115:"Doğu da Allah’ındır, batı da Allah’ındır. Şimdi namaz için ne tarafa yönelirseniz Allah’ın vechi oradadır. Doğrusu Allah’ın rahmeti herşeyi kaplamış ve o herşeyi bilmektedir." Doğunun da Rabbi Allah’tır, batının da Rabbi Allah’tır. Artık Allahu Teâlâ dilediği şekilde mü'minleri o tarafa da bu tarafa da döndürebilir, kimsenin bu konuda Allah’a hesap sorma imkânı ve hakkı yoktur. Bu âyetler müslümanlara yeni bir ufkun açılmasının müjdesini veren âyetlerdir. Kıblenin Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a çevrileceğinin müjdesini veren âyetlerdir. Müslümanlar o günlerde yine Allah’ın emriyle Kudüs’teki Mes-cid-i Aksa’ya yöneliyorlar ve namazlarını o tarafa doğru kılıyorlardı, ama müslümanların kalplerinde İbrahim’in mescidi, yeryüzünde ilk inşa edilen ve kıyamete kadar da kıble olarak Allah’ın ilan edeceği Mekke’deki Kâbe vardı. Gözleri, gönülleri Kâbe’deydi müslümanların. Ama Rablerinin arzusu Kudüs’teki Mescid-i Aksa olunca buna da itiraz edecek değillerdi elbette. Onun için müslümanlar Kudüs’e doğru dönüyorlardı. Ama Allah o mü'minlerin arzu ettikleri yönde onlara bir nîmet sunacaktı. Bu nîmet onların kıble olarak arzu ettikleri Kâbe’ye yönelme nîmetiydi. İşte bu âyet, bunun müjdecisi bir âyetti. Madem ki doğu da Allah’ın batı da Allah’ındır, madem ki zaman da Allah’ın, mekân da Allah’ındır, o halde sizi dilediği tarafa döndürebilir o Allah. Namazınızı bazen böyle kılın der, bazen böyle. Bazen bu tarafa, bazen şu tarafa dönün der. O nasıl derse, nasıl emrederse bizim buna teslim olmamız gerekir. İşte bir dönem Kudüs’e dönün demişti, o tarafa dönmüştü müslümanlar, sonra da Mekke’ye, Kâbe’ye dönün dedi Allah, müslümanlar da dönüverdiler o tarafa. Ama yahudiler bunu problem ettiler, fitne çıkarmaya çalıştılar. Cenab-ı Hak da buyurdu ki: Doğu da Allah’ın, batı da Allah’ındır. Nereye yönelirseniz Allah’ın zatı oradadır. Yeter ki siz Allah’ın istediğine yönelin. Yeter ki siz Allah’ın emrine boyun bükün. Şuraya ya da buraya dönmek mesele değil, esas mesele Allah’ın emrine boyun eğmektir. Allah bu âyetinde tevhidi anlatıyor. Allah bir cisim değildir. O zaman ve mekânla sınırlı değildir. Allah’ın belli bir yeri, yurdu yoktur. Yüzünü ne tarafa dönersen onu karşında bulursun. Her yerde, her tarafta Allah’ın yarattığı eserleriyle karşı karşıya gelirsin, Cenab-ı Hakkın gücünü, kudretini müşahede edersin. Acaba bu âyet kıbleyi belirlemek için mi inmiştir? Anlayabil-diğimiz kadarıyla bu âyet kıbleyi tesbit için değil de kıblenin değiştirilmesine itiraz eden yahudilere cevap olarak gelmiştir. Allah belli bir zaman maslahatı gereği belli bir yöne yönelmemizi isteyebilir. Daha sonra da başka bir zaman, başka bir maslahat gereği, başka bir tarafa yönelmemizi isteyebilir. Bu konuda hiç kimsenin Allah’a hesap sorma hakkı yoktur. Kaldı ki önceki kıble, Allah orada olduğu için emredilmemiştir ki değiştirilmesi mümkün olmasın. Binek hayvanları üzerinde namaz kılanlar hakkında bu âyet inmiştir diyenler de vardır. Bu durumda insanlar istediği tarafa dönebilirler. Ya da bu âyet Cabir (r.a) hazretleri hakkında inmiştir denmiş. Kıbleyi tespit edemeyen bir adam istediği tarafa dönebilir denmiştir. Adam sorabileceği birileri varsa soracak, yoksa kendine göre bir içtihat yapıp o tarafa doğru dönecektir. Bir başka yaklaşımla bu âyetinde Rabbimiz, kişinin kıblesini anlatmaktadır. Yâni kim, kimin kıblesine yönelirse ona kulluk etmektedir. Kim, kimin yönetimini kabul ederse onun kölesi olmuştur. Kim, kimin arzularını gerçekleştirmek adına hareket ederse; kim, kimin rızasını kazanmak üzere çırpınırsa, onun kulu olmuş demektir. Yâni bizim hareket tarzımızı, hareketlerimizin kıblesini, rotasını kim tayin etmişse, hayat programımızı kim belirlemişse -Allah korusun- biz, onun kulu kölesi olmuşuz demektir. Eğer Allah, sizin için Mescid-i Aksa’ya yönelin demişse, siz de Allah emretti diye o tarafa yöneliyorsanız, bu yönelişiniz doğrudur. Yönünüz Allah’a yönelik, kulluğunuz Allah’a müteveccihtir. Namazınız kabuldür, ibâdetiniz makbuldür. Ama Allah, sizi önceki kıblenizden alıp bu defa da Mekke’deki Mescid-i Haram’a döndürüyorsa bu sefer de kıbleniz orası olacaktır. Çünkü size bu emri veren Allah’tır. Bir amelin yaptırıcısı kimse, kişi o ameli işlerken ona kulluk yapıyor demektir. Meselâ bir tür giyiniyorsunuz, bunu size yaptıran kimse siz, ona kulluk ediyorsunuz demektir. Düğünde şunlar şunlar yapılmalıdır diyorsunuz. Şuradan kazanılmalı, şuralarda harcanmalıdır diyorsunuz. Şu makamlara gelinmeli, şu okullarda okunmalı diyorsunuz. Bütün bunların yaptırıcısı kimse kişi, ona kulluk ediyor demektir. Yâni kişiyi yönlendiren kimse, kimin için bir yerlere yöneliyorsanız kulluğunuz onadır. Sizin kıblenizi tayin eden Allah’tan başkalarıysa, Allah’tan başkalarının yönlendirmesine tabi olmuşsanız, o zaman sizin Allah-tan başka program yapıcı tanrılarınız var demektir. Ve siz, size hayat tarzı belirleyen bu tanrılara kulluk yapıyorsunuz demektir. Meselâ şöyle giyineceksiniz diye size kıble tayin eden, program belirleyen, Allah dışında moda gibi tanrılarınız var da siz onların, size gösterdikleri kıblelerine yöneliyorsanız bilesiniz ki, siz onlara kulluk yapıyorsunuz demektir.