A'râf Suresine Dön

A'râfالأعراف

93. Ayet

93A'râf Suresi
Mushafta Aç

فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَكُمْۚ فَكَيْفَ اٰسٰى عَلٰى قَوْمٍ كَافِر۪ينَ۟

Onlardan yüz çevirmiş ve demişti ki: “Ey kavmim! Andolsun ki size Rabbimin mesajlarını ilettim ve size nasihat ettim. Kâfir bir toplum için nasıl üzülebilirim ki?”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

93. “Şuayb onlardan döndü de, "Ey milletim! Andolsun ki, Rabbimin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; inkârcı millet için niçin üzüleyim? " dedi.” Uyarılarına kulak vermeyen, dediklerini dinlemeyen toplumunun helâkini acı acı seyreden Allah’ın elçisi onlardan yüz çevirerek ey kavmim ben size Allah’ın masajını duyurdum. Rabbimin sizin adınıza bana gönderdiklerinin tümünü ben size ulaştırdım. Ve üstelik size karşı da nasuh davrandım. Sizin iyiliğinizi istedim. Şahsî meseleleri hiç nazar-ı itibara almadım. Yâni benim şahsıma karşı yaptıklarınız iş-kenceleri, yalanlamaları, hakaretleri hiç nazar-ı itibara almadan, şahsıma yaptıklarınıza darılarak sizin cehenneme gidişinize asla göz yummadan, sizden intikam almayı da düşünmeden hakkı olduğu gibi size aktardım. Hep sizin lehinize hareket ettim. Ama sizler nasihatten anlamaz, iyilik bilmez bir toplum oldunuz. Artık sizin gibi muannit bir kâfir toplum arkasından bunlar helâk oldu, bunlar cehenneme gitti diye, bunlara yazık oldu diye niçin üzüleyim? Üzülmeye değmez insanlarsınız sizler diyordu. Eğer bizler de çevremizdekilere karşı görevlerimizi tam yaparsak, onlara Allah’ın istediği biçimde Allah mesajını duyurursak o zaman biz de hiç üzülmeyeceğiz. Son derece rahat olacağız. Ama bizler bu insanlara karşı tebliğ görevimizi hakkıyla yapamadıysak hem kendimize hem de onlara ağlayalım. Evet üzülmüyordu Allah’ın elçisi çünkü görevini tam yapmıştı. Üzülmüyordu, vazifesini eksiksiz yapmıştı. Gönül rahatlığı içindeydi Şuayb (a.s) çünkü hakkıyla uyarmıştı onları. Tüm bu uyarılarına rağmen yine de iman etmeyen, yine de adam olmayarak burnunun doğrusuna giden bu insanlara üzülmeye değmezdi. Demek ki kâfirlerin, müşriklerin arkasından üzülmek caiz değildir. İşte Allah’ın en merhametli, en şefkatli kulunun, onların dirilişi için kendini bile ihmal edecek kadar çırpınan bir Allah elçisinin onların arkalarından üzülmediğini gö-rüyoruz. Firavunun arkasından da kimse üzülmedi. Rabbimiz Kur’-an’ın başka bir yerinde Ona ne gök ağladı ne yerdekilerden kimse ağ-ladı buyurmaktadır. Mü’min olan bir kimse asla bir kâfirin arkasından ağlayamaz. Ama maalesef günümüzde kimi mü’minlerin kâfirlerin arkasından ağ-ladıklarını, ağıtlar yaktıklarını görüyoruz. Onların cennete kazandırılması yolunda dualar yaptıklarını görüyoruz. Galiba bu insanlar Allah’ın elçilerinden daha merhametli ki elçilerin ağlamadıklarına ağlamaya kalkışıyorlar. Hayır bu yanlıştır. Biz dünyada iken görevimizi tam yapacağız. Bu adamlar hayattayken hattâ kendimizi fedâ edercesine bu adamlara hakkı duyurmaya çalışacağız ama bu adamların kâfir olarak geberdiklerini görünce de artık hiç üzülmeyeceğiz ve onların kurtuluşları için de asla Allah’a dua etmeyeceğiz.