129:"Ey Rabbimiz, onlara içlerinden bir peygamber gönder ki; o senin âyetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları iyice temizlesin. Muhakkak ki sen azîz ve hakîmsin" Onlara bir elçi gönder ki; o, müslüman ümmeti toparlasın. Ve o Rasul onlara önder ve örnek olsun. Ve bu peygamber senin âyetlerini okusun, hikmeti öğretsin ve böylece tertemiz hale getirsin onları. Böyle bir peygamber gönder ya Rabbi diye dua ediyorlar. Peygamberin görevleri sayılıyor bu âyet-i kerîmede: 1- Ümmetine Allah’ın âyetlerini okumak, kendisine Allah’tan gelen âyetleri okumak. 2- Kitabı öğretmek. 3- Hikmeti öğretmek. Hikmet amel-i salihtir. Hikmet, kavilde ve fiilde isabettir. Hikmet, kişinin sözüyle a-melinin birleştirilmesidir. Yalnız sözde isabet hikmet olmadığı gibi, sadece fiilde isabet de hikmet değildir. Hikmet, fıkıh demektir. Yâni dindeki emir ve nehiylerin maksa-dını kavramak demektir. Kişinin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesi demektir. "Allah kimin için hayır murad buyurursa onu dinde fakih kılar." Hadisi bunu anlatır. Hikmet, sünnet demektir. Yâni kitabın pratiği olan sünnet demektir. İşte bu peygamber onlara Kur’an’ın pratikte uygulanışını göstermektedir. 4- Bir de Peygamber (a.s)'ın görevi, ümmetini tezkiye etmek, insanları tertemiz hale getirmektir. Küfürden, şirkten, nifaktan cahili-yeden insanları arındırmak; vicdanlarını, kalplerini, düşüncelerini, niyet ve amellerini, aile hayatlarını, içtimaî yaşantılarını temizlemektir. Tezkiye, bir müslüman yirmi dört saatlik hayatını Allah’ın şu kitabına göre yaşaması demektir. Bir müslüman hayatını bu kitabın istediği şekilde yaşarsa, o kişi hayatını temizlemiş demektir. Bir toplum da hayatını bu kitaba göre yaşarsa, o toplum da temizlenmiş demektir. Öyleyse tezkiye bu kitaba göre bir hayat yaşamaktır. Kitaptan habersiz yaşayan bir kişinin tezkiyeden, temizlikten söz etmesi mümkün değildir. İşte peygamberin görevleri bunlardır. Öyleyse bizim de görevlerimiz bunlardır. Biz de topluma Allah’ın âyetlerini okuyacağız, toplumda bu âyetleri öğrenmek isteyenlere öğreteceğiz. Okumak herkese, kadın erkek, genç, ihtiyar herkese. E peki zaten bu insanlar Kur’an’a iman ediyorlar, onlara niye okuyacağız? demeyeceğiz. Çünkü Kur’an müslümana da uyarıdır, kâfire de uyarıdır. Bilelim ki Kur’an müslümana hatırlatmadır, kâfire de uyarıdır. Bunu mutlaka biz de gerçekleştireceğiz. Bu okuduğumuz insanlar arasından öğrenmek isteyenlere öğreteceğiz, Kur’an’ı pratikte yaşamak isteyenlere de işte kitabın pratiği budur diye onun pratiğini de göstereceğiz ve böylece o insanların temizlenmesini de sağlayacağız. Ve işte Peygamber (a.s) insanları her türlü bâtıl düşüncelerden, efsanelerden temizleyerek onları apaçık imana ve hidâyete ulaştırıyor. İşte İbrahim’in (a.s) duası böylece yerini bulmuş oluyordu. Gerçekten çok güzel bir duaydı ve bu dua kabul ediliyordu. Yıllar sonra dünyanın en kutsal bir şehrinde bir ümmet ve bu ümmet içinde bir peygamber ve o peygamber onlara Rabbinden gelen âyetleri okuyor, kitabı öğretiyor ve bu kitabın pratikteki uygulamasını, yâni sünneti sunuyor, hikmeti sunuyor ve bu peygamber dünyanın en vahşi bir toplumunu, dünyanın en medeni toplumu haline getiriyordu. Gerçekten o sırtlanları sırtlanlıkta geride bırakacak kadar ileri gitmiş insanları her türlü pisliklerden temizliyor, zâlim olanları âdil hale getiriyordu. Belki dünyanın en cahilleri olan bir toplumu dünyanın en âlimleri, haline getiriyor, dünyanın hocası haline getiriyor. Ve onları tertemiz hale getiriyordu. "Şüphesiz ki, azîz ve hikmet sahibi ancak sensin." Ya Rabbi sen azîzsin; izzet ve şeref sana aittir. Sen güçlüsün; senden başka güçlü, senden başka izzet ve şeref sahibi yoktur. Senden başka güveneceğimiz, senden başka dayanacağımız yoktur. Sen hakîmsin, hikmet sahibisin, hâkimiyet sahibisin; senden başkalarına hâkimiyet hakkı tanımayız, sen hayatımıza yegâne hakim olansın, ha-yatımıza hükmedensin, hayat programımızı tesbit edensin diye dua-ları devam ediyor.