنَّا كَارِه۪ينَ

Kavminden ileri gelen müstekbirler demişti ki: “Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber iman edenleri kesinlikle yurdumuzdan çıkarıp süreceğiz. Ya da kesinlikle dinimize geri dönersiniz.” Demişti ki: “İstemesek de mi?”

Dipnot

Şirk toplumları ve onları sömüren şirk baronları, muvahhidleri: “Ya sev ya terk et!” diyerek tehdit etmişlerdir. Ya onların üzerinde olduğu batıla razı olup seversiniz ya da zor kullanarak yerinizi yurdunuzu terk etmenizi sağlarlar. Tüm şirk toplumlarının muvahhidleri aynı söylemle tehdit ettiklerine dair bk. 14/İbrahîm, 13

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

88. “Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, andolsun ki seni ve inananları seninle beraber kasabamızdan çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemesek de mi?” Evet işte her zaman olduğu gibi Melenin tehdidi. Her dönemde ileri atılan, devlet yönetimine sahip olan, devletin kaymağını yiyen, devletin imkânlarından nasiplenen ve bunun için de devletin zeva-linden en çok korkan daha doğrusu kendi menfaatlerinin zevalinden ödü kopan ve bunun için de her dönemde herkesten önce öne atılan Mele gurubu dediler ki Allah’ın elçisine: Ey Şuayb! Ya bizim dinimize dönersiniz ya da seni ve sana inananları ülkemizden çıkaracağız. Ya adam gibi olursunuz, ya bizim dediğimiz gibi inanır, bizim istediğimiz gibi düşünür, bizim istediğimiz gibi giyinir, bizim istediğimizi gibi yaşarsınız ya da andolsun ki sizi memleketimizden söküp atacağız. Ya bizim gibi iktisadî bozukluklara ses çıkarmaz, bizim ahlâksızlıklarımıza siz de sahip çıkarsınız, bizim hayatımıza, bizim yasalarımıza, bizim ticaretimize, bizim çalıp-çırp-mamıza, yetimlerin haklarını, devletin imkânlarını kullanmamıza hiç laf etmezsiniz, bizim hukukumuza, bizim eğitim anlayışımıza, bizim kılık-kıyafet anlayışımıza ses çıkarmazsınız ya da sürülmeyi göze alırsınız. Ya bizim fâizlerimize, bizim gasplarımıza, bizim genel evlerimize, bizim fuhuşlarımıza, bizim rüşvetlerimize dil uzatmayarak fitne çıkarmazsınız yahut da sizi süreceğiz diyorlar. Yâni ya bizim huzurumuzu kaçırmaz, düzenlerimizi bozmazsınız ya da sürülmeyi göze alırsınız diyorlar. Ya bizim hayatımızı benimsersiniz ya da çeker gidersiniz. Görüyor musunuz Allah elçisine ve beraberindeki müminlere kâfirlerin tehditlerini. Yâni dilim varmıyor demeye amma başka da çarem yok; ya bugün biz müslüman değiliz ya da bugünün kâfirleri değişmiş, onlara denenler bu gün bize denmiyor. Evet dünkü kâfirlerin mü’minlere söyledikleri bugün bize söylenmiyor. Ya kâfirler değişmiş ya da müslümanlar değişmiş. Kâfir hiç bir zaman değişmeyeceğine göre herhalde bugün onlar karşısındaki biz müslümanlar değiştik. Ya bizim hayatımızı kabullenirsiniz, ya bizim anlayışlarımıza dönersiniz, ya bizim metotlarımızla hareket edersiniz, ya bizim gibi demokratik usullerle çalışırsınız bizim prensiplerimize uyarsınız ya da sizi ülkemizden çıkarırız. Aslında bunu onlara biz demeliydik. Onlara bunu biz söyle-meliydik. Ama biz demeyince onlar diyorlar tabii bunu. Biz demiyoruz onlara bunu. Biz diyoruz ki vazgeç yahu bu işten! Etliye sütlüye karışma! Sakın ileri gitme! Kayın pederimiz diyor, bacanağımız diyor, babamız, anamız diyor. Biz böyle davranınca da elbette onlar bize bunu deme hakkını elde ediyorlar. Evet Allah’ın elçisi Şuayb (a.s) karşısında bu tehditleri savu-ruyorlardı. Çünkü şunu kesin olarak biliyorlardı onlar. Eğer Şuayb (a.s)’ın Allah’tan getirdiği mesaj toplumda maya tutarsa o zaman top-lum hayatını bu mesaja göre düzenleyecek ve toplumda zulümden eser kalmayacaktı. Toplumda materyalizm, maddecilik tutunamayacak, toplum ferlerinden hiç birisi diğerini sömüremeyecek kimse kimsenin kanını ememeyecek, kimse kimseyi ezemeyecek, kimse kimsenin sırtına binerek para kazanamayacaktı. Dolayısıyla bu Melenin hortumları, gelir kaynakları kesilecekti. İşte bundan dolayı herkesten önce bunlar peygamberin karşısına dikiliyorlar ve onun dâvetinin in-sanlar tarafından kabul görmesini engellemeye çalışıyorlardı. Hûd sûresinde de toplunun Hz. Şuayb (a.s)’a şöyle dedikleri anlatılıyordu: "Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı istediğimiz gibi kullanmanızı meneden senin namazın mıdır? Sen doğrusu aklı başında, yumuşak huylu birisin" dediler.” (Hûd 87) Evet diyorlar ki ey Şuayb! Senin namazın mı emrediyor bunları sana? Atalarımızın babalarımızın senelerdir tapındıkları tanrılara, babalarımızın atalarımızın senelerdir uyup geldikleri bu yasalara itaat etmememiz gerektiğini ve sadece Allah’a kulluk etmemiz gerektiğini sana söyleyen sana emreden senin namazın mıdır? Veya hayatımızı düzenleyen yasalar konusunda, ticaret hayatımızı belirleyen, hukukumuzu, eğitim hayatımızı düzenleyen yasalar konusunda sadece Allah’ı dinlememiz gerektiğini sana emreden senin namazın mı? Veya mallarımız konusunda dilediğimiz gibi tasarrufta bulun-maktan senin namazın mı men ediyor? Ne oluyor? Bu mallar, bu mülkler bizim değil mi? Bu mallarımız üzerinde dilediğimiz gibi tasarrufta bulunmayacak mıyız? Dilediğimiz yerden kazanıp, dilediğimiz gibi harcama yetkimiz olmayacak mı? Namazın mı söylüyor bunları sana? Demek ki Allah’tan mesaj alma makamı olan namazın böyle bir misyonu vardır. Namaz bütün hayatı düzenleme fonksiyonuna sahiptir. Kıldığı namazı kişiye sadece Allah’a kulluğu, sadece Allah’ı dinlemeyi ve Allah’tan başkalarını dinlememeyi Allah’tan başkalarına kulluk etmemeyi öğretmesi lâzımdır. Namaz kişiyi tüm hayatında Allah’a teslimiyete götürmelidir. Malı konusunda, evlâdı konusunda, hanımı konusunda, zamanı konusunda dilediği gibi hareket etmemesini tüm bu konularda sadece Allah’ı dinlemesini emreden bir fonksiyona sahip olması gerekmektedir. Namaz insanı tüm kötülüklerden nehy eder âyeti de bunu anlatır. Yâni namaz kişinin tüm hayatını düzenleyen bir özelliğe sahiptir ve böyle bir namaza namaz denir. Namaz kıldığı halde hayatını Allah’a teslim etmeyen kişinin kıldığı namaza namaz denmez. Namaz kıldığı halde malı konusunda Allah’ı söz sahibi bilmeyen, namaz kıldığı halde hukukunda Allah’ı söz sahibi bilmeyen, namaz kıldığı halde ekonomik anlayışında Allah’ı söz sahibi bilmeyen, namaz kıldığı halde eğitimi konusunda Allah’tan başkalarının yasalarını uygulayan bir adam namaz kılmıyor demektir. Allah elçisinin karşısında bâtılın tehditlerinin estiğini görüyoruz. Ama kâfirler ne derlerse desinler, ne yaparlarsa yapsınlar, nasıl tehditler savururlarsa savursunlar Allah’ın elçisi asla taviz makamında değildi. Allah’ın elçisi Hz. Şuayb taviz vermeye yetkili bir makamda değildi. İşte bakın onların bu tür tehditleri karşısında Allah’ın elçisinin cevabı kesindi. Yâni biz istemesek de mi? Yâni bu sizin bize sunduğunuz hayattan razı olmasak da mı bunu bize yapacaksınız? Veya bu kendi vatanımızdan çıkmak istemesek de mi bizi çıkaracaksınız? Zorla ve zorbayla bizi kendi ülkelerimizden çıkaracaksınız öyle mi? O zaman: