Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

104. Ayet

104Bakara Suresi

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُواۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

Ey iman edenler! (Hem “Bizi gözet.” hem de İbranicede hakaret anlamına gelen) “Râinâ.” demeyin. Onun yerine (“Bize bak, bizi dinle.” anlamına gelen) “Unzurnâ.” deyin. Ve söz dinleyin. Kâfirler için can yakıcı bir azap vardır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

104:"Ey mü'minler! Peygambere "Raina" deme­yin "Unzurna" deyin ve dinleyin, inkâr edenlere elem verici bir azap vardır." Dikkat edersek Cenab-ı Hak daha önce Bakara sûresinde şöyle buyurmuştu: "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rab-binize kulluk ediniz. Umulur ki böylece korunmuş olursu-nuz." (Bakara: 21) Demişti. Ey insanlar Rabbinize kul olun! Rabbinize kulluk edin! Buyurmuştu. Bütün insanlığı kendisine kulluğa çağırmıştı. Daha sonra: Ey İsrail oğulları! Buyurarak ehl-i kitabı bu kitaba imana çağır­mıştı. Şimdi de: Buyurarak "Ey müslümanlar!" Diyerek müslümanlara bir edep anlatmaya başlayacak. "Ey mü'minler "RAİNA" demeyin! "UN­ZURNA" deyin ve dinleyin." Kulak verin! Dinleyin! Buyuruyor. Raiy, riâyet; bir kimsenin başkalarının işlerini çekip çevir­mesi, yönetmesi demektir. Onun lehine olan şeyleri tedarik edip, ona fayda sağlaması, onu gözetmesi demektir. Bu kelime hay­vanlar için kulla­nıldığı zaman onları gütmek anlamına gelmektedir. Başlangıçta Allah’ın Rasûlü, müslümanlara herhangi bir emir verdiği zaman müslümanlar, sahabe: “Raina ya Rasûlallah!” derlerdi. Yâni bize riâyet et ey Allah’ın Rasûlü! Bizi gözet! Bize mühlet tanı! Acele etme! Bize zaman ver ki, biz bunu anlayalım! Derlerdi. Sonra­dan yahudilerin çok değişik mânâlarda kullandık­ları bu tabiri kullan­mamalarını emrederek buyurdu ki Rabbimiz: Böyle demeyin! "RAİNA" demeyin ey müslümanlar "UN­ZUR-NA" deyin. Ve söze de iyi kulak verin, dikkatlice dinleyin. Bu­nun sebebini şöyle izah etmişler: 1- "RAİNA" kelimesi yahudilerin kendi aralarında bir tür sövme anlamına kullandıkları bir kelimeydi. Bu kelimeyle, bu şifreyle Allah’ın Rasûlüne sövmeye çalışıyorlardı. 2- Veya ey bizim çoban! Ey bizim çobanımız! Ey bizim gü-dücümüz anlamına kullanıyorlardı bunu. Peygamberi bir çoban, bir hayvan güdücüsü konumuna düşürmeye ve böylece onunla alay et­meye, onu alay konusu yapmaya çalışıyorlardı. 3- Veya İbrani’ce de: Duy duymaz olası! Dinle dinlenmez olası! Dinle sözü dinlenmez adam! Gibi hakaret ifade eden bir ke­li­medir. Yahudiler hem karşısındakine sövmek, hem de ha­karet etmek kastıyla bu kelimeyi kullanmaya başlayınca Cenab-ı Hak müslümanların bu kelimeyi kullanmalarını yasakladı. 4- Bir de bu kelime: Sen bize riâyet et, sözümüze kulak ver ki biz de sana riâyet edelim, biz de senin sözünü dinleyelim şek­linde pazarlıklı bir ifade anlamına geliyor. Yâni böyle Pey­gamberin konu­munu rencide edici, anlaşmalı eşit bir riâyet talep ediyorlar. Halbuki Rasulullah’ın ümmeti arasındaki ilişkisi, öğret­men öğrenci, usta çırak ilişkisine asla benzemez. Bu konuda bunu anlatan başka âyetler de var Kur’an’da: "Sakın ha! O Rasûlü kendi aranızda birbirinizi ça­ğır­dığınız gibi çağırmayın!" (Nur: 63) Gibi âyetler vardır. İçinizden birinize hitap ettiğiniz gibi pey­gambere hitap etmeye kalkışmayın. Bilesiniz ki O Allah’ın sevgilisidir. Onu üzerseniz Allah’ı üzmüş olursunuz gibi âyetler görüyoruz. Ray; bir de hayvanlarla ilgili bir sözdür. Yahudiler bu keli­meyi kullanırlarken, biz senin ne dediğini anlayamıyoruz, biz bunu anla­maktan uzağız demeye getiriyorlardı. Biz sürüleriz demeye getiriyor­lardı da Allah buyurdu ki Ey müslümanlar! Sizler Peygam­ber karşı­sında sürüler kesilmeyin! Dinleyin! Söze iyice kulak verin! Peygambe­rin sözleri, peygamberin benden getirip sizlere duyurduğu bu mesaj anlaşılmayacak bir mesaj değildir. O mesaj karşısında sürüler kesil­meyip iyice dinlerseniz, kulak verirseniz mutlaka onu anlayacaksınız buyurulmaktadır. Sakın sizler o yahudiler gibi olmayın ve onların kul­landıkları bu başka mânâlara çekilebilecek kelime­leri kullanmayın! Buyuruyordu Rabbimiz. Rabbimiz kitabındaki bu ve benzeri âyetleriyle biz müslüman-ların kitap ve peygamber karşısında bu alçak yahudiler gibi sürüler kesilmememizi, bu kitabın âyetlerini ve bu peygamberin hadislerini anlayamayız diyerek peşin bir aptallığa düşmememizi emrediyor. Ki­tap ve peygamber karşısında sürüler kesilerek: Efendim biz kim bu kitabın âyetlerini anlamak kim? Biz nerede bu peygamberin hadisle­rini anlamak nerede? Onu ancak büyük zatlar anlar. Bizler onu oku­yup anlamak şöyle dursun, hâşâ elimize almaya bile lâyık değiliz tav­rında olanların alçak yahudiler olduğunu haber veriyor. Ey müslümanlar sizler böyle yapmayın! Kitap ve peygamber karşısında sürüler kesilme­yin! Dinleyin! Söze kulak verin! Kesinlikle bilesiniz ki ben kitabımı si­zin anlayabileceğiniz ve yaşayabileceğiniz bir özellikte gönderdim. Ben peygamberimi sizin anlayabileceğiniz ve uygulaya­bileceğiniz, ör­nek alabileceğiniz bir özellikte gönderdim. Sakın bu ko­nuda yahudiler gibi davranarak bana iftira etmeye kalkışmayın bu­yurmaktadır. Allah düşmanı yahudiler Rasulullah Efendimize böyle bir hitap tarzında bulundular. Öyleyse bugün bizler de bir konunun anlatımında kullandı­ğımız kelimelere çok dikkat etmek zorundayız. Zira insanlar onunla kendi nanelerine kılıf bulmasınlar. Meselâ Mevlâna aşk-ı İlâ­hîyi şarapla anlatmış diye bugün insanlar onun ihtifallerine ka­fayı çe­kerek geliyorlar. Keşke bu konunun anlatımında böyle bir şarap keli­mesini kullanmasaydı da insanlar kendi nanelerine böyle kılıflar bu­lamasalardı. Bilhassa İslâm düşmanlarının değişik mânâlara kullandık­ları, farklı anlamlar yükleyerek kullandıkları kavramları kullanırken çok dik­kat etmek zorundayız. Meselâ hürriyet kavramı. Bugün bu kavramı kullanan insanlar, insanın sözleri, fiilleri ve düşüncelerinin tamamen bağımsız olduğunu kast etmektedirler. Kapitalist dün­yaya göre insan bütün işlerinde sınırsız bir hürriyete sahiptir. Cin­sel, ekonomik, siyasal bütün ilişkilerini belirlerken hiçbir ilke tanı­mamakta-dırlar. Ne din, ne iman, ne Allah tanımaz bir hürriyet kast etmektedirler. Öyleyse bu kavramı kullanırken kullandığımız yerlere çok dikkat etmek zorunda­yız. Onların yükledikleri bu mânâyı çağrıştıracak şekilde bu kavram­ları kullanmaktan uzak durmalıyız. Meselâ demokrasi kelimesi de böyledir. Buna insanların yükle­dikleri İslâm dışı mânâları görmeyerek kimi müslümanların sadece İslâm’ın şura ve seçim ilkelerinden hareketle efendim İs­lâm da de­mok-rasidir! İslâm da demokrasiyi önermektedir! Gerçek demokrasi İslâm-dadır! gibi lafları, onları dinin dışına çıkardığının farkına varma­lıdırlar. İşte bu âyet-i kerîmeden anlıyoruz ki bizler bu tür kavram­ları kullanırken çok dikkatli davranmak zorundayız. Bizim inandı­ğımız muhtevaya sahip olmayan kavramları kullanmamaya âzami gayret göstermeliyiz, yoksa müslümanların zihinlerini idlal veba­linden kurtu­lamayız. Kullandığımız kelimeleri, kavramları kullanır­ken çok dikkat etmek zorundayız, aksi takdirde insanlar bizim kullandığımız bu keli­meler ve kavramlar üzerinde kendi nanelerine kılıf bulmasınlar, kendi nanelerine delil bulmasınlar, bulamasınlar.