8,9. “Gerçek tartı kıyâmet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır. Tartıları hafif gelenler, âyetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.” Evet hak mîzan, gerçek tartı kıyâmet günündedir. Hak mîzan. Hak kelimesi kitabımızda çok geçer. Rabbimiz hak, kitabı hak, peygamberi hak, cennet hak, cehennem hak, sırat hak, terazi hak, Mîzan hak hepsi haktır. Ogün hak bir mîzan kurulacak ve tartıları ağır gelenler, amelleri değerlendirmeye tâbi tutulanlar, iyilikleri kötülüklerine galip gelenler onlar ebedîyen kurtuluşa erenlerdir. Ama tartıları hafif gelenler, amelleri değerlendirilmeye lâyık görülmeyenler, kötülükleri iyiliklerine galip gelenler, hakka istinat etmeyen amelleri hakka mutabık amellerinden fazla olanlar âyetlerimize zulmettiklerinden ötürü, âyetlerimizi yok farz edip amel işlediklerinden ötürü, âyetlerin fonksiyonunu değiştirdiklerinden ötürü hüsrana mahkum olacaklardır. O gün mîzan, hakla kurulacaktır. Hak bir mîzan konulacak. Bu öyle bir terazidir ki, öyle bir mîzandır ki hiç kimseyi en küçük bir haksızlığı maruz bırakmadan tüm yaptıklarını, tüm amellerini, o amelleri işlerken taşıdığı niyetlerini tartıp değerlendirecektir. Kişinin amelleri mi tartılacak? Yoksa amel defterleri mi tartılacak? Yoksa o amelleri işleyen kişinin kendisi mi tartılacak? Bunun münakaşasına girmeye gerek yoktur. Belki de bunların hepsi birden tartılacak ve değerlendirmeye tâbi tutulacaktır. Abdullah İbni mes’ud için Allah’ın Resûlü buyurur ki: “Onun bacaklarının inceliğine mi şaşıyorsunuz? Allah’a yemin ederim ki onlar kıyâmet günü Uhut dağından daha ağır gelecektir.” Yâni kimilerinin amelleri değerlendirilmeye bile tâbi tutulmazken, kimilerinin amelleri de işte bu kadar ağır olacaktır. Mîzanın, terazinin hak oluşu, hak olarak konuşu onda hakka istinad etmeyen, haktan başka şeylere dayanarak yapılan hiçbir amelin ağırlığının olmayacağı, değerlendirmeye tâbi tutulmayacağı anlamına gelmektedir. Çünkü Kur’an bizzat Mîzandır. Rabbimiz Şûra sûresinde şöyle buyurur: “Gerçekten Kitabı ve ölçüyü indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyâmet saati yakındır.” (Şûra 17) Evet Allah kitabını hak olarak, hukuk olarak indiren ve Mîzanı da hak olarak indirendir. Bu kitapla birlikte ince bir adâlet terazisi de indirmiştir Allah ki o her şeyi ölçer, her konuda ölçüyü vaz’ eder, her amelin ölçüsünü bu kitap verir. Tüm hakları o belirler, tüm amel ve hareketleri o mizana vurur, her şeyi o dengeye getirir. Evet kitap kıstastır, tüm amel ve kavillerde kitap mîzandır, ya da bu kitap her amel için tasdik makamıdır. Kendisine arz edilen şeylerin doğruluğunu, bâtıllığını tasdik etme makamındadır Kur’an. Bu iyi ameldir bu kötü ameldir diye, bu sâlihtir bu gayri sâlihtir diye, bu Allah’ın rızasına uygun ameldir diye, Allah’ın razı olduğu eylemdir diye, bu Allah’ın istediği hayat tarzıdır, bu Allah’ın istediği sistemdir diye, Allah’ın emrettiği eğitim sitemi budur diye, Allah’ın razı olduğu kıyafet budur diye, Allah’ın istediği kazanma harcama budur diye önüne tasdik için sunulan şeyi tasdik etmek veya reddetmek makamındadır Kur’an. Kur’an hayatın mîzanıdır. Kur’an’ın böyle bir dinamizmi var yâni. Tüm amellerin ölçüsüdür Kur’an. Yâni arz edersiniz kitaba şöyle bir düğün modeli, şöyle bir kazanç modeli, şöyle bir terbiye modeli, böyle bir çocuk eğitimi modeli, böyle bir namaz modeli, şöyle bir zikir modeli veya şöyle bir tapınma modeli veya böyle bir ulviyet kutsiyet modeli, böyle bir takva modeli... Bunu Kur’an’a arz edersiniz, Ey Kur’an! Ey yüce Kur’an! Biz düşündük taşındık bunu münâsip gördük! Biz bunu Tevrat’tan aldık! Biz bunu İncil’den bulduk! Allah demişti bunu, Mûsâ demişti, Îsâ demişti bunu! Filanların, falanların hatırı içindi! Bakar ona, eğer tasdik ederse, tamamdır, doğrudur, münâsiptir derse tamam o doğrudur. Yok tasdik etmezse işi bitmiştir onun. Kitabın doğru demediği, kitabın okeylemediği hiçbir amel, hiçbir düşünce, hiçbir eylem Allah katında makbul değildir. İşte buradaki mîzandan kasıt, kitabın kıstas oluşu, terazi oluşu özelliğidir denmiş. Veya bu mîzan ile kastedilen şeyin bu kitabın sosyal hayatta uygulanan ve terazi gibi her şeyi yerli yerine oturtan, her şeyi en güzel ve en doğru biçimde tartarak hak ve bâtılın, doğru ve yanlışın, zulüm ve adâletin farkını ortaya koyan her şeyi ortaya çıkaran Şeriattır denmiş. Yâni bu kitabın pratiği anlamına gelen Şeriat hayata bir hâkim oldu mu her şey dengeye gelecek, her inanç her düşünce, her anlayış, her amel tartılarak sonucunun ve değerinin ne olduğu açıkça ortaya dökülecektir. Evet demek ki dünyada mîzan olan kıstas olan, hakkı bâtılı ortaya koyan bu kitaba istinad ederek yapılan ameller değerlendirilmeye tâbi tutulacak, buna dayanmayanlar ise hiçbir değer ifade etmeyecek, değerlendirilmeye bile tâbi tutulmayacaktır anlıyoruz. Hattâ bakın yine Kur’an-ı Kerîmde kâfirler için mîzan konulmayacağı, tartı tutulmayacağı, onların amellerinin değerlendirilmeye bile alınmayacağı anlatılmaktadır Kehf sûresinde: “Bunlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyâmet günü Biz onlara değer vermeyeceğiz.” İşte bunlar Rablerinin âyetlerini ve ona kavuşmayı inkâr eden kimselerdir. Allah’ın kendilerine yol göstermek üzere gönderdiği kitabının âyetlerini inkâr etmişler. Allah’ın âyetlerini örtmüşler, âyetleri gündemlerinden düşürmüşler, âyetlerden habersiz bir hayat yaşamışlar. Ve de ona kavuşacakları günü hesaplarına katmadan yaşamış-lar. Yaşadıkları bu hayatın sonunda kendilerinden hesap sorulma-yacak zannederek yaşamışlar. Onun için tüm amelleri boşa gitmiştir. Rabbimiz buyurur ki biz onlar için kıyâmet günü her hangi bir tartı da tutmayacağız. Onların amelleri asla değerlendirmeye tâbi tutulmayacaklardır. Amellerinin hiç bir değeri olmayacaktır. Ne yaparlarsa yapsınlar, isterse büyük büyük ameller işlesinler, fabrikalar, yollar, köprüler kursunlar, açları doyurup çıplakları giydirsinler değil mi ki tüm bu amellerinin yaptırıcısı Allah değil hepsi boştur bunların. Onların dünya hayatında tüm sa’yleri, tüm mesaileri, tüm yaptıkları ve kazandıkları boşa gitmiştir. Ya da onlar tüm çabalarını, tüm plan ve programlarını dünya adına harcamış kimselerdir. Yâni bunlar dünyayı kıble edinmiş, tüm plan ve programlarını dünyayı kazanmak adına yapmışlar, dünyalık elde etmek üzere, dünyada zengin ve başarılı olmak üzere yapmış insanlardır. Tüm yatırımlarını dünyada kalıcı ve âhirete intikal etmeyici şeylere yapmışlar. Dünyada zengin olmak ve dünyada başarmak onların tek amacıydı. Âhiret adına bir endişeleri yoktu onların. Bu yüzden hayatlarında Allah’ı diskalifiye etmişler, peygamberi unutmuşlar, kitabı yok farz etmişler, hesabı yok farz etmişler... Hesabı yok farz edince de kendilerini her türlü sorumluluktan azade saymışlar ve tıpkı hayvanlar gibi, ipini koparmış danalar gibi sorumsuzca bir hayat yaşamışlar. Bunu yaparken de çok iyi bir şey yaptıklarını zannetmişler. Böylece hayatlarını mahvetmişler. Tüm yaptıkları boşa gitmiş, kendilerini de kendilerine verilen imkânlarını da boşa harcamışlar. Çünkü yaptıkları ve kazandıklarının tamamı dünyada kalmıştır. Zaten bu tür insanlar sermayelerini bile kaybetmiş insanlardır. Sermayeyi kaybeden birinin kar etmesi de düşünülemez. Peki bizi yarın hesaba çekecek olan Rabbimiz acaba bize bu dünyada imkân vermedi mi? Bize hiç bir fırsat vermeden mi bizi imtihana çekecek? Bizi dünyaya getirmeden mi bizim adımıza karar verecek? Hayır hayır: