105:"Kitap ehlinden olan kâfirler ve müşrikler Rab-binizden sizin üzerinize bir hayır indirilmesini asla iste-mezler. Ama Allah rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük ihsan sahibidir." Yâni size ne din gelmesini, ne kitap indirilmesini, ne de Peygamber gönderilmesini isterler. Veya sizin bir harbi kazanmanızı, sizin bir nîmete ulaşmanızı asla istemezler. Sizin devlet kurmanıza, sizin yeryüzüne hakim olmanıza onların asla rızası yoktur. Yâni bunlar kesinlikle size bir hayrın indirilmesine, sizin bir hayra ulaşmanıza razı olmazlar. Sizin bir başarıya ulaşmanız onların asla hoşuna gitmez. Onun için bunlardan size hayır geleceğini, hakkınızda hayır düşüne-ceklerini sakın ummayın. Hayatınızı bu umut üzerine bina etmeyin. Bu Amerika’dan, bu Avrupa’dan, bu ehl-i kitap dünyadan hiçbir beklentiniz olmasın. Sakın güvenmeyin onlara denilmektedir. Ama varsın onlar istemesinler, hayır onların elinde değildir. Hayır Allah’ın elindedir buyurulmaktadır. "Ama Allah rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük ihsan sahibidir." O Allah ki rahmetini dilediğine verendir. Ve Allah büyük fazıl sahibidir buyurduktan sonra devam eden ayetlerinde onların kitabın tamamına itiraz etmek için fer'i hükümlere itiraz ettiğini anlatır Rab-bimiz. Ehl-i kitabın, Kur’an’ın tümünü reddedebilmek için fer'i hükümleri reddettiklerini anlatır. Kitabın bildirdiği nesih konusuna itiraz ettiklerini gündeme getirir. Bakın Kur’an-ı Kerîmde nasih ve mensuh da var. Bir zamanlar bu Allah’ın emridir denilen bir hüküm, bir âyet diğer bir zaman nesih olunuyor. Onun yerine bir başka hüküm, bir başka âyet konuluyor. Yahudiler ve hıristiyanlar Kur’an’ın bu hükmünü reddetmeye kalkışıyorlar. Bu ne biçim iştir? Allah’ın hükmünde, Allah’ın sözlerinde değişiklik olur mu? Eğer bu Kur’an gerçekten Allah kelâmı olsaydı böyle bir değişikliğin olmaması gerekirdi. Allah kendi yaptığını hiç bozar mı? Sözünü geri almak yakışır mı Allah’a? Kur’an hem önceki kitapların, Tevrat ve İncil’in Allah’tan geldiğini söylüyor, hem de bizzat tasdik ettiği bu kitaplardan farklı şeyler söylüyor. Kur’an Tevrat’ta ve İncil’de olmayan şeyleri söylüyor. Kur’an Tevrat’ın ve İncil’in hükümlerinin kal-dırıldığını, nesih olduğunu söylüyor. Kur’an Tevrat ve İncil’in hüküm-lerinin kaldırıldığını söylüyor. Olacak şey midir bu? Allah daha önce indirdiğini kaldırır mı? Nasıl olur da Allah farklı zamanlarda farklı şeyler söylüyor? Dün başka şeyler söylüyordu bugün başka şeyler söy-lüyor Allah. Olacak şey midir bu? Diyorlardı. Yâni kitaplarının Kur’an tarafından nesih edilmesini kabullenemiyorlar, hazmedemiyorlardı. Bu mânâda nesih, önceki kitaplardakilerin hükümlerinin kaldırılması anlamına gelecektir. Bir de Kur’an, yahudi ve hıristiyanların kendilerine kitapları vasıtasıyla indirilen emirlerin bir kısmını unuttuklarını söylüyor. Allah’ın âyetlerinin, Allah’ın emirlerinin hafızalardan silinmesi nasıl mümkün olabilir? Böyle bir şey mümkün değil diyorlardı. Kur’an’ın nesih adı altında gündeme getirdiği bu hafızalardan kimi hükümlerin, kimi âyetlerin silinmesi konusunu reddediyorlardı. Aslında onların bu soruları hakka ulaşmak için, hakkı bulabilmek için değil, mü'minlerin zihinlerini idlal içindi. İstiyorlardı ki Mü'minler de bu tür şeyleri problem yapsınlar ve kavminin bu tür sorularla Hz. Mûsâ’yı uğraştırdıkları gibi onlar da peygamberlerini uğraştırsınlar ve yoluna barikatlar koysunlar. Bunu ilk söyleyenler yahudilerdi. Kur’an’ın haber verdiği neshi ilk reddedenler, inkâr edenler yahudilerdi. Hâşâ Allah’ın önce bilmediğini sonradan öğrenmiş olması düşünülemez. Allah’ın önce demediğini sonradan demesi de düşünülemez. Ve buna göre Allah’ın hüküm değiştirmesi de söz konusu olamaz diyorlardı. Nesih mümkün değildir diyorlardı. Böylece Tevrat’ın hiçbir âyeti, Mûsâ dininin hiçbir hükmü değişmezmiş, Tevrat’ın hiçbir âyeti değiştirilemezmiş, nesih edilemezmiş. Bunun için İncil de, Kur’an da Allah’ın kitabı değilmiş. Zira Kur’-an’dan önce gelen İncil de aynı şeyi yaptığı için onu da reddediyordu yahudiler. Daha önce gelen, Kur’an’dan önce gelen İncil de gelişiyle kendisinden önceki meriyette olan Tevrat’ın nesih edilmiş olduğunu ilan etmişti. Bu yüzden yahudiler kendi kitaplarını nesih etti diye İncil için de aynı şeyi söylemişlerdi. Dün aynı sebeple İncil’i reddeden bu yahudiler, bugün de aynı sebeple Kur’an’ı reddediyorlardı. Hıristiyanlara gelince, onlar eskiden yahudilere karşı neshi savunuyorlar ve bunu inkâr etmiyorlardı. Çünkü kendi kitapları olan İncil, Tevrat’ın bazı hükümlerini nesih etmişti. Meselâ İncil’de, Tevrat’ın cu-martesi günü iş yapmayı yasaklayan hükmünü değiştirip bunu pazar gününe alan âyetlerin varlığını iddia ediyorlardı. Yine Hz. İsa’nın yiyecek ve içecekler konusunda eski yasakları kaldırdığına inanıyorlardı. Ama sonradan Kur’an gelip de ikisini de nesih eden âyetler ortaya konulunca bu defa yahudilere karşı bu neshi savunan hıristi-yanlar: "Allah’ın kelimelerinde değişme olmaz." (Yunus: 64) Âyetine dayanarak neshi inkâr edip bu konuda Kur’an’ın âyetiyle müslümanlara delil getirmeye bile kalkıştılar. Allah’ın kelimelerinde, Allah’ın âyetlerinde, Allah’ın hükümlerinde değişiklik olmaz. Yâni Allah’ın İncil’deki âyetleri kesinlikle değişemez, değiştirilemez diyorlar. İncil’in kendisinden önceki Tevrat’ı değiştirdiğine inanan bu hı-ristiyanlar aynı şeyin Kur’an için geçerliliğini reddettiler. Avusturya’da bu konuda tartıştığımız bir papaz bana bu âyeti okumaya kalktı. Ben dedim ki eğer hıristiyanlık böyle bir âyete dayanarak İslâm’a itiraz edecek olursa, o zaman hıristiyanlık kendi kendini inkâr etmiş olur. Çünkü hıristiyanlığın yahudiliğe muhalif olan pek çok hükümleri vardır. Yâni hıristiyanlığın yahudiliği nesih eden pek çok hükmü vardır. Zaten böyle olmasaydı da hıristiyanlığın mânâsı kalmazdı. Aynı şey yahudiler için de geçerlidir. Onların kitabı olan Tevrat da kendinden önceki kitaplarda olmayan, veya onları nesih eden hükümlerle doludur. Ehl-i kitabın bu itirazlarına karşı buyurur ki Rabbimiz.