118: “Bilgisi olmayanlar Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize bir mûcize gelse ya? Dediler. Bu sözler yeni değil, öncekiler de aynı şeyi söylemişlerdi. Nasıl da kalpleri birbirine benziyor! Eğer gerçekten âyet istiyorsanız biz kesin bir bilgiyle inanmak isteyenlere âyetlerimizi apaçık göstermişizdir." Bilgisizler, cahiller dediler ki; şu az evvel kendilerini cennetlik gören insanlar utanmadan dediler ki; Allah bizimle konuşmalı veya bize de bir âyet gelmeli değil miydi? Yâni Allah bizim karşımıza geçip: Bu benim elçimdir! Bu peygamberi ben görevlendirdim! Bu elinizdeki kitap benim kitabımdır! Bu benim kelâmımdır! Onu size ben gönderdim deseydi ya! Veya bize bir âyet getirseydi! Öncekilere yaptığı gibi bize gözümüzle görebileceğimiz bir mûcize gönderseydi ya? diyorlar. Cahiller böyle diyorlar. Bunlar, bunu söyleyenler cahillerdir diyor Allah. Bu bilmeyen cahiller konusunda müfessirler: Hıristiyanlardır demişler, yahudilerdir demişler, cahilin cahili müşriklerdir demişler. Ama herhalde en uygunu da bu son grup olsa gerek. Allah buyurur ki; bu yeni değil, bu sözler yeni değildir. Yâni Hz. Adem’den bu yana müslümanlar hep böyle değişmeyen bir inancı yaşıyorlar, kâfirler de İblisin yolsuzlaşmasından bu yana hep böyle aynı yanılgıyı devam ettiriyorlar. Yeni bir şey değildir bu. Tarihte hep olagelmiş bir felsefedir. Madem ki Allah var, o halde bizimle konuşsa ya bu Allah. Sesini bir duysak, gözümüzle bir görüp elimizle bir dokunsak ya. Gözleriyle gör-medikleri, elleriyle dokunmadıkları, duyularıyla algılamadıklarına, laboratuarın konusu olmayan şeylere inanmıyorlar hainler. Mü’minlere açık olan gayb pencereleri bu kâfirler için kapalıdır. Yâni sanki bir bakıma Peygamberlik bekliyorlar inanmak için. İstiyorlar ki Allah bize de konuşsun, bizimle de konuşsun, bize de vahiy göndersin. Allah diyor ki bakın: "Bu sözler yeni değil, öncekiler de aynı şeyi söylemişlerdi." Bakın kitabımız öncekilerin de aynı şeyleri söylediklerini şöyle anlatıyor: "Ey Mûsâ Allah’ı apaçık görmedikçe sana asla inanmayacağız demişlerdi." (Bakara: 55) Bakın, işte Mûsâ aleyhisselâmın toplumu da Mûsâ aleyhisse-lâma aynı şeyleri söylüyorlardı. Onlar da aynı materyalist mantığı kullanıyorlar, apaçık görmediğimiz bir Allah’a asla inanmayız diyorlardı. Yine meselâ İsra sûresindeki bir âyet-i kerime de aynı konuyu anlatarak şöyle buyuruyordu: "Bize yerden kaynaklar fışkırtmadıkça sana inanmayacağız! Veya senin bağların, hurmalıkların olup, aralarından ırmaklar akıtmadıkça sana inanmayacağız! Yahut da iddia ettiğin gibi göğü tepemize parça parça düşürmeli, ya da Allah’ı ve Melekleri karşımıza getirmelisin ki sana inanalım? Demişlerdi." (İsrâ: 90) Yine bakın kitabımızın Mâide sûresinin bir âyeti hıristiyanların da Hz. İsa’ya aleyhisselâm şöyle dedikleri anlatıyordu: "Havariler; Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi? Demişlerdi. Bunu becerebilir mi Rabbin? Demişlerdi." (Mâide: 112) Allah diyor ki; bunlar, bu sözler yeni değil, öncekiler de aynı şeyleri söylemişlerdi. Bugünkü bilimsel, pozitivist, modernist kâfirler de aynı şeyleri söylüyorlar. Görmediğimiz bir Allah’a kesinlikle inanmayız, diyorlar. Laboratuarın konusu olmayan, gözlerimizle görüp duyularımızla algılamadığımız bir Allah’a kesinlikle inanmayız diyorlar. Ve akıllarınca bilgiçlik ortaya koyduklarını zannediyorlar. Bu konuda peygambere ve onun yolunun yolcusu müslümanlara delil getirdiklerini zannediyorlar. Yeni bir şey ortaya koyduklarını zannediyorlar. Hal-buki asırlar boyu cahillerin dediğinden başkasını da demiyorlar. "Nasıl da kalpleri birbirine benziyor!" Nasıl da aynı şeyleri söylüyorlar! Nasıl da ağızları ve kalpleri birbirine benziyor. Allah diyor ki bunlar hiç bir şey bilmeyen cahillerdir. Bunların asıl gâyeleri hakkı öğrenmek, hakkı bulmak ve kabul etmek değildir. Dertleri bu değildir adamların. Bunların tüm dertleri hakkı kendilerine açık ve net bir biçimde sunan kişileri oyalamak ve güya zor durumda bırakmaktır. Bunların iman etmeyişlerinin sebebi bu konudaki delillerin azlığından değildir. Ve bunlar esasen peygamberin fonksiyonunu da bilemeyen zır cahillerdir. Peygamber evrendeki yasaları değiştirmek için gelmemiştir. Bu sizin bilgisizce kendisinden istediğiniz şeylere ancak yeryüzündeki Allah’ın koyduğu ve kendisinden başka hiç kimseye müdahale izni vermediği kanunları değiştirmeye güç yetiren bir peygamber ancak cevap verebilir. Halbuki peygamberin böyle bir yetkisi yoktur. Peygamber bir beşerdir, bir kuldur. Bu iş ancak Allah’ın elindedir. Peygamberin sizin gibi bir insan olarak görevi sadece Allah’tan geleni size duyurmaktır. Sadece size doğru yolu, Allah yolunu göstermektir. Hal böyleyken siz ondan onun gücünün yetmeyeceği şeyler isteyerek cahilliğinizi ortaya koyuyorsunuz. Kaldı ki: "Eğer gerçekten âyet istiyorsanız biz kesin bir bilgiyle inanmak isteyenlere âyetlerimizi apaçık göstermişizdir." Âyet mi istiyorsunuz? İman etmek için âyet mi bekliyorsunuz? Elinizdeki Allah’ın şu âyetleri yetmiyor mu size? Elinizdeki şu kitabın âyetleri yetmiyor mu? Şu kitabın işitsel âyetleri yetmiyor mu size? Şu kâinatta Allah’ın serpiştirdiği meşhut âyetler yetmiyor mu? Allah’tan âyet istiyorlar, halbuki Allah’ın âyetlerinden habersizler. Allah’ın kendileriyle konuşmasını istiyorlar, halbuki şu âyetlerle Allah’ın kendileriyle konuştuğunun farkında değiller. Anlıyorlar aslında da yamukluk yapıyorlar. Mûsa’nın toplumu konuşmaya şahit oldular, bu defa da bizzat Allah’ı görelim dediler. Bunlar da Allah’ın konuşmasına şahit oldular. İşte elimdeki şu kitabın âyetleriyle Allah’ın kendilerini muhatap kabul ederek konuşmasına şahit oldular, bu defa da ne diyeceklerdi, Allah’ı bizzat görmemiz lâzım. Onun konuşmasına muttali olmamız yetmez, O’nu bizzat gözlerimizle görmedikçe, ellerimizle dokunmadıkça asla iman etmeyeceğiz diyorlar. Allah’tan yeryüzüne bir sofra indirmesini mi bekliyorsunuz? Allah’ın yeryüzünde sizlere sunduğu şu nîmet sofrasını görmüyor musunuz? Elmasıyla, armuduyla, buğdayıyla, yağlısıyla, tuzlusuyla, tatlısıyla, ekşisiyle Allah’ın size sunduğu şu sofrayı görmüyor musunuz? Kim verdi bütün bunları size? Allah’tan beklemeniz, Allah’tan istemeniz gereken şeyleri sizin gibi bir beşer olandan mı istiyorsunuz? Allah’la Onun kulunu mu karıştırıyorsunuz? Peygamberin görevi bu değildir. Ve insanların bu tür cahilce isteklerini yerine getiremeyen bir peygamber başarısız bir peygamber değildir. Öyleyse ey peygamberim! Sen onların dediklerine aldırış etmeden yoluna devam et!